Kök

علم

Kur'an'da 854 yerde, 724 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Yolda yön tabelasına bakarsın, nereye gideceğin belli olur. Kur’an’da ilim önce böyle açık işareti anlatır; sonra belirlenmiş zaman ve payları, sonunda da zihinde öğrenmeyi. Allah içinse gizliyi ve açığı bütünüyle ayırt edip bildiği ve sınamalarla kimin nasıl olduğunu ortaya çıkardığı söylenir.

Türkçedeki izi

ilim
Bir şeyi seçip ayırıp adıyla bilmek demek.
alamet
Gözle görülen belirti ya da işaret.
malum
Önceden belirlenmiş ve herkesçe bilinen şey.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileدري()

    Bu kök belirsizlik ve ne olacağını bilememe tonunu taşır. İlim ise belirli olanı gösterir ve sınır çizer. Kısacası ilim belirginlik kurar, dry belirsizlik bırakır.

    • 22:28Burada günler bellidir; ilim belirginliği anlatır.
    • 21:109Burada bilmem denir; gelecek belirsizdir.
  • bu kökileغيب(gayb)

    Bu kök gizli alanın kendisini anlatır. İlim ise gizli ve açığı birlikte belirler. Kısacası ilim sınır koyar, gayb gizliyi adlandırır.

    • 6:73Gizli ve açık birlikte anılır; ilim kapsar.
    • 5:109Gizlileri bilen ifadesi var; gizli alan vurgulanır.
  • bu kökileجهل(cahil, cehalet)

    Bu kök ölçüsüz, işaretsiz davranmayı anlatır. İlim ise açık işaret ve belirlenmiş bilgiye dayanır. Kısacası ilim sınırlandırır, cehalet savurur.

    • 2:31İsimler öğretilir; yani şeyler belirlenir.
    • 4:17Bilmeden yapılan iş anlatılır; ölçü yoktur.

Müfessir diliyle

Bir şeyi nişanlayıp ayırt etmek; böylece mahiyetini belirlemek ve yerini/hesabını ortaya koymak.

Kök, önce açık seçik nişan ve alametle görünür kılmayı gösterir: alâmetler ve bayraklar gibi belirgin işaretler (16:16; 42:32; 55:24). Buradan ‘tayin edilmiş, sabit kılınmış’ şeye geçer: ma‘lûm aylar/günler ve yazgı (2:197; 22:28; 15:4; 37:41). “Öğretmek” (عَلَّمَ) ise bu belirginliği başkasının zihnine yerleştirmektir: Âdem’e isimler, Peygambere hikmet, Dâvud’a zırh sanatı (2:31-32; 4:113; 21:80). İlâhî sıfat olarak ise her şeyin iç-dış, gizli-açık ayrımını bütünüyle tespit eden kuşatıcılığı anlatır (2:29; 6:73; 57:4; 64:4; 24:41).

Somuttan soyuta

Somutta nişan/alamet ve bayrak gibi belirgin işaretlerden (16:16; 42:32) belirlenmiş zaman ve paylara (2:197; 15:4), oradan da zihinde sınırları konulmuş kavrayışa ve öğretilmeye geçer (2:31-32; 4:113).

Kardeş köklerden farkı

  • دريile farkı

    دري, çoğu kez ‘ne bileceksin/ben bilmiyorum’ kalıbıyla geleceğe-dair ihata edilemeyen belirsizliğe işaret eder (21:109; 21:111; 33:63; 42:17; 31:34). علم ise tespit ve tayin edilmiş açıklığı ve ilâhî kuşatmayı anlatır (31:34; 57:4; 64:4).

  • غيبile farkı

    غيب gizli alanın kendisidir; Allah’ın o gizliye nüfuzunu nitelemek için ‘gizlilerin en iyi bileni’ denir (5:109; 5:116; 9:78; 6:73). علم ise hem gizli hem açık olanın ayrımını ve tespitini kapsayan kudrettir (27:74; 64:4).

  • جهلile farkı

    جهل, ölçüsüzlük ve işaretsiz davranıştır; ‘bilgisizlikle’ yapılan fiiller ve ‘câhiliye zannı’ böylece anılır (4:17; 6:54; 3:154). علم ise sınırları konmuş açıklığa dayanır ve o açıklık yoksa izlenmemesi istenir (10:89).

Anlam alanları · 5

  1. Nişan ve alamet

    Yol bulduran işaretler ve bayrak gibi belirgin şeyler; kökün somut zemini.

  2. Tayin edilmiş olan

    Sabitlenmiş zamanlar, paylar ve yazgı; ‘ma‘lûm’ olanın belirginliği.

  3. İlâhî kuşatıcılık

    Gizli-açık, iç-dış her şeyin ayrımını bütünüyle tespit eden sıfat.

  4. Öğretim ve edinim

    Belirginliğin zihinlere aktarılması; isimlerden beceriye uzanan talim.

  5. Sınama ve tebellür

    İmtihanla kimin nasıl olduğu ortaya çıkar; ‘li-ya‘lama’ kalıbı ifşa eder.

Biçimlerin kullanımı

عَلِمَ
Bir şeyin ayrımı ve mahiyetinin kendisine açıklık kazanması; ilâhî kuşatıcılıkta sürekli tespit.
عِلْم
Belirginleşmiş tespit/kayıt; zihinde sabitlenmiş açıklık alanı.
عَلَّمَ
Bu açıklığı başkasına yerleştirmek; isim, hikmet ve sanat telkini.
عَلِيم
Her şeyin ayrımını kuşatan; gizliyi-aşığı tespit eden nitelik.
عَٰلَمِين
Nişan taşıyan varlık topluluklarının tümü; Rabbin terbiye ettiği bütün düzenler.
مَّعْلُوم
Tayin edilip belirlenmiş, sabit ve herkesçe tanınır kılınmış olan.

Güven: Güçlü · incelenen 69 ayetin 25'i açıklandı (%36) · toplam 728 ayetten dengeli örnek

Somut alamet kullanımlarıyla soyut tespit/öğretim ve ilâhî kuşatıcılık arasında doğrudan bağ kuran çok sayıda ayet vardır.

Açık soru: ‘عالمين’in ‘işaret taşıyan varlık kümeleri’ yorumu bağlamsal bir ihtimâldir; her bağlamda kapsamı aynı genişlikte olmayabilir.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

85 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 1:2'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 434Medenî · 290
fiil · 425isim · 302sıfat · 122

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 165

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

يَعلَمُونَ81يَعلَمُ62ٱلعَٰلَمِينَ61أَعلَمُ55تَعلَمُونَ54عَلِيمٞ39عَلِيمٌ33ٱلعَلِيمُ28عَلِيمُ27وَٱعلَمُوٓاْ18عِلمٖ15عَلِيمًا14عِلمٍ12ٱلعِلمِ11وَيَعلَمُ10ٱلعِلمَ10عَلِمَ9عِلمٞ9لِّلعَٰلَمِينَ9عَلِيمٗا8عَٰلِمُ7فَٱعلَمُوٓاْ6ٱلعِلمُ6وَلِيَعلَمَ6عَلِمنَا6نَعلَمُ5تَعلَمُ5عَلِيمٖ5عَٰلِمِ5وَعِلمٗا5مَّعلُومٖ5عِلمٗا5تَعلَم4عَلَّـٰمُ4ٱلعَلِيمِ4عِلمُهَا4يَعلَمُوٓاْ4عِلمُ4عِلمَ3وَأَعلَمُ3

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 1:2Hamd o âlemlerin Rabbiٱلعَٰلَمِينَ
  2. 2:13Onlara: "İnsanların (müslümanların) inandığı gibi inanın." denilince, "Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız?" derler. İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir fakat bilmezlerيَعلَمُونَ
  3. 2:22O (Rabb) ki yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse siz de, bile bile, Allah'a eşler koşmayınتَعلَمُونَ
  4. 2:26Muhakkak ki Allah bir sivri sineği, hatta daha üstününü misal getirmekten çekinmez. İman edenler bilirler ki, o şüphesiz haktır, Rabb'lerındandır. Ama küfre saplananlar: "Allah böyle bir misal ile ne demek istedi?" derler. Allah onunla birçoklarını şaşırtır, yine onunla birçoklarını yola getirir. Onunla ancak o fasıkları şaşırtırفَيَعلَمُونَ
  5. 2:29O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilirعَلِيمٞ
  6. 2:30Bir zamanlar Rabb'in meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. (Melekler): "A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz" dediler. (Rabb'in): "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim." dediأَعلَمُ
  7. 2:31Ve Âdem'e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: "Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin." dediوَعَلَّمَ
  8. 2:32Dediler ki: "Yücesin sen (ya Rab!). Bizim, senin bize öğrettiğinden başka bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen bilensin, hakîmsinعِلمَ
  9. 2:33(Allah): "Ey Âdem, bunlara onları isimleriyle haber ver." dedi. Bu emir üzerine Âdem onlara isimleriyle onları haber verince, (Allah): "Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim" dememiş miydim?" dediأَعلَمُ
  10. 2:42Hakk'ı batıla karıştırıp da, bile bile hakkı gizlemeyinتَعلَمُونَ
  11. 2:47Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve vaktiyle sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayınٱلعَٰلَمِينَ
  12. 2:60Hani bir zamanlar Musa, kavmi için su istemişti, biz de "asanla taşa vur!" demiştik, bunun üzerine o taştan on iki pınar fışkırmıştı. Her kısım insan kendi su alacağı yeri bildi. Allah'ın rızkından yiyin ve için de bozgunculuk ve saldırganlık yaparak yeryüzünü fesada vermeyinعَلِمَ
  13. 2:65İçinizden cumartesi günü yasağını çiğneyenleri elbette bilirsiniz. İşte bundan dolayı onlara "sefil maymunlar olun!" dedikعَلِمتُمُ
  14. 2:75Şimdi bunların, size hemen inanacaklarını ümit mi ediyorsunuz? Halbuki bunlardan bir grup vardı ki, Allah'ın kelâmını işitirlerdi de sonra ona akılları yattığı halde bile bile onu tahrif ederlerdiيَعلَمُونَ
  15. 2:77Peki bilmezler mi ki, onlar neyi sır olarak saklar ve neyi açıkça söylerlerse Allah hepsini bilirيَعلَمُونَ
  16. 2:78Bunların bir de ümmî (okuma yazması olmayan) kısmı vardır, kitabı bilmezler, ancak birtakım kuruntu yığınına, boş saplantılara kapılır ve zan içinde dolaşır dururlarيَعلَمُونَ
  17. 2:80Bir de dediler ki: "Bize sayılı birkaç günden başka asla ateş azabı dokunmaz". De ki; "Siz Allah'dan bir ahit mi aldınız? Böyle ise Allah sözünden dönmez. Yoksa siz Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuzتَعلَمُونَ
  18. 2:95Fakat elleriyle işledikleri yüzünden onu hiçbir zaman temenni edemiyecekler. Allah o zâlimleri bilirعَلِيمُ
  19. 2:101Üstelik Allah tarafından onlara, yanlarındaki kitabı tasdik edici bir peygamber gelince, daha önce kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, Allah'ın kitabını sırtlarından geriye attılar, sanki hiçbir şey bilmiyorlarmış gibi yaptılarيَعلَمُونَ
  20. 2:102Tuttular da Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Halbuki Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, lakin o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil'de Harut ve Marut'a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi "biz ancak ve ancak sizi denemek için gönderildik, sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!" demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah'ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkiyle bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydiيُعَلِّمُونَ
  21. 2:103Şayet onlar iman edip de korunmuş olsalardı, elbette Allah tarafından verilecek mükafat çok hayırlı olacaktı. Keşke bunu bilselerdiيَعلَمُونَ
  22. 2:106Biz bir âyetten her neyi nesheder veya unutturursak, ondan daha hayırlısını yahut mislini getiririz. Bilmez misin ki, Allah her şeye kâdirdirتَعلَم
  23. 2:107Bilmez misin ki, hakikaten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır, hepsi O'nundur. Size de Allah'dan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardırتَعلَم
  24. 2:113Yahudiler dediler ki, "Hıristiyanlar birşey üzerinde değiller", Hristiyanlar da "Yahudiler bir şey üzerinde değiller" dediler. Oysa hepsi de kitabı okuyorlar. Hiçbir bilgisi olmayanlar da öyle onların dedikleri gibi dediler. İşte bundan dolayı Allah, ihtilafa düştükleri bu gibi şeylerde, kıyamet günü aralarında hüküm verecektirيَعلَمُونَ
  25. 2:115Bununla beraber, doğu da Allah'ın, batı da Allah'ındır. Artık nereye dönerseniz dönün, orası Allah'a çıkar. Şüphe yok ki, Allah(ın rahmeti) geniştir, O, her şeyi bilendirعَلِيمٞ
  26. 2:118Bilgiden nasibi olmayanlar da "Allah bizimle konuşsa ya, yahut bize de bir mucize gelse ya!" dediler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişlerdi. Onların kalbleri birbirlerine benzedi. Gerçekten de yakîne ermek (hakikati bilmek) isteyen bir kavim için biz mucizeleri çok açık seçik gösterdikيَعلَمُونَ
  27. 2:120Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne yahudiler, ne de hıristiyanlar senden asla hoşnud ve razı olmayacaklar. De ki, gerçekten de Allah'ın hidayeti, hidayetin ta kendisidir. Şânım hakkı için, sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, kalkıp da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, sana Allah'dan ne bir dost bulunur, ne de bir yardımcıٱلعِلمِ
  28. 2:122Ey İsrailoğulları! Sizlere ihsan ettiğim nimetimi ve sizi vaktiyle âlemdeki ümmetlere üstün tuttuğumu hatırlayınٱلعَٰلَمِينَ
  29. 2:127Ve ne vakit ki İbrahim, Beyt'in temellerini yükseltmeye başladı, İsmail ile birlikte şöyle dua ettiler: Ey Rabbimiz, bizden kabul buyur, hiç şüphesiz işiten sensin, bilen sensinٱلعَلِيمُ
  30. 2:129Ey bizim Rabbimiz, bir de onlara içlerinden öyle bir peygamber gönder ki, onlara senin âyetlerini tilavet eylesin, kendilerine kitabı ve hikmeti öğretsin, içlerini ve dışlarını tertemiz yapıp onları pâk eylesin. Hiç şüphesiz Azîz sensin, hikmet sahibi Sensinوَيُعَلِّمُهُمُ

Bu kök 724 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.