Kök

قول

Kur'an'da 1722 yerde, 749 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Birinin yanındakine dönüp açıkça bir cümle kurduğunu düşün. Kur’an’da bu kök, böyle muhataba giden sözü ve o sözün sahibini gösterir. Sonra bu söz tartılır, doğru mu ya da uydurma mı, vaat mi ya da hüküm mü. İkrar ve inkâr, övgü ve suçlama da bu çerçevededir.

Türkçedeki izi

makale
Makale, Arapçada söylenen şey anlamından gelir, yazıya geçmiş söz.
mukavele
Mukavele, karşılıklı sözleşme demektir, kök aynıdır.

Müfessir diliyle

Muhataba yöneltilmiş belirli bir içeriği dışa vurup onu kaynak kişiye nispet etmektir.

Kök, muhataba yönelen açık bir bildirim ve onun sahibine bağlanması etrafında döner; “qul” emriyle yönlendirilmiş hitaplar bunu gösterir (6:46; 34:47; 41:13). İçerik değerlendirilebilir, değiştirilir veya uydurulabilir; bu nedenle doğruluk/uydurma bakımından tartılır (4:122; 19:34; 2:59; 69:44). İnsanların ikrar ve inkârları da bu dışavurum-nispet ekseninde görünür (2:8; 34:3; 19:66).

Somuttan soyuta

Önce somut bir ağızdan çıkış ve muhataba yöneliş vardır (26:34; 12:23); ardından bu içerik doğruluk, vaad ve hüküm değeriyle soyut ölçekte tartılır (4:122; 19:34; 36:76; 56:26).

Anlam alanları · 5

  1. Emredilen hitap

    Vahyin, belirli içeriklerin muhataplara aktarılmasını emretmesi; içerik gönderimli ve yönelimlidir.

  2. İkrar ve inkâr

    Kişilerin kendilerine ait kabulleri veya reddiyeleri, açık bir nispetle dışa vurulur.

  3. Nitelendirme ve itham

    Başkasına veya bir olaya ilişkin değerlendirme/yafta niteliğindeki bildirimler.

  4. Hüküm, karar ve ilan

    Bir konuda kararlaştırma, hüküm bildirme veya durum ilanı.

  5. Doğruluk ve isnad

    İfadenin doğruluk derecesi ve sahibine nispetin meşruiyeti.

Biçimlerin kullanımı

قَالَ
Belirli bir içeriği muhataba yöneltip ona kendi nispetini katmak; diyalog anlatımı.
قَوْل
Dışa vurulmuş içerik; değerlendirilebilir ve değiştirilebilir ifade.
قِيل
İfade ediliş/denmiş olan; söz-eylemin türü ve doğruluk ölçüsü bağlamında kullanılır.
قَائِل
İçeriği dışa vuran kişi; beyanın sahibi.
تَقَوَّلَ
Birine, özellikle Allah’a, uydurma içerik nispet etmek.
أَقَاوِيل
Çeşitli uydurulmuş içerikler; isnadı problemli iddialar.

Güven: Güçlü · incelenen 65 ayetin 29'i açıklandı (%45) · toplam 1383 ayetten dengeli örnek

Çok sayıda farklı bağlamda tekrar eden kullanım, yönelim ve doğruluk/isnad eksenini tutarlı kılıyor.

Açık soru: Kökin, diğer ‘söz’ alanı köklerinden (ör. kelâm, nutk) farklarını burada listelenmeyen ayetler olmadan ayrıntılandıramıyoruz.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

84 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:8'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 1062Medenî · 319
fiil · 1618isim · 102

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 98

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

قَالَ271قُل152قَالُواْ98قَالُوٓاْ51وَقَالَ42يَقُولُونَ23وَقَالُواْ23قُلِ22يَقُولُ21وَيَقُولُونَ17قِيلَ15قَالَت13قُلنَا12تَقُولُواْ12فَقَالَ11فَقُل11وَقُل11قَولٗا10وَيَقُولُ8فَقَالُواْ8وَقَالَتِ7قُلتُم6وَقُولُواْ6يَقُولُواْ6وَقُلنَا5وَقِيلَ5ٱلقَولِ5أَقُولُ5أَقُل4فَقُلنَا4تَقُولُونَ4قَالَتِ4قُلتَ4وَقَالُوٓاْ4قَولًا3وَقَالَت3تَقُولُ3قَولَ3لَيَقُولَنَّ3وَقَولِهِم3

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:8İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık." derlerيَقُولُ
  2. 2:11Hem onlara: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın." denildiğinde: "Biz ancak ıslah edicileriz." derlerقِيلَ
  3. 2:13Onlara: "İnsanların (müslümanların) inandığı gibi inanın." denilince, "Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız?" derler. İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir fakat bilmezlerقِيلَ
  4. 2:14Onlar iman edenlere rastladıkları zaman: "İnandık" derler. Fakat şeytanlarıyle yalnız kaldıkları zaman: "Biz, sizinle beraberiz, biz sadece (onlarla) alay ediyoruz." derlerقَالُوٓاْ
  5. 2:25İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında: "Bu daha önce de rızıklandığımız şeydir" derler ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere, kendilerine sunulacak. Orada çok temiz zevceler de onların. Hem onlar orada ebedî kalacaklarقَالُواْ
  6. 2:26Muhakkak ki Allah bir sivri sineği, hatta daha üstününü misal getirmekten çekinmez. İman edenler bilirler ki, o şüphesiz haktır, Rabb'lerındandır. Ama küfre saplananlar: "Allah böyle bir misal ile ne demek istedi?" derler. Allah onunla birçoklarını şaşırtır, yine onunla birçoklarını yola getirir. Onunla ancak o fasıkları şaşırtırفَيَقُولُونَ
  7. 2:30Bir zamanlar Rabb'in meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. (Melekler): "A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz" dediler. (Rabb'in): "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim." dediقَالَ
  8. 2:31Ve Âdem'e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: "Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin." dediفَقَالَ
  9. 2:32Dediler ki: "Yücesin sen (ya Rab!). Bizim, senin bize öğrettiğinden başka bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz sen bilensin, hakîmsinقَالُواْ
  10. 2:33(Allah): "Ey Âdem, bunlara onları isimleriyle haber ver." dedi. Bu emir üzerine Âdem onlara isimleriyle onları haber verince, (Allah): "Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim" dememiş miydim?" dediقَالَ
  11. 2:34Ve o zaman meleklere: "Âdem'e secde edin!" dedik, hemen secde ettiler. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, inkârcılardan olduقُلنَا
  12. 2:35Dedik ki: "Ey Âdem, sen ve eşin cennette oturun, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol yeyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuzوَقُلنَا
  13. 2:36Bunun üzerine şeytan onları(n ayağını) oradan kaydırdı, içinde bulundukları (cennet yurdu)ndan çıkardı. Biz de: "Birbirinize düşman olarak inin, orada belirli bir vakte kadar sizin için bir karar yeri ve bir nasib vardır." dedikوَقُلنَا
  14. 2:38Onlara dedik ki: "Hepiniz oradan inin. Size benim tarafımdan bir hidayet rehberi geldiğinde, kim o hidayetçimin izinde giderse, onlar için hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardırقُلنَا
  15. 2:54Hani bir zamanlar Musa kavmine dedi ki; Ey kavmim cidden siz o buzağıyı put edinmekle kendi kendinize zulmettiniz, bari gelin Rabbinize tevbe ile dönün de nefislerinizi öldürün. Böyle yapmanız Bârî Teâlânız katında sizin için hayırlıdır, böylece tevbenizi kabul buyurdu. Gerçekten de o Tevvab ve Rahîm'dirقَالَ
  16. 2:55Hani bir zamanlar "Ey Musa biz Allah'ı açıkça görmedikçe senin sözünle asla inanmayacağız." demiştiniz de bunun üzerine sizi yıldırım çarpmıştı ve siz de bakakalmıştınızقُلتُم
  17. 2:58Hani bir zamanlar "Şu şehre girin de onun nimetlerinden dilediğiniz şekilde bol bol yiyin ve kapıdan secde ederek girin ve "hıtta" (bizi bağışla!) deyin ki, size, hatalarınızı mağfiret ediverelim, iyilik yapanlara nimetlerimizi daha da arttıracağız" dedikقُلنَا
  18. 2:59Bunun üzerine o zulme devam edenler sözü değiştirdiler, onu kendilerine söylenildiğinden başka bir şekle soktular. Biz de kötülük yaptıkları için o zalimlere murdar bir azap indirdikقَولًا
  19. 2:60Hani bir zamanlar Musa, kavmi için su istemişti, biz de "asanla taşa vur!" demiştik, bunun üzerine o taştan on iki pınar fışkırmıştı. Her kısım insan kendi su alacağı yeri bildi. Allah'ın rızkından yiyin ve için de bozgunculuk ve saldırganlık yaparak yeryüzünü fesada vermeyinفَقُلنَا
  20. 2:61Hani bir zamanlar, "Ey Musa, biz tek çeşit yemeğe asla katlanamayacağız, yeter artık bizim için Rabbine dua et de bize yerin yetiştirdiği şeylerden; sebzesinden, kabağından, sarmısağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın." dediniz. O da size "O üstün olanı daha aşağı olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Bir kasabaya konaklayın o vakit istediğiniz elbette olacaktır." dedi. Üzerlerine zillet ve meskenet damgası vuruldu ve nihayet Allah'dan bir gazaba uğradılar. Evet öyle oldu, çünkü Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Evet öyle oldu, çünkü isyana dalıyorlar ve aşırı gidiyorlardıقُلتُم
  21. 2:65İçinizden cumartesi günü yasağını çiğneyenleri elbette bilirsiniz. İşte bundan dolayı onlara "sefil maymunlar olun!" dedikفَقُلنَا
  22. 2:67Hani bir zamanlar Musa kavmine demişti ki Allah, size bir bakara (sığır) boğazlamanızı emrediyor. Onlar da "ayol sen bizimle eğleniyor, alay mı ediyorsun?" dediler. Musa da: "Böyle cahillerden biri olmaktan Allah'a sığınırım." dediقَالَ
  23. 2:68Onlar, "Bizim için Rabbine dua et, her ne ise onu bize açıklasın." dediler. Musa, "Rabbim buyuruyor ki, o ne pek yaşlı, ne de pek taze, ikisi arası dinç bir sığırdır, haydi emrolunduğunuz işi yapınız." dediقَالُواْ
  24. 2:69Onlar, "Bizim için Rabbine dua et, rengi ne ise onu bize açıklasın." dediler. Musa, "Rabbim buyuruyor ki, o, bakanlara sürur veren, sapsarı bir sığırdır." dediقَالُواْ
  25. 2:70Onlar, "Bizim için Rabbine dua et, o nedir bize iyice açıklasın, çünkü o bize biraz karışık geldi, bununla beraber Allah dilerse onu elbette buluruz." dedilerقَالُواْ
  26. 2:71Musa, "Rabbim buyuruyor ki o, ne çifte koşulup tarla süren, ne de ekin sulayan, ne de salma gezen ve hiç alacası olmayan bir sığırdır". Onlar da: "İşte tam şimdi gerçeği ortaya koydun." dediler. Nihayet onu bulup boğazladılar. Az kaldı yapmayacaklardıقَالَ
  27. 2:73İşte bundan dolayı, o sığırın bir parçası ile o ölüye vurun, dedik. Allah ölüleri işte böyle diriltir ve size âyetlerini gösterir, belki aklınızı başınıza toplarsınızفَقُلنَا
  28. 2:76Üstelik iman edenlere rastladıklarında inandık derler, birbirleriyle başbaşa kaldıkları zaman, "Rabbinizin huzurunda aleyhinize delil olarak kullansınlar diye mi tutup Allah'ın size açıkladığı gerçekleri onlara da söylüyorsunuz? Hiç aklınız yok mu be?" derlerdiقَالُوٓاْ
  29. 2:79Artık o kimselerin vay haline ki, kendi elleriyle kitap yazarlar da sonra biraz para almak için "Bu Allah katındandır." derler. Artık vay o elleriyle yazdıkları yüzünden onlara, vay o kazandıkları vebal yüzünden onlaraيَقُولُونَ
  30. 2:80Bir de dediler ki: "Bize sayılı birkaç günden başka asla ateş azabı dokunmaz". De ki; "Siz Allah'dan bir ahit mi aldınız? Böyle ise Allah sözünden dönmez. Yoksa siz Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuzوَقَالُواْ

Bu kök 749 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.