Kök

نبا

Kur'an'da 160 yerde, 151 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Âdem’e “Şunların adlarını söyle” deniyor ve o söylüyor. Sonra tarihten gerçek olaylar aktarılıyor, mesela Musa ile Firavun; bunlar görünmeyenden gelen bildirilerdir. Bu bildirimler vakti gelince doğrulanır ve sonunda herkes yaptıklarının haberini tek tek alır.

Türkçedeki izi

nebi
Peygamber demektir; bu kökten, ağırlığı olan bildiriyi taşıyan kişi.
Enbiya
Nebi kelimesinin çoğulu; Kur’an’da sure adı olarak bilinir.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileرسل(resul, risale, elçi)

    Nebi, ağırlığı olan ilanı alıp taşıyan kişiyi anlatır. Resul, gönderilmiş elçidir ve iletme görevi öndedir. Kısacası nebi ilanı taşır, resul gönderiyi ulaştırır.

    • 5:44Burada “peygamberler” Kitapla hükmeden kişiler olarak geçer; nebi yönü önde.
    • 7:158Burada “resul” tüm insanlara gönderilmiş elçi olarak tanıtılır; gönderilme vurgusu var.
  • bu kökileخبر(haber, haberdar)

    Bu kardeş kökte “haberdar” olmak sürekli bilme halidir. Bizim kökteki “haber” ise ilan edilip zamanı gelince sonucu çıkan bildiridir. Kısacası haberdar olmak durum, ilan etmek sonuçlu duyurudur.

    • 6:67Burada “haber”in zamanı gelince doğrulanacağı söylenir; sonuç vurgusu var.
    • 2:271Burada “haberdardır” ifadesi sürekli bilme halini anlatır.

Müfessir diliyle

Ciddî sonucu olan bildiri; gaybı açığa taşıyan, vakti gelince gerçekleşmesiyle tasdik edilen ilân.

“Nabaʾ” diye anılan anlatılar gaybe dair olup vahiy yoluyla aktarılır (3:44; 11:49; 12:102). Her “nabaʾ”ın bir “müstakar”ı vardır; alaya alanlara dahi sonunda sonucu ulaşır (6:67; 6:5; 26:6; 38:88). II ve IV bâblar, bu bildiriyi başkasına iletme eylemini gösterir; hem dünyada hem de hesap gününde ayrıntılı bildirim söz konusudur (2:31–33; 66:3; 58:6; 62:8; 41:50). “Nabiyy” ve “nubuwwa” ise bu tür ilânları taşıyan görevi ve kişiyi, Kitap ve hükümle beraber işaretler (2:213; 5:44; 3:79).

Somuttan soyuta

Somut bildiriden başlar: isimlerin öğretilip bildirilmesi (2:31–33), İbrahim’in konukları (15:51); oradan tarihten aktarılan kıssalara (18:13; 28:3) ve nihayet gelecekte doğrulanacak ilânlara ve hesap günündeki tek tek bildirmeye yükselir (6:67; 58:6).

Kardeş köklerden farkı

  • رسلile farkı

    Bu kökte odak, ağırlığı olan ilânı almak ve bildirmek; kişi olarak “nabiyy” Kitap ve hükümle anılır (2:213; 5:44). “Rasul” ise gönderiliş yönüne ve tebliğ misyonuna vurgu taşır; insanlara gönderilme, okuma-öğretme ve şahitlik ön plandadır (2:129; 2:143; 7:158).

  • خبرile farkı

    “Khabr/Khabeer” sürekli ve derin içbilgiyi ifade eder; ‘habirdir’ oluş halidir (2:271). “Nabaʾ” ise sonuç doğuran bildirinin ilan ve tebliğ yönünü taşır; ‘sana kimse, ancak bir Khabeer gibi bildiremez’ ifadesi ikisini buluşturur ama ayırır (35:14; 58:6).

  • غفلile farkı

    “Ghafla” ilgisizlik/duymazlıktır (6:131; 7:146). “Nabaʾ” ise bu duymazlığı yaran, caydırıcı ve sonuçlu bildiridir; gelmiş ama hafife alınmıştır (6:5; 54:4; 9:70).

Anlam alanları · 5

  1. Gaybî anlatı ve kıssa bildirisi

    Vahiy ile aktarılan, geçmişe/ulaşılmaz olana dair gerçek anlatılar; ibret taşıyan, kesinlik vurgulu dosyalar.

  2. Gerçekleşme vaadi taşıyan ilân

    Her bildirinin vakti gelince sonuç vereceği ve alaya alanlara bile sonucunun ulaşacağı vurgusu.

  3. Bildirme fiili: dünyadaki tebyin

    Özel bilgiyi başkasına açıklamak; kimi zaman tümüyle gizli olanı açığa çıkarmak.

  4. Görev ve kişi: nübüvvet ve ‘nabiyy’

    Ağırlığı olan ilânı alan/taşıyan kişi ve bu görev; Kitap ve hükümle birliktelik, uyarı-müjde fonksiyonu.

  5. Hesap gününde tek tek bildirme

    Yapılanların tamamının sayılıp sahiplerine ayrıntılı biçimde bildirileceği nihai tebliğ.

Biçimlerin kullanımı

نَبَأ
Sonuç doğuran ve vakti gelince doğrulanacak ağır bildiri; tarihî/gaibî dosya.
نَبَّأَ
Vurgulu-ayrıntılı biçimde bildirmek; çoğu kez yetkeden gelen açıklama.
أَنبَأَ
Özel bir bilgiyi başkasına iletmek; gizliyi açığa vermek.
نَّبِىّ
Ağırlığı olan ilânı alan ve aktaran görevli; Kitap/hükümle ilişkilidir.
نُّبُوَّة
Bu tür ilânları alma ve bildirme görevi/bağışı.
يَسْتَنبُِٔ
Kesin bilgi talep etmek; bir işin hakikatini doğrulamayı istemek.

Güven: Güçlü · incelenen 63 ayetin 33'i açıklandı (%52) · toplam 151 ayetten dengeli örnek

Kökün tüm ana biçimleri çok sayıda ayette ve farklı bağlamlarda yer almakta; nazâir tutarlı bir çekirdeğe işaret ediyor.

Açık soru: ‘Nabiyy’ ile ‘rasul’ arasındaki nüansın sınırları bazı yerlerde iç içe görünür; ayrımı burada metindeki vurgu üzerinden okuduk.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

47 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:31'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 71Medenî · 80
isim · 109fiil · 51

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 78

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

ٱلنَّبِيُّ17ٱلنَّبِيِّـنَ9ٱلنَّبِيِّ8فَيُنَبِّئُكُم7أَنبَآءِ6ٱلنَّبِيَّ5نَبَأَ4نَبِيّٗا4وَٱلنَّبِيِّـنَ3وَٱلنُّبُوَّةَ3ٱلأَنبِيَآءَ3أُنَبِّئُكُم3فَيُنَبِّئُهُم3نَبِيٍّ3نَبَؤُاْ3نَّبِيّٗا3أَنبِيَآءَ2ٱلنَّبِيُّونَ2نَبِيُّهُم2نَّبِيّٖ2لِنَبِيٍّ2أَنبَـٰٓؤُاْ2يُنَبِّئُكُم2يُنَبِّئُهُم2نَّبِيٍّ2لِلنَّبِيِّ2وَنَبِّئهُم2بِنَبَإٖ2فَأُنَبِّئُكُم2ٱلنُّبُوَّةَ2أَنبِـُٔونِي1أَنبِئهُم1أَنبَأَهُم1لِنَبِيّٖ1أَؤُنَبِّئُكُم1وَنَبِيّٗا1وَأُنَبِّئُكُم1وَٱلنَّبِيُّونَ1يُنَبِّئُهُمُ1وَٱلنَّبِيِّ1

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:31Ve Âdem'e isimlerin hepsini öğretti, sonra onları meleklere gösterip: "Haydi davanızda sadıksanız bana şunları isimleriyle haber verin." dediأَنبِـُٔونِي
  2. 2:33(Allah): "Ey Âdem, bunlara onları isimleriyle haber ver." dedi. Bu emir üzerine Âdem onlara isimleriyle onları haber verince, (Allah): "Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim" dememiş miydim?" dediأَنبِئهُم
  3. 2:61Hani bir zamanlar, "Ey Musa, biz tek çeşit yemeğe asla katlanamayacağız, yeter artık bizim için Rabbine dua et de bize yerin yetiştirdiği şeylerden; sebzesinden, kabağından, sarmısağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın." dediniz. O da size "O üstün olanı daha aşağı olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Bir kasabaya konaklayın o vakit istediğiniz elbette olacaktır." dedi. Üzerlerine zillet ve meskenet damgası vuruldu ve nihayet Allah'dan bir gazaba uğradılar. Evet öyle oldu, çünkü Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Evet öyle oldu, çünkü isyana dalıyorlar ve aşırı gidiyorlardıٱلنَّبِيِّـنَ
  4. 2:91Onlara, "Allah ne indirdiyse ona iman edin." denildiği zaman, onlar "Biz kendimize indirilene iman ederiz." derler ve ondan başkasını inkâr ederler. Oysa yanlarındaki Tevrat'ı tasdik eden gerçek vahiy odur. Onlara de ki; "Peki madem gerçek mümin sizsiniz de ne diye daha önce Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuzأَنبِيَآءَ
  5. 2:136Deyiniz ki, "Biz, Allah'a iman ettik ve bize ne indirildiyse İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a ve torunlarına ne indirildiyse, Musa'ya ve İsa'ya ne indirildiyse ve bütün peygamberlere Rablerinden ne verildiyse hepsine iman ettik. Biz onların arasında fark gözetmeyiz ve biz ancak O'na boyun eğen müslümanlarızٱلنَّبِيُّونَ
  6. 2:177Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardırوَٱلنَّبِيِّـنَ
  7. 2:213İnsanlar tek bir ümmetti. Ayrılmaları üzerine Allah, rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi ve beraberlerinde hak ile ilgili kitap indirdi ki, insanların, aralarında ihtilaf ettikleri şeyler hakkında hakem olsun. Bunda da sırf o kitap verilenler, kendilerine bunca deliller geldikten sonra tuttular, aralarındaki hırs ve kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle, iman edenleri, onların hakkında anlaşmazlığa düştükleri hakka, ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru yola iletirٱلنَّبِيِّـنَ
  8. 2:246Baksana, İsrail oğullarının Musa'dan sonra ileri gelenlerine! Hani onlar, bir peygamberlerine: "Bize bir kumandan gönder de Allah yolunda savaşalım..." dediler. O da: "Size savaş farz kılınırsa, acaba yapmamazlık eder misiniz?" dedi. Onlar: "Bize ne oldu da yurtlarımızdan çıkarıldığımız ve çocuklarımızdan ayrıldığımız halde Allah yolunda savaşmayalım?" dediler. Bunun üzerine savaş kendilerine farz kılınınca da onlardan pek azı hariç, yüz çevirdiler. Ama Allah, o zalimleri bilirلِنَبِيّٖ
  9. 2:247Peygamberleri onlara: "Allah, size hükümdar olmak üzere Talût'u gönderdi." demişti. Onlar: "Ona bizim üzerimize hükümdar olmak nereden geldi? Oysa hükümdarlığa biz ondan daha lâyıkız, ona maldan bir genişlik, bir bolluk da verilmemiştir." dediler. Peygamberleri de "Onu sizin başınıza Allah seçmiş ve ona bilgi ve vücut bakımından bir güç, bir genişlik vermiştir." dedi. Hem Allah, mülkünü dilediğine verir. Allah'ın rahmeti geniştir, o her şeyi bilirنَبِيُّهُم
  10. 2:248Peygamberleri, onlara şunu da söylemişti: Haberiniz olsun, Onun hükümdarlığının alâmeti, size o tabutun gelmesi olacaktır ki onda Rabbinizden bir sekine (sükûnet, gönül rahatlığı), Musa ve Harun ailelerinin bıraktıklarından bir bakiyye (kalıntı) vardır. Onu melekler getirecektir. Eğer iman etmiş kimselerden iseniz, bunda sizin için kesin bir ibret, bir alâmet vardırنَبِيُّهُم
  11. 3:15De ki, size, o istediklerinizden daha hayırlısını haber vereyim mi? Korunan kullar için Rablerinin yanında cennetler var ki, altlarından ırmaklar akar, içlerinde ebedî kalmak üzere onlara, hem tertemiz eşler var, hem de Allah'dan bir rıza vardır. Allah, o kulları görürأَؤُنَبِّئُكُم
  12. 3:21Allah'ın âyetlerini inkâr edenler ve haksız yere peygamberleri öldürenler, insanlar içinde adaleti emredenlerin canına kıyanlar yok mu? Bunlarıacıklı bir azapla müjdeleٱلنَّبِيِّـنَ
  13. 3:39Zekeriyya mabedde namaz kılarken melekler ona: "Allah sana, Allah'dan bir kelimeyi doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve iyilerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler." diye ünledilerوَنَبِيّٗا
  14. 3:44İşte bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. (Yoksa) "Meryem'i kim himayesine alıp koruyacak?" diye kalemlerini (kur'a için) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu hususta) Tartışırlarken de yanlarında bulunmadınأَنبَآءِ
  15. 3:49Allah onu İsrailoğullarına (şöyle diyecek) bir peygamber olarak gönderir: "Şüphesiz ki ben size Rabbinizden bir âyet (mucize, belge) getirdim: Size, kuş biçiminde çamurdan birşey yaparım da içine üflerim, Allah'ın izniyle o, kuş olur; anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyor ve neleri biriktiriyorsanız size haber veririmوَأُنَبِّئُكُم
  16. 3:68Doğrusu onların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber ve iman edenlerdir. Allah da müminlerin dostudurٱلنَّبِيُّ
  17. 3:79İnsanlardan hiçbir kimseye, Allah kendisine kitap, hüküm ve peygamberlik verdikten sonra, kalkıp insanlara: "Allah'ı bırakıp bana kul olun." demesi yakışmaz. Fakat onun: "Öğrettiğiniz ve okuduğunuz kitap gereğince Rabb'e halis kullar olun" (demesi uygundur)وَٱلنُّبُوَّةَ
  18. 3:80Ve O size: "Melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin." diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size hiç inkârı emreder miوَٱلنَّبِيِّـنَ
  19. 3:81Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (kitaplar)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. Onlar: "Kabul ettik" dediler. (Allah da) dedi ki: "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanımٱلنَّبِيِّـنَ
  20. 3:84De ki: "Allah'a, bize indirilen (Kur'ân)e, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene, Musa'ya, İsa'ya ve peygamberlere Rablerinden verilenlere inandık. Onların arasında hiçbir fark gözetmeyiz, biz O'na teslim olmuşlarızوَٱلنَّبِيُّونَ
  21. 3:112Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üzerlerine alçaklık damgası vurulmuştur. Meğer ki Allah'ın ipine ve insanlar (müminler)ın ahdine sığınmış olsunlar. Onlar Allah'ın hışmına uğradılar ve üzerlerine de miskinlik damgası vuruldu. Bunun sebebi, onların Allah'ın âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve haksız yere peygamberleri öldürmeleridir. Ayrıca isyan etmiş ve haddi de aşmışlardıٱلأَنبِيَآءَ
  22. 3:146Nice peygamberler vardı ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostları çarpıştılar; Allah yolunda başlarına gelenlerden yılgınlık göstermediler, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri severنَّبِيّٖ
  23. 3:161Hiçbir peygambere ganimet malını gizlemesi (devletmillet malını aşırması) yaraşmaz. Kim böyle bir aşırma ve ihanette bulunursa kıyamet günü aşırdığını boynuna yüklenerek getirir. Sonra da herkese kazandığının karşılığı tastamam ödenir, onlar haksızlığa da uğramazlarلِنَبِيٍّ
  24. 3:181Allah, "Şüphesiz Allah fakirdir, biz zenginiz." diyenlerin lafını elbette duymuştur. Onların söylediklerini ve peygamberleri haksız yere öldürmelerini yazacağız ve şöyle diyeceğiz: "Tadın o yakıcı azabıٱلأَنبِيَآءَ
  25. 4:69Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, iyilerle birliktedir. Bunlar ne güzel arkadaştırٱلنَّبِيِّـنَ
  26. 4:155Verdikleri sözden dönmeleri, Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri, haksız yere peygamberlerini öldürmeleri ve "kalblerimiz kılıflıdır" demelerinden dolayı (başlarına türlü belalar verdik). Doğrusu Allah, inkârları sebebiyle onların kalplerini mühürlemiştir. Pek azı hariç onlar inanmazlarٱلأَنبِيَآءَ
  27. 4:163Muhakkak biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davud'a da Zebur'u verdikوَٱلنَّبِيِّـنَ
  28. 5:14Biz hıristiyanız" diyenlerden de söz almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılan şeylerin çoğunu unutmuşlardı. Biz de onların arasına, kıyamete kadar sürecek kin ve düşmanlık soktuk. Allah, ne yapmış olduklarını onlaraelbette haber verecektirيُنَبِّئُهُمُ
  29. 5:20Musa kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. O, içinizden peygamberler çıkardı. Sizi hükümdarlar yaptı. Ve âlemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdiأَنبِيَآءَ
  30. 5:27Onlara Âdem'in iki oğluyla ilgili haberi hakkıyle oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, ötekine): " Seni öldüreceğim" demişti. Diğeri ise şöyle demişti: "Allah, yalnız kendisinden korkanlardan kabul ederنَبَأَ

Bu kök 151 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.