Kök
كون
Kur'an'da 1390 yerde, 824 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
Düşün: Biri 'Şurada buluşalım, sözümüzde duralım' der. Bu kök önce bir yere yerleşmeyi ve yakın durmayı anlatır, sonra da bir hâlin gerçekten olup sürmesini. Bazen de 'Bu yapılmaz' ya da 'Böyledir' diyerek işin sınırını ve sürekliliğini gösterir.
Türkçedeki izi
- kâinat
- Kâinat, bu kökten; olanların bütünü demek.
Müfessir diliyle
Bir hâl ya da konuma yerleşme; bir niteliğin, hükmün veya olayın fiilen gerçekleşip sürmesi.
Kana, bir vasfın yahut hükmün sabit ve cari oluşunu bildirir: “Allah … gözeticidir” gibi beyanlarda değişmezlik vurgusu taşır (4:1; 33:51). Aynı kalıp insanlar için yerleşik alışkanlık/karakter ve sürüp giden işleri de gösterir (6:43; 11:16; 44:37). Yine bir şeyin fiilen vuku bulup bir duruma girmesini ifade eder: “üfleyince kuş hâline gelir” (5:110); “vaadi yerine gelmiş” (73:18; 78:17). “Mā kāna li- …” kalıbı ise uygunluk/caiziyet ve imkân sınırını çizer (42:51; 12:76; 10:15).
Somuttan soyuta
Somut başlangıç: mekân/mevki (20:58; 4:20; 6:135; 11:121), oradan konumsal yakınlık (53:9) ve nihayet soyut hâl ve hükümler (2:147; 7:83; 73:18; 78:17).
Anlam alanları · 5
Yer ve mevki (somut konum)
Maddî bir buluşma yeri, karşı mevki veya bir şeyi bir başkasının yerine koyma.
Süreklilik ve yerleşik nitelik
Değişmeyen ilâhî sıfatlar ve insanların yerleşik karakter/alışkanlıkları.
Gerçekleşme ve sonuç doğurma
Bir hâle dönüşme, hükmün fiilen tahakkuku ve bir sınıfa düşme/sonuca varma.
Uygunluk/caiziyet ve imkân sınırı
‘Mā kāna li-’ kalıbıyla bir fiilin uygun/caiz olmamasını veya mümkün olmamasını belirtir; şart ve temenni bağlamlarında da imkân ifadesi.
Aidiyet ve sınıflama (bir gruba/hâle dâhil olma)
Bir zümreye yahut duruma katılma; o hâlin içinde sayılma.
Biçimlerin kullanımı
- كَانَ
- Bir hâlin/nisbetin kurulup sürmesi; dönüşüm ve ‘mā kāna li-’ ile uygunluk-imkân sınırı.
- مَّكَان
- Somut yer, karşı mevki; iki şeyin buluşacağı/yer değiştireceği konum.
- مَكَانَت
- Mevki, statü ve kudret alanı; üzerinde hareket edilen yerleşik konum.
Güven: Güçlü · incelenen 63 ayetin 25'i açıklandı (%40) · toplam 1176 ayetten dengeli örnek
Ayetler farklı bağlamlarda aynı ‘konuma yerleşmiş hâl/gerçekleşmişlik’ ekseninde tutarlı biçimde birleşiyor.
Açık soru: Anlam, eşlik eden yapıya (ör. ‘mā kāna li-’, emir ‘كُونُوا’) göre ince nüanslar kazanır; bunlar bağlamla belirir.
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 92
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 2:10Kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalığını arttırmıştır. Yalan söylemelerine karşılık onlara elem verici bir azab vardırكَانُواْ
- 2:16İşte onlar o kimselerdir ki, hidayet karşılığında sapıklığı satın aldılar da, ticaretleri kâr etmedi, doğru yolu da bulamadılarكَانُواْ
- 2:23Eğer kulumuz (Muhammed)a indirdiğimiz (Kur'ân)den şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sûre getirin, Allah'tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın; eğer doğru isenizكُنتُم
- 2:28Allah'ı nasıl inkâr edersiniz ki, ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek, sonra yine diriltecek, sonra da döndürülüp ona götürüleceksinizوَكُنتُم
- 2:31Ve Âdem'e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: "Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin." dediكُنتُم
- 2:33(Allah): "Ey Âdem, bunlara onları isimleriyle haber ver." dedi. Bu emir üzerine Âdem onlara isimleriyle onları haber verince, (Allah): "Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim" dememiş miydim?" dediكُنتُم
- 2:34Ve o zaman meleklere: "Âdem'e secde edin!" dedik, hemen secde ettiler. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, inkârcılardan olduوَكَانَ
- 2:35Dedik ki: "Ey Âdem, sen ve eşin cennette oturun, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol yeyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuzفَتَكُونَا
- 2:36Bunun üzerine şeytan onları(n ayağını) oradan kaydırdı, içinde bulundukları (cennet yurdu)ndan çıkardı. Biz de: "Birbirinize düşman olarak inin, orada belirli bir vakte kadar sizin için bir karar yeri ve bir nasib vardır." dedikكَانَا
- 2:41Yanınızdakini (Tevrat'ı) tasdik edici olarak indirdiğim (Kur'ân)a iman edin, O'nu, inkar edenlerin ilki siz olmayın, benim âyetlerimi birkaç paraya değişmeyin. Ancak benden korkunتَكُونُوٓاْ
- 2:57Ve üstünüze o bulutu gölge yaptık, ve size ihsan ettiğimiz hoş rızıklardan yiyin, diye üzerinize kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Onlar, bize zulmetmediler, lakin kendi nefislerine zulmediyorlardıكَانُوٓاْ
- 2:59Bunun üzerine o zulme devam edenler sözü değiştirdiler, onu kendilerine söylenildiğinden başka bir şekle soktular. Biz de kötülük yaptıkları için o zalimlere murdar bir azap indirdikكَانُواْ
- 2:61Hani bir zamanlar, "Ey Musa, biz tek çeşit yemeğe asla katlanamayacağız, yeter artık bizim için Rabbine dua et de bize yerin yetiştirdiği şeylerden; sebzesinden, kabağından, sarmısağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın." dediniz. O da size "O üstün olanı daha aşağı olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Bir kasabaya konaklayın o vakit istediğiniz elbette olacaktır." dedi. Üzerlerine zillet ve meskenet damgası vuruldu ve nihayet Allah'dan bir gazaba uğradılar. Evet öyle oldu, çünkü Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Evet öyle oldu, çünkü isyana dalıyorlar ve aşırı gidiyorlardıكَانُواْ
- 2:64Sonra verdiğiniz sözün arkasından yüz çevirdiniz, eğer üzerinizde Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasa idi herhalde zarara uğrayanlardan olurdunuzلَكُنتُم
- 2:65İçinizden cumartesi günü yasağını çiğneyenleri elbette bilirsiniz. İşte bundan dolayı onlara "sefil maymunlar olun!" dedikكُونُواْ
- 2:67Hani bir zamanlar Musa kavmine demişti ki Allah, size bir bakara (sığır) boğazlamanızı emrediyor. Onlar da "ayol sen bizimle eğleniyor, alay mı ediyorsun?" dediler. Musa da: "Böyle cahillerden biri olmaktan Allah'a sığınırım." dediأَكُونَ
- 2:75Şimdi bunların, size hemen inanacaklarını ümit mi ediyorsunuz? Halbuki bunlardan bir grup vardı ki, Allah'ın kelâmını işitirlerdi de sonra ona akılları yattığı halde bile bile onu tahrif ederlerdiكَانَ
- 2:89Yanlarındakini tasdik etmek üzere onlara Allah katından bir kitap gelince, daha önceleri inanmayanlara karşı onunla yardım isteyip durdukları halde, o tanıdıkları kendilerine gelince, bu sefer kendileri onu inkâr ettiler. İşte bundan dolayı Allah'ın laneti kâfirleredirوَكَانُواْ
- 2:91Onlara, "Allah ne indirdiyse ona iman edin." denildiği zaman, onlar "Biz kendimize indirilene iman ederiz." derler ve ondan başkasını inkâr ederler. Oysa yanlarındaki Tevrat'ı tasdik eden gerçek vahiy odur. Onlara de ki; "Peki madem gerçek mümin sizsiniz de ne diye daha önce Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuzكُنتُم
- 2:93Bir zamanlar size, "verdiğimiz kitaba kuvvetle sarılın ve onu dinleyin." diye Tûr'u tepenize kaldırıp mîsakınızı aldık. (O yahudiler): "Duyduk, dinledik, isyan ettik." dediler, kâfirlikleri yüzünden o danayı yüreklerinde besleyip büyüttüler. De ki, " Eğer siz mümin kimseler iseniz, bu imanınız size ne çirkin şeyler emrediyorكُنتُم
- 2:94De ki; Allah yanında ahiret yurdu (cennet) başkalarının değil de yalnızca sizin ise, eğer iddianızda da sadık iseniz haydi hemen ölümü temenni ediniz, ölmeyi cana minnet bilinizكَانَت
- 2:97Söyle; her kim Cebrail'e düşman ise iyi bilsin ki, Kur'ân'ı senin kalbine Allah'ın izniyle kendinden önceki vahiyleri onaylayıcı, müminlere hidayet ve müjde kaynağı olmak üzere o indirdiكَانَ
- 2:98Her kim Allah'a, Allah'ın meleklerine, peygamberlerine, Cebrail ile Mîkâil'e düşman olursa, iyi bilsin ki, Allah da o kâfirlerin düşmanıdırكَانَ
- 2:102Tuttular da Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Halbuki Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, lakin o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil'de Harut ve Marut'a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi "biz ancak ve ancak sizi denemek için gönderildik, sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!" demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah'ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkiyle bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydiكَانُواْ
- 2:103Şayet onlar iman edip de korunmuş olsalardı, elbette Allah tarafından verilecek mükafat çok hayırlı olacaktı. Keşke bunu bilselerdiكَانُواْ
- 2:111Bir de "yahudi ve hıristiyanlardan başkası asla cennete giremeyecek" dediler. Bu onların kendi kuruntularıdır. Sen de onlara de ki; "Eğer doğru iseniz, haydi bakalım getirin deliliniziكَانَ
- 2:113Yahudiler dediler ki, "Hıristiyanlar birşey üzerinde değiller", Hristiyanlar da "Yahudiler bir şey üzerinde değiller" dediler. Oysa hepsi de kitabı okuyorlar. Hiçbir bilgisi olmayanlar da öyle onların dedikleri gibi dediler. İşte bundan dolayı Allah, ihtilafa düştükleri bu gibi şeylerde, kıyamet günü aralarında hüküm verecektirكَانُواْ
- 2:114Allah'ın mescitlerini, içlerinde Allah'ın isminin anılmasından meneden ve onların harap olmalarına çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir! İşte bunlar, oralara korka korka girmekten başka birşey yapmazlar. Bunlara dünyada perişanlık, ahirette de büyük bir azap vardırكَانَ
- 2:117O, göklerin ve yerin yoktan var edicisidir ve O, bir işin olmasını murad edince, ona yalnızca "ol!" der, o da hemen oluverirكُن
- 2:133Yoksa siz de olaya şahit mi oldunuz; Yakub'a ölüm hali gelip çattığı zaman, oğullarına; "Benden sonra neye ibadet edeceksiniz?" dediği zaman, oğulları; "Senin Allah'ına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın Allah'ına, tek olan o Allah'a ibadet edeceğiz. Biz ancak O'na boyun eğen müslümanlarız." dedilerكُنتُم
Bu kök 824 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.