Defterim

Önsöz

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

Bu, Rabbimin lütfundandır.

Bu çalışma nasıl doğdu, neden yapıldı, neye hizmet etmek istiyor.

Önce bir şeyi kayda geçirmem gerekiyor: bu çalışma benden değildir. Allah'ın fazlındandır. Burada doğru olan ne varsa O'nun lütfudur; eksik ve hatalı olan ne varsa benimdir. Süleyman'ın sarayında, gözün açılıp kapanmasından önce gelen emaneti görünce söylenen söz, bu sayfanın da ilk sözü olsun:

قَالَ الَّذِي عِنْدَهُ عِلْمٌ مِنَ الْكِتَابِ أَنَا آتِيكَ بِهِ قَبْلَ أَنْ يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ ۚ فَلَمَّا رَآهُ مُسْتَقِرًّا عِنْدَهُ قَالَ هَٰذَا مِنْ فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِي أَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ ۖ وَمَنْ شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ ۖ وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ

Kitap'tan bir bilgisi olan kişi dedi ki: “Ben onu sana gözün geri dönmeden önce getiririm.” Onu yanında yerleşmiş görünce dedi ki: “Bu Rabbimin lütfundandır; beni sınasın diye: şükür mü edeceğim, nankörlük mü? Kim şükrederse kendi nefsi için şükretmiş olur; kim gerçeğin ve nimetin üstünü örtüp inkâr ederse Rabbim ihtiyaçsızdır, cömerttir.”
Neml · 40

Bir halkada sorulan soru

Bu çalışmanın ilk tohumu Osnabrück Kur'an Halkası'nda atıldı. O halka, Allah'ın Kitabı'nı okurken kendini o hitabın muhatabı sayan bir halkaydı: ayeti geçmişte birilerine söylenmiş bir söz gibi değil, bugün bize, bu odada oturanlara söylenen bir söz gibi okurdu. Kitap'ın kendisi de bunu söylüyordu:

لَقَدْ أَنْزَلْنَا إِلَيْكُمْ كِتَابًا فِيهِ ذِكْرُكُمْ ۖ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

Andolsun, size içinde hatırlatmanız bulunan bir Kitap indirdik. Hâlâ akletmeyecek misiniz?
Enbiyâ · 10

Bir gün o halkada bir soru sordum: Ayeti anlamak için bir müfessire ihtiyaç var mı?Abilerimizden, hocalarımızdan gelen cevap «hayır» oldu. Ardından şunu eklediler: Uğraş. Kendini buna ne kadar adarsan, ne kadar vakit verirsen, o kadar yakınlaşırsın.

وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا ۚ وَإِنَّ اللَّهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ

Bizim uğrumuzda cihad edenleri yollarımıza ileteceğiz; Allah iyilik edenlerle beraberdir.
Ankebût · 69

O gün anlamak için bir aracıya mecbur olmadığımı anladım. Kur'an kendini «kolaylaştırılmış» diye tanıtıyor ve soruyor:

وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ

Andolsun, Kur'an'ı öğüt için kolaylaştırdık; öğüt alan var mı?
Kamer · 17

Ama bir temel gerekiyordu

Aracıya ihtiyaç yoktu; ama anlayabilmek için bir temele ihtiyaç vardı. Kendi kendime düşündüm: adım adım işleyen bir yol kursak. Önce kelimenin köküne insek; kökün Arapçada taşıdığı anlamı çıkarsak; sonra meali o kökün ışığında, kelimeyi kelimeye bağlayarak yeniden yazsak. Her ayeti ardına bakarak, sonunu gözeterek okusak — Kitap'ın kendisinin istediği gibi:

كِتَابٌ أَنْزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُولُو الْأَلْبَابِ

Sana indirdiğimiz, bereket konulmuş bir Kitap: âyetlerini işin sonunu gözeterek düşünsünler ve akıl sahipleri hatırlasın diye.
Sâd · 29

Köke inmem gerektiğini gördüm ve indim. NÛR'daki her kelimenin kökü, her kökün Kur'an'daki öbür yerleri ve kökten çıkan meal, bu inişin izleridir. Sitenin meali Özmeal de böyle doğdu: ayeti kelimelerinin köklerinden okuyarak.

Bir deryaya çıktım

Bu çalışmayı hazırlarken bir deryayla karşılaştım. Sonu gelmeyecek bir yolun başında olduğumu hissediyorum — ve bunu bir yük olarak değil, bir nimet olarak hissediyorum:

قُلْ لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ أَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا

De ki: “Rabbimin sözleri için deniz mürekkep olsa, Rabbimin sözleri tükenmeden deniz tükenirdi; bir benzerini daha ek olarak getirsek bile.”
Kehf · 109

Bu yüzden ilk ve son duam da Kitap'ın öğrettiği dua:

فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ ۗ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْآنِ مِنْ قَبْلِ أَنْ يُقْضَىٰ إِلَيْكَ وَحْيُهُ ۖ وَقُلْ رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا

Gerçek hükümdar Allah ne yücedir! Sana vahyi tamamlanmadan önce Kur'an'la acele etme; de ki: “Rabbim! Bilgimi artır.”
Tâhâ · 114

Amaç

Asıl amacım, Allah'ın kelamının muhataplarına ulaşmasına bir vesile olabilmek. Kimseye bir şey öğretme iddiası yok; kapıyı aralamak, ayeti kökü, meali ve kaynağıyla okurun önüne koymak ve okuru Kitap'la doğrudan buluşturmak istiyorum. Okuyan herkesin de o halkada olduğu gibi kendini hitabın muhatabı bulmasını.

Kur'an hayırda yarışanları anar; hizmette öne geçenleri, yakınlaştırılanları:

أُولَٰئِكَ يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَهُمْ لَهَا سَابِقُونَ

işte onlar hayırlarda gecikmeden öne geçmeye atılırlar ve onlarda öne geçenlerdir.
Mü'minûn · 61

وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَ

Önde gidenler ise — evet, önde gidenler!
Vâkıa · 10

أُولَٰئِكَ الْمُقَرَّبُونَ

İşte yakın kılınanlar onlardır;
Vâkıa · 11

Rabbim bizi bu mertebeye eriştirsin; Kitabına hizmet edebilmeyi, hizmette öne geçenlerden olabilmeyi nasip etsin.

Teşekkür

Bu yolun başındaki soruya cevap veren Osnabrück Kur'an Halkası'ndaki abilerime ve hocalarıma; ayeti «bize söylenmiş» diye okumayı öğreten o halkaya. Onların payı bu sayfanın her satırında var.

Muhammed EminOsnabrück, Ekim 2026