Kök

سمو

Kur'an'da 381 yerde, 352 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Düşün, başını kaldırıp bakıyorsun; üstünde geniş bir kat, kapıları var gibi. Kur'an'da sema böyledir: yükseltilmiş üst yapı, ondan iner, ona yükselinir. Buradan isim çıkar: bir şeye ad vermek, ona yönelmeyi sağlar. Müsemma da adı konup yeri ve süresi belirlenen şeydir.

Türkçedeki izi

isim
Bir şeye yönelişi başlatan ad anlamı taşır.
sema
Yukarıdaki geniş üst alanı anlatır.
müsemma
Adı konmuş ve sınırı belirlenmiş şey ya da süre.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileارض(yer, arz)

    Sema üstte kurulu yapıyı anlatır. Arz yerin sağlam tabanını anlatır. Kısacası sema üst kat, arz taban.

    • 55:7Burada üst yapının yükseltilmesi anlatılır.
    • 40:64Yerin karargâh oluşu, aşağı zemin vurgusudur.
  • bu kökileستت(altı)

    Sema konumu ve üst alanı söyler. Altı yaratılışın sayısını bildirir. Kısacası sema konum, altı sayı.

    • 78:19Üst yapının kapılar gibi açılması anlatılır.
    • 7:54Yaratılışın safhaları sayıyla verilir.
  • bu kökileفطر(fıtrat, iftar, fıtır)

    Fıtr başlatma ve yarıp ortaya çıkarma işidir. Sema bu işin sonucu olan üst alanın adıdır. Kısacası fıtr başlatır, sema üst kat ortaya çıkar.

    • 57:4Üst boyutta inen ve çıkan akışın bilindiği söylenir.
    • 6:14Başlatma ve var etme fiili vurgulanır.

Müfessir diliyle

Bir şeyi yukarı konuma çıkaran ve diğerlerinden ayıran belirginleştirme: üstte geniş alan, ad koyma, tayin etme.

Semâ’, metinde ‘yükseltilmiş üst yapı’dır: o yükseltilmiştir [55:7], bina kılınmıştır [40:64]; ondan iner ve ona yükselir [57:4]; parça parça düşebilir [17:92] ve kapılar gibi açılır [78:19]. İsm, bir şeyi çağırıp ona yönelmeyi sağlayan belirleyici işaret/çağrıdır: onunla işe başlanır ve iş görülür [1:1; 11:41; 69:52], üzerine anılan şey meşru kılınır [6:118; 22:34]. Semmâ/musammâ ise kimlik ve sınır tayinidir: kişi/cemaat adlandırılır [3:36; 22:78], süre belirlenir [2:282; 30:8; 35:13; 20:129].

Somuttan soyuta

Somut ‘üstteki yükseltilmiş saha’ (semâ’) [55:7; 40:64] merkezinden, soyut ‘adıyla çağrıp belirleme’ (ism) [1:1; 6:118] ve ‘tayin/tespit’ (musammâ) [2:282; 35:13] anlamlarına açılır.

Kardeş köklerden farkı

  • ارضile farkı

    ArD yerleşik tabanı ve aşağı düzlemi bildirir; smw üstteki yapıyı ve yukarı boyutu. Biri karar/istikrar zemini, diğeri bina/yükseliştir.

  • ستتile farkı

    stt yaratılışın sayısal safhalarını (altı) bildiren ölçüdür; smw ise yaratılanın üst katmanını/ufkunu gösterir, sayı değil konum vurgular.

  • فطرile farkı

    fTr ‘başlatma/yarıp ortaya çıkarma’dır; smw bu fiilin sonucu olan yüksek alanın adıdır. fTr kökü oluş eylemini, smw oluşun üst-düzlemini belirtir.

Anlam alanları · 5

  1. Yükseltilmiş üst yapı

    Üstte kurulu, kaldırılmış, kapıları olan ve sarsılan geniş alan; üsttenliğiyle tanınır.

  2. İniş-çıkış sahnesi

    Üzerinden inenler ve ona yükselenlerle, akışın/yönetimin geçtiği üst boyut.

  3. Adla yönelme ve yetkilendirme

    Ad, bir işe O’nun çağrısı/nişanı altında girişin vasıtasıdır; yönelişi belirler.

  4. Ad koyma ve kimlik tayini

    Bir varlığı/cemaati seçip adlandırma; uydurma adları da ifşa eder.

  5. Tayin edilmiş sınır/süre

    Önceden adı/işareti konmuş, bu yüzden belirlenmiş ve sabitlenmiş vade/ölçü.

Biçimlerin kullanımı

سَمَآء
Yükseltilmiş üst saha; üzerinden inen ve kendisine yükselinen yapı/ufuk.
ٱسْم
Bir şeyi çağrıda/zikirde öne çıkaran belirleyici işaret ve unvan.
سَمَّىٰ
Birine/bir şeye ad verip onu ayırt ve tahsis etmek.
مُّسَمًّى
Adı/işareti konarak belirlenmiş, bu yüzden sabitlenmiş olan (özellikle vade).

Güven: Orta · incelenen 61 ayetin 24'i açıklandı (%39) · toplam 352 ayetten dengeli örnek

Semâ’nın ‘yükselti’si ve ism/musammâ’nın ‘belirleme’si ayetlerde açık; fakat iki alanı tek çekirdekte birleştirme kıyas yoluyla kuruluyor.

Açık soru: اسم’in ‘yükseltme’yle bağının etimolojik yönü metinde ima edilir; ancak sadece bu ayetlerle kesinleştirmek zor olabilir.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

81 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 1:1'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 251Medenî · 101
isim · 368fiil · 8sıfat · 5

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 38

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

ٱلسَّمَٰوَٰتِ175ٱلسَّمَآءِ81مُّسَمّٗى17ٱلسَّمَآءُ15ٱلسَّمَآءَ13ٱسمَ9ٱلسَّمَٰوَٰتُ7ٱسمُ5وَٱلسَّمَآءِ5وَٱلسَّمَآءَ4سَمَٰوَٰتٖ4ٱسمُهُ4مُّسَمًّى4ٱلأَسمَآءُ4بِٱسمِ4بِسمِ3سَمَّيتُمُوهَآ3بِأَسمَآئِهِم2وَٱلسَّمَٰوَٰتُ2سَمِيّٗا2ٱلأَسمَآءَ1بِأَسمَآءِ1سَمَّيتُهَا1أَسمَآءٖ1أَسمَـٰٓئِهِ1وَيَٰسَمَآءُ1أَسمَآءٗ1سَمُّوهُم1وَٱلسَّمَٰوَٰتِ1سَمَّىٰكُمُ1سَمَٰوَاتٖ1سَمَآءٍ1ٱلِٱسمُ1أَسمَآءٞ1تَسمِيَةَ1لَيُسَمُّونَ1ٱسمُهُٓ1تُسَمَّىٰ1

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 1:1Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyleبِسمِ
  2. 2:19Yahut (onların durumu), gökten boşanan, içinde karanlıklar, gök gürlemesi ve şimşek(ler) bulunan bir yağmur(a tutulmuşun hali) gibidir. Yıldırımlardan ölmek korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, inkârcıları tamamen kuşatmıştırٱلسَّمَآءِ
  3. 2:22O (Rabb) ki yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse siz de, bile bile, Allah'a eşler koşmayınوَٱلسَّمَآءَ
  4. 2:29O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilirٱلسَّمَآءِ
  5. 2:31Ve Âdem'e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: "Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin." dediٱلأَسمَآءَ
  6. 2:33(Allah): "Ey Âdem, bunlara onları isimleriyle haber ver." dedi. Bu emir üzerine Âdem onlara isimleriyle onları haber verince, (Allah): "Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim" dememiş miydim?" dediبِأَسمَآئِهِم
  7. 2:59Bunun üzerine o zulme devam edenler sözü değiştirdiler, onu kendilerine söylenildiğinden başka bir şekle soktular. Biz de kötülük yaptıkları için o zalimlere murdar bir azap indirdikٱلسَّمَآءِ
  8. 2:107Bilmez misin ki, hakikaten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır, hepsi O'nundur. Size de Allah'dan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardırٱلسَّمَٰوَٰتِ
  9. 2:114Allah'ın mescitlerini, içlerinde Allah'ın isminin anılmasından meneden ve onların harap olmalarına çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir! İşte bunlar, oralara korka korka girmekten başka birşey yapmazlar. Bunlara dünyada perişanlık, ahirette de büyük bir azap vardırٱسمُهُ
  10. 2:116O zalimler, "Allah kendisine çocuk edindi." dediler. Hâşâ, O sübhândır. Doğrusu, göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Hepsi O'na boyun eğmiştirٱلسَّمَٰوَٰتِ
  11. 2:117O, göklerin ve yerin yoktan var edicisidir ve O, bir işin olmasını murad edince, ona yalnızca "ol!" der, o da hemen oluverirٱلسَّمَٰوَٰتِ
  12. 2:144Doğrusu, biz, yüzünün semaya yöneldiğini, orada şekilden şekile geçerek, aranıp durduğunu görüyorduk. Artık seni hoşnud olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Haydi bakalım, yüzünü Mescidi Haram'a doğru çevir. Siz de ey müminler, nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa doğru çevirin! Kendilerine kitap verilmiş olanlar da kesinlikle bilirler ki, Rabblerinden gelen o emir haktır. Ve Allah, onların yaptıklarından ve yapmakta olduklarından gafil değildirٱلسَّمَآءِ
  13. 2:164Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar şeylerle denizde akıp giden gemide, Allah'ın yukarıdan bir su indirip de onunla yeri ölümünden sonra diriltmesinde, diriltip de üzerinde deprenen hayvanları yaymasında, rüzgarları değiştirmesinde, gök ile yer arasında emre hazır olan bulutta şüphesiz akıllı olan bir topluluk için elbette Allah'ın birliğine deliller vardırٱلسَّمَٰوَٰتِ
  14. 2:255Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktürٱلسَّمَٰوَٰتِ
  15. 2:282Ey iman edenler! Belli bir vade ile karşılıklı borç alış verişinde bulunduğunuz vakit onu yazın. Hem aranızda doğruluğuyla tanınmış yazı bilen biri yazsın. Yazı bilen biri, Allah'ın, kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın da yazsın. Bir de hak kendi üzerinde olan adam söyleyip yazdırsın ve herbiri yazarken Rabbi olan Allah'dan korksun da haktan birşey eksiltmesin. Şayet borçlu bir bunak veya küçük bir çocuk veya söyleyip yazdıramıyacak durumda biri ise velisi doğrusunu söyleyip yazdırsın. Erkeklerinizden hazırda olan iki kişiyi şahit de yapın. Şayet iki tane erkek hazırda yoksa, o zaman doğruluğuna güvendiğiniz şahitlerden bir erkekle iki kadın ki, birisi unutunca, öbürü hatırlatsın, şahitler de çağırıldıklarında kaçınmasınlar; siz yazanlar da az olmuş, çok olmuş, onu vadesine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun olduğu gibi; hem şahitlik için daha sağlam, hem şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Meğer ki, aranızda hemen devredeceğiniz bir ticaret olsun, o zaman bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alım satım yaptığınız vakit de yine şahit tutun. Ayrıca ne yazan, ne de şahitlik eden bir zarar görmesin. Eğer onlara zarar verirseniz, o işte mutlaka size dokunacak bir günah olur. Üstelik Allah'dan korkun. Allah size ayrıntılarıyla öğretiyor ve Allah her şeyi bilirمُّسَمّٗى
  16. 2:284Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Siz içinizdekileri açığa vursanız da gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine de azab eder. Allah her şeye kadirdirٱلسَّمَٰوَٰتِ
  17. 3:5Şu da kesindir ki, ne yerde, ne de gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmazٱلسَّمَآءِ
  18. 3:29De ki, göğüslerinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini bilir. Hiç şüphesiz Allah, her şeye kadirdirٱلسَّمَٰوَٰتِ
  19. 3:36Onu doğuruncaAllah onun ne doğurduğunu bilip dururkenşöyle dedi: "Rabbim, onu kız doğurdum; erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu koğulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorumسَمَّيتُهَا
  20. 3:45Melekler şöyle demişti: "Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir kelimeyi müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih'dir; dünyada da ahirette de itibarlı, aynı zamanda Allah'a çok yakınlardandırٱسمُهُ
  21. 3:83Onlar, Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde ne varsa hepsi, ister istemez O'na boyun eğmiştir ve O'na döndürülüp götürüleceklerdirٱلسَّمَٰوَٰتِ
  22. 3:109Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Bütün işler Allah'a döndürülürٱلسَّمَٰوَٰتِ
  23. 3:129Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendirٱلسَّمَٰوَٰتِ
  24. 3:133Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, Allah'tan gereği gibi korkanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşunٱلسَّمَٰوَٰتُ
  25. 3:180Allah'ın, kendilerine lütfundan verdiği nimetlere karşı cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır o, kendileri için şerdir. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'a aittir. Allah yaptıklarınızdan haberdardırٱلسَّمَٰوَٰتِ
  26. 3:189Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah her şeye kâdirdirٱلسَّمَٰوَٰتِ
  27. 3:190Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için gerçekten açık, ibretli deliller vardırٱلسَّمَٰوَٰتِ
  28. 3:191Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve "Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen yücesin, bizi ateşin azabından koru." derlerٱلسَّمَٰوَٰتِ
  29. 4:126Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Allah, her şeyi kuşatıcıdırٱلسَّمَٰوَٰتِ
  30. 4:131Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilenlere ve size Allah'tan korkmanızı emrettik. Eğer inkâr ederseniz, biliniz ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, hamd vesenâ O'na yakışırٱلسَّمَٰوَٰتِ

Bu kök 352 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.