Kök
اتي
Kur'an'da 549 yerde, 485 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
Kapı birden çalar, beklediğin misafir gelir. Kur’an’da bu kök ya bir şeyin ansızın gelmesini anlatır ya da bir şeyi yerine ulaştırmayı. Mesela kardeşi veya tahtı getirmekten (12:59, 27:38) hakların, kitap ve hikmetin insanlara verilmesine kadar uzanır (2:43; 2:121).
Tanıdık kelimelerle kıyas
bu kökileرزق(rızık)
Aty bir şeyin gelmesi ya da ulaştırılmasıdır. Rızık yemek ve harcamayı anlatır. Kısacası Aty geliş ve teslim, Rzq beslenim ve paydır.
bu kökileعهد(ahit, söz)
Aty fiilen ulaştırmayı anlatır. Ehd bağlayıcı sözdür. Kısacası Aty şeyin varması, Ehd verilen sözdür.
bu kökileحلل(helal)
Aty teslim etmeyi ve gelmeyi anlatır. Hll bir şeyin helal ya da haram oluşunu bildirir. Kısacası Aty fiil, Hll statüdür.
Müfessir diliyle
Bir şeyin hedefe yönelip varması; öznenin bizzat yaklaşması ya da nesneyi muhataba ulaştırması.
Form I, olayın ya da kişinin gelişini bildirir: saat, azap, yardım, haber ‘gelir’ (7:187; 22:55; 6:34; 14:9). Aynı form, bi-edatıyla ‘getirme/ihzar’ anlamına döner: sûre, delil, ortak, kardeş, taht ‘getirin’ (2:23; 26:154; 68:41; 12:59; 27:38). Form IV, bir payın/nesnenin muhataba eriştirilmesini ifade eder: zekât ve hakların ödenmesi, mehirin teslimi (2:43; 6:141; 4:24; 21:73; 16:90), vahyin/ilim-hikmetin, ecir ve kitabın sahiplerine tevdîsi (2:121; 21:48; 40:53; 18:65; 2:269; 28:54; 17:71; 69:25; 59:7).
Somuttan soyuta
Somut yaklaşma ve getirmeden (12:59; 27:38) soyut tevdîlere, yani hidayet, rahmet, hikmet ve ecirin muhataplara erişmesine geçer (2:121; 18:65; 2:269; 28:54). Ayrıca vaad edilen şeyin mutlaka ‘gelmesi’ vurgusuyla kaçınılmazlık kazanır (6:134; 19:61).
Kardeş köklerden farkı
رزقile farkı
Rzq, beslenim/iaşe türü payın temdîdini ve ondan yeme/infakı dile getirir (2:3; 5:88), Aty ise bizzat ulaşma/ulaştırma fiilidir; konu nesne ve bağlam çeşitlidir: hakların ödenmesi, kitap/ilm/ücretin tevdîsi (6:141; 2:43; 2:121; 4:24; 59:7).
عهدile farkı
Ehd, bağlayıcı söz/ahd ve ona vefayı konu eder (2:40; 9:111); Aty ise söz değil, şeyin fiilen muhataba varması/ulaştırılmasıdır: kitap, hikmet, emir ve hakların tevdîsi; olayların ‘gelmesi’ (2:121; 2:269; 59:7; 7:187).
حللile farkı
Hll helal/haram statüsünü belirler (5:5; 2:229); Aty ise bu statüde olan şeylerin fiilen teslim/ulaştırılmasını anlatır: ‘mehirleri teslim etme’, ‘hakkını ödeme’ (5:5; 4:24; 6:141).
Anlam alanları · 5
Geliş/Varış (intransitif)
Olay, saat, azap, yardım, haberin ansızın veya kaçınılmaz biçimde ‘gelmesi’.
Getirme/İhzar (bi-edatıyla)
Somut nesnelerin ya da delilin muhatap önüne getirilmesi.
Hakların ve Ödemelerin Tevdîsi
Zekât, mehir ve mahsul hakkının sahiplerine ulaştırılması.
Vahiy/İlim/Hidayetin Tevdîsi
Kitap, furkan, hidayet, rahmet, hikmet ve ecirin muhataplara verilmesi/eriştirilmesi.
Toplama ve Yöneliş Allah’a
İnsanların O’na götürülmesi ya da tek tek O’na yönelip varması.
Biçimlerin kullanımı
- أَتَى
- Gelmek; bi-edatıyla: bir şeyi getirmek/önüne koymak.
- إِيتَاءٌ
- Ulaştırma/tevdî etme eylemi (özellikle zekât ve yakın hakları).
- مُؤْتُون
- Ulaştıranlar/ödeyenler (özellikle zekâtı ifa edenler).
- مَأْتِيٌّ
- Üzerine varılacak/gelinecek olan; ulaşılması mukadder.
Güven: Güçlü · incelenen 64 ayetin 30'i açıklandı (%47) · toplam 486 ayetten dengeli örnek
Ayetler, hem intransitif ‘gelme’ hem transitif ‘ulaştırma’ kullanımlarını farklı bağlamlarda çok sayıda ve tutarlı biçimde göstermektedir.
Açık soru: Form I’de bi-edatıyla oluşan ‘getirme’ anlamının sınırı bağlama göre ‘üretip ortaya koyma’ya da yaklaşabilir (2:23; 60:12).
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 241
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 2:23Eğer kulumuz (Muhammed)a indirdiğimiz (Kur'ân)den şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sûre getirin, Allah'tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın; eğer doğru isenizفَأتُواْ
- 2:25İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında: "Bu daha önce de rızıklandığımız şeydir" derler ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere, kendilerine sunulacak. Orada çok temiz zevceler de onların. Hem onlar orada ebedî kalacaklarوَأُتُواْ
- 2:38Onlara dedik ki: "Hepiniz oradan inin. Size benim tarafımdan bir hidayet rehberi geldiğinde, kim o hidayetçimin izinde giderse, onlar için hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardırيَأتِيَنَّكُم
- 2:43Hem namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edinوَءَاتُواْ
- 2:53Ve hani bir zamanlar Musa'ya o kitabı ve furkanı verdik, gerekirdi ki, doğru yolda gidesinizءَاتَينَا
- 2:63Hani bir zamanlar sizden mîsak (sağlam bir söz) almıştık, Tur'u üstünüze kaldırıp demiştik ki; size verdiğimiz kitaba kuvvetle tutunun ve içindekilerden gafil olmayın, gerek ki, korunursunuzءَاتَينَٰكُم
- 2:83Hani bir vakitler İsrailoğulları'ndan şöylece mîsak (kesin bir söz) almıştık: Allah'dan başkasına tapmayacaksınız, anababaya iyilik, yakınlığı olanlara, öksüzlere, çaresizlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzellikle söz söyleyecek, namazı kılacak, zekatı vereceksiniz. Sonra çok azınız müstesna olmak üzere sözünüzden döndünüz, hâlâ da dönüyorsunuzوَءَاتُواْ
- 2:85Sonra sizler öyle kimselersiniz ki, kendilerinizi öldürüyorsunuz ve sizden olan bir grubu diyarlarından çıkarıyorsunuz, onlar aleyhinde kötülük ve düşmanlık güdüyor ve bu konuda birleşip birbirinize arka çıkıyorsunuz, şayet size esir olarak gelirlerse fidyeleşmeye kalkıyorsunuz. Halbuki yurtlarından çıkarılmaları size haram kılınmış idi. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Şu halde içinizden böyle yapanlar, netice olarak dünya hayatında perişanlıktan başka ne kazanırlar, kıyamet gününde de en şiddetli azaba uğratılırlar. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildirيَأتُوكُم
- 2:87Celâlim hakkı için Musa'ya o kitabı verdik, arkasından birtakım peygamberler de gönderdik, hele Meryem oğlu İsa'ya apaçık mucizeler verdik, onu Rûhu'lKudüs ile de destekledik. Size nefislerinizin hoşlanmayacağı bir emirle gelen her peygambere kafa mı tutacaksınız? Kibrinize dokunduğu için onların bir kısmına yalan diyecek, bir kısmını da öldürecek misinizءَاتَينَا
- 2:93Bir zamanlar size, "verdiğimiz kitaba kuvvetle sarılın ve onu dinleyin." diye Tûr'u tepenize kaldırıp mîsakınızı aldık. (O yahudiler): "Duyduk, dinledik, isyan ettik." dediler, kâfirlikleri yüzünden o danayı yüreklerinde besleyip büyüttüler. De ki, " Eğer siz mümin kimseler iseniz, bu imanınız size ne çirkin şeyler emrediyorءَاتَينَٰكُم
- 2:101Üstelik Allah tarafından onlara, yanlarındaki kitabı tasdik edici bir peygamber gelince, daha önce kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, Allah'ın kitabını sırtlarından geriye attılar, sanki hiçbir şey bilmiyorlarmış gibi yaptılarأُوتُواْ
- 2:106Biz bir âyetten her neyi nesheder veya unutturursak, ondan daha hayırlısını yahut mislini getiririz. Bilmez misin ki, Allah her şeye kâdirdirنَأتِ
- 2:109Ehli kitaptan birçoğu arzu etmektedir ki, sizi imanınızdan sonra çevirip kâfir etsinler: Hak kendilerine iyice belirdikten sonra bile sırf nefsaniyetlerinden ve kıskançlıktan dolayı bunu yaparlar. Buna rağmen siz şimdi af ile, hoşgörüyle davranın tâ Allah emrini verinceye kadar. Şüphe yok ki Allah her şeye kâdirdirيَأتِيَ
- 2:110Siz namazı hakkıyle kılmaya bakın ve zekatı verin! Kendi nefsiniz için her ne hayır yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki, Allah bütün yaptıklarınızı görmektedirوَءَاتُواْ
- 2:118Bilgiden nasibi olmayanlar da "Allah bizimle konuşsa ya, yahut bize de bir mucize gelse ya!" dediler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişlerdi. Onların kalbleri birbirlerine benzedi. Gerçekten de yakîne ermek (hakikati bilmek) isteyen bir kavim için biz mucizeleri çok açık seçik gösterdikتَأتِينَآ
- 2:121Kendilerine kitabı verdiğimiz ehliyetli kimseler onu, tilavetinin hakkını vererek okurlar. İşte onlar, ona iman ederler. Her kim de onu inkâr ederse, işte o inkârcılar hüsran içindedirlerءَاتَينَٰهُمُ
- 2:136Deyiniz ki, "Biz, Allah'a iman ettik ve bize ne indirildiyse İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a ve torunlarına ne indirildiyse, Musa'ya ve İsa'ya ne indirildiyse ve bütün peygamberlere Rablerinden ne verildiyse hepsine iman ettik. Biz onların arasında fark gözetmeyiz ve biz ancak O'na boyun eğen müslümanlarızأُوتِيَ
- 2:144Doğrusu, biz, yüzünün semaya yöneldiğini, orada şekilden şekile geçerek, aranıp durduğunu görüyorduk. Artık seni hoşnud olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Haydi bakalım, yüzünü Mescidi Haram'a doğru çevir. Siz de ey müminler, nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa doğru çevirin! Kendilerine kitap verilmiş olanlar da kesinlikle bilirler ki, Rabblerinden gelen o emir haktır. Ve Allah, onların yaptıklarından ve yapmakta olduklarından gafil değildirأُوتُواْ
- 2:145Celâlim için, sen o kitap verilmiş olanlara, bütün delilleri de getirsen, yine de senin kıblene tabi olmazlar, sen de onların kıblesine tabi olmazsın. Zaten onlar da birbirlerinin kıblesine tabi değiller. Celâlim hakkı için, sana gelen bunca ilmin arkasından sen tutar da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, o zaman hiç şüphesiz, sen de zâlimlerden olursunأَتَيتَ
- 2:146O kendilerine kitap verdiğimiz ümmetlerin âlimleri onu o peygamberi oğullarını tanır gibi tanırlar, böyle iken içlerinden bir takımı gerçeği bile bile gizlerlerءَاتَينَٰهُمُ
- 2:148Ümmetlerden her birinin bir yönü vardır, o ona yönelir, haydin, hep hayırlara koşun, yarışın. Her nerede olsanız Allah sizi toplar, bir araya getirir. Şüphesiz ki Allah her şeye kâdirdirيَأتِ
- 2:177Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardırوَءَاتَى
- 2:189Sana hilâllerden soruyorlar. De ki: Onlar insanlar için de, hac için de vakit ölçüleridir. Bununla beraber iyilik, evlere arkalarından gelmeniz değildir. Fakat iyiliğe eren, kötülükten korunan kimsedir. Evlere kapılarından gelin, Allah'tan korkun ki, kurtuluşa eresinizتَأتُواْ
- 2:200Nihayet hac ibadetlerinizi bitirdiğiniz zaman, önceleri babalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla Allah'ı anın. İnsanlardan kimisi: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver!" der. Onun için ahirette hiçbir kısmet yokturءَاتِنَا
- 2:201Yine onlardan: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada bir güzellik ve ahirette de bir güzellik ver ve bizi ateş azabından koru!" diyenler vardırءَاتِنَا
- 2:210Onlar sadece gözetiyorlar ki, Allah, buluttan gölgelikler içinde meleklerle birlikte geliversin de iş bitiriliversin. Halbuki bütün işler Allah'a döndürülüp götürülürيَأتِيَهُمُ
- 2:211İsrailoğullarına sor: Biz onlara ne kadar açık âyetler vermiştik. Fakat Allah'ın nimetini her kim kendisine geldikten sonra değiştirirse, şüphe yok ki, Allah'ın azabı çok şiddetlidirءَاتَينَٰهُم
- 2:213İnsanlar tek bir ümmetti. Ayrılmaları üzerine Allah, rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi ve beraberlerinde hak ile ilgili kitap indirdi ki, insanların, aralarında ihtilaf ettikleri şeyler hakkında hakem olsun. Bunda da sırf o kitap verilenler, kendilerine bunca deliller geldikten sonra tuttular, aralarındaki hırs ve kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle, iman edenleri, onların hakkında anlaşmazlığa düştükleri hakka, ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru yola iletirأُوتُوهُ
- 2:214Yoksa siz, kendinizden önce gelip geçenlerin hali (uğradıkları sıkıntılar) başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar, öyle sıkıntılar dokundu ve öyle sarsıldılar ki, hatta peygamber ve beraberinde iman edenler: "Allah'ın yardımı ne zaman?" derlerdi. Bak işte! Gerçekten Allah'ın yardımı yakındırيَأتِكُم
- 2:222Ey Muhammed! Sana kadınların ay başı halinden de soruyorlar. De ki: O bir eziyettir Onun için ay başı halinde oldukları zaman kadınlardan çekilin ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. İyice temizlendikleri zaman ise Allah'ın emrettiği yerden onlara varın, yaklaşın Şüphesiz ki Allah çok tövbe edenleri de sever, çok temizlenenleri de severفَأتُوهُنَّ
Bu kök 485 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.