Kök

كفر

Kur'an'da 525 yerde, 465 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Biri sana büyük bir iyilik yapıyor. Sen görmezden geliyor, üzerini örtüp sanki hiç olmamış gibi davranıyorsun. Kur’an’da kâfirlik, açık gerçeğin ve verilen nimetin üstünü böyle örtüp yok saymak, böylece onun hakkını ve gereğini boşa çıkarmaktır.

Türkçedeki izi

kâfir
Bu kökten; gerçeğin üstünü örten kişi anlamı taşır.
küfür
Aslı örtme demektir; Türkçede sövgü anlamına kaymıştır.
kefaret
Kusurun bedelini ödeyip üzerini kapatma demektir.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileجحد()

    jHd bilerek reddetmektir; kişi içten bildiği halde “hayır” der. kfr ise daha geniştir: hem gerçeği hem nimeti örter. Kısacası jHd bilinçli red, kfr üstünü örtmedir.

    • 27:14Burada jHd var: içten bildikleri halde bile bile reddediyorlar.
    • 46:7Burada kfr var: açık okunduğunda “büyü” deyip üstünü örtüyorlar.
  • bu kökileصدد(set)

    Sdd yolu tıkamaktır; başkalarını engeller. kfr daha çok kişinin içte örtmesidir, sonra kimlik olur. Kısacası sdd engelleme, kfr örtmedir.

    • 8:36Burada sdd var: Allah’ın yolunu parayla tıkamaya çalışıyorlar.
    • 2:90Burada kfr var: Allah’ın indirdiğinin üstünü kapatıyorlar.
  • bu kökileباس(beis)

    bAs çoğu kez “ne kötüdür” diye hüküm bildirir. kfr ise bu kötü hükmü doğuran örtme tutumudur. Kısacası bAs yargı sözü, kfr tutumdur.

    • 3:151Burada bAs var: sonları için kötü hüküm anlatılır.
    • 14:18Burada kfr var: örtenlerin işleri kül gibi savrulur.

Müfessir diliyle

Açık gerçeğin ve verilen nimetin üstünü kapatıp yok saymak; böylece değeriyle gereğini geçersizleştirmek.

Fiil genelde “bi” ile bir şeye yönelir: Allah’ın indirdiğinin üstünü örtmek, onu sihir diye damgalamak gibi (2:90; 6:7; 46:7). Aynı kökün mastarı, iyiliğin karşılığını görmezden gelmemek anlamında olumsuzlanarak kullanılır: “iyilikleri asla boşa sayılmayacaktır” (3:115; 21:94). II. bâb ise kusurun günahını örten, hükmünü düşüren karşılık/örtme anlamını açıklar (2:271; 29:7; 5:45; 5:89).

Somuttan soyuta

Daha somut-hukukî bir “örtme/telefi” olan kefâret ve günahın örtülmesinden (2:271; 5:45) başlayıp, vahyin ve nimetin üstünü sistemli biçimde kapatan kalbî-tutumsal hâle uzanır (2:6; 11:9).

Kardeş köklerden farkı

  • جحدile farkı

    jHd, bilineni bilerek reddetme/çürütme tavrıdır; kimi zaman iç kesinliğe rağmen yapılır (27:14). kfr ise daha geniş bir üstünü kapatma hâlidir; jHd, kfr’ün sergilediği bir fiil olarak görünür (29:47).

  • صددile farkı

    sdd başkalarını yoldan çevirmeye, yolu tıkamaya dönük dışa dönük engellemedir (4:167; 8:36); kfr ise öncelikle hakikatin ve nimetin üstünü kapatan iç tutum/konumdur (2:90; 4:101).

  • باسile farkı

    bAs çoğunlukla değerlendirme/azarlama kalıbında “ne kötüdür” türünden hükmü bildirir (2:90; 3:12; 2:126; 3:151); kfr bu kötü hükmü gerektiren örtme tutumunun kendisidir (3:10; 14:18).

Anlam alanları · 5

  1. Vahyin ve hakikatin üstünü kapatma

    Allah’ın indirdiğini, geldiğinde sihir sayıp görünür oluşunu perdelemek; açık beyyineye rağmen yok saymak.

  2. Nimet ve delile karşı vefasızlık

    Rahmet gelince kabul, çekilince yüz çeviren; misallere rağmen ısrarlı karşı duruş.

  3. Kimlik ve cepheleşme

    Bu örtme tutumunun sahibi bir topluluk/kimlik olarak belirip düşmanlık ve dayanaksız güven sergileme.

  4. Hukukî-ahlâkî örtme: kefaret

    Kusur/borcun hükmünü, karşılıkla örten ve düşüren uygulama; günahın üzerini kapatma.

  5. Netice: karşılığın boşa çıkması ve hüsran

    Örtme tutumu, amellerin kül gibi savrulmasına ve faydasız kalmasına yol açar.

Biçimlerin kullanımı

كَفَرَ
Bir şeyin üstünü kapatmak, onu yok saymak; çoğu zaman “bi” ile vahye/gerçeğe yönelir.
كُفْر
Üstünü kapatma fiilinin adı; karşılığı iptal eden tutum/hâl (2:88; 16:106; 9:23).
كَٰفِرُون
Bu tutumu benimsemiş grup/kimlik; çoğunlukla düşmanlık ve sebatla anılır (4:101; 8:55).
كَفَّرَ
Örtmek/telefi etmek: günahın veya borcun hükmünü düşüren karşılık vermek (2:271; 29:7).
كَفَّٰرَة
Kusuru örten/telefi eden belirli karşılık (5:45; 5:89).
كَفُور
Israrlı ve yoğun biçimde üstünü kapatan, karşılığı yok sayan kimse/sıfat (11:9; 31:32).

Güven: Güçlü · incelenen 68 ayetin 24'i açıklandı (%35) · toplam 465 ayetten dengeli örnek

Farklı bâblar ve isimleşmeler aynı “örtme/karşılığı iptal” çekirdeğine tutarlı biçimde dönüyor; çok sayıda nazîr mevcut.

Açık soru: 76:5’teki كَافُور somut bir madde adı olarak, ahlakî-anlamsal akıştan ayrı bir kullanım gibi görünür.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

77 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:6'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 210Medenî · 255
fiil · 304isim · 200sıfat · 21

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 112

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

كَفَرُواْ166ٱلكَٰفِرِينَ52كَفَرُوٓاْ23كَفَرَ18ٱلكَٰفِرُونَ17لِلكَٰفِرِينَ16كَٰفِرُونَ15يَكفُرُونَ12تَكفُرُونَ11يَكفُر8كَٰفِرِينَ8لِّلكَٰفِرِينَ7ٱلكُفرَ6كَفَرتُم6وَلِلكَٰفِرِينَ5ٱلكُفرِ5ٱلكُفَّارَ5ٱلكُفَّارِ5بِكُفرِهِم4بِٱلكُفرِ4كُفرٗا4وَكُفرٗا4بِٱلكَٰفِرِينَ3يَكفُرُواْ3يَكفُرُ3وَٱلكَٰفِرُونَ3تَكفُرُواْ3لِيَكفُرُواْ3كُفُورٗا3فَكَفَرُواْ3كُفَّارٌ2كَافِرٞ2كَفَّارٍ2كُفَّارٞ2وَٱلكُفَّارَ2وَكَفَرُواْ2كَفُورٞ2كَفَرنَا2كَفَّارٞ2كَفُورٗا2

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:6Şu muhakkak ki inkâr edenleri uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir. Onlar inanmazlarكَفَرُواْ
  2. 2:19Yahut (onların durumu), gökten boşanan, içinde karanlıklar, gök gürlemesi ve şimşek(ler) bulunan bir yağmur(a tutulmuşun hali) gibidir. Yıldırımlardan ölmek korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, inkârcıları tamamen kuşatmıştırبِٱلكَٰفِرِينَ
  3. 2:24Yok yapamadıysanız, ki hiçbir zaman yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkârcılar için hazırlanmış ateşten sakınınلِلكَٰفِرِينَ
  4. 2:26Muhakkak ki Allah bir sivri sineği, hatta daha üstününü misal getirmekten çekinmez. İman edenler bilirler ki, o şüphesiz haktır, Rabb'lerındandır. Ama küfre saplananlar: "Allah böyle bir misal ile ne demek istedi?" derler. Allah onunla birçoklarını şaşırtır, yine onunla birçoklarını yola getirir. Onunla ancak o fasıkları şaşırtırكَفَرُواْ
  5. 2:28Allah'ı nasıl inkâr edersiniz ki, ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek, sonra yine diriltecek, sonra da döndürülüp ona götürüleceksinizتَكفُرُونَ
  6. 2:34Ve o zaman meleklere: "Âdem'e secde edin!" dedik, hemen secde ettiler. Yalnız İblis dayattı, kibrine yediremedi, inkârcılardan olduٱلكَٰفِرِينَ
  7. 2:39İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennem ehlidirler. Orada ebedî olarak kalacaklardırكَفَرُواْ
  8. 2:41Yanınızdakini (Tevrat'ı) tasdik edici olarak indirdiğim (Kur'ân)a iman edin, O'nu, inkar edenlerin ilki siz olmayın, benim âyetlerimi birkaç paraya değişmeyin. Ancak benden korkunكَافِرِ
  9. 2:61Hani bir zamanlar, "Ey Musa, biz tek çeşit yemeğe asla katlanamayacağız, yeter artık bizim için Rabbine dua et de bize yerin yetiştirdiği şeylerden; sebzesinden, kabağından, sarmısağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın." dediniz. O da size "O üstün olanı daha aşağı olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Bir kasabaya konaklayın o vakit istediğiniz elbette olacaktır." dedi. Üzerlerine zillet ve meskenet damgası vuruldu ve nihayet Allah'dan bir gazaba uğradılar. Evet öyle oldu, çünkü Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Evet öyle oldu, çünkü isyana dalıyorlar ve aşırı gidiyorlardıيَكفُرُونَ
  10. 2:85Sonra sizler öyle kimselersiniz ki, kendilerinizi öldürüyorsunuz ve sizden olan bir grubu diyarlarından çıkarıyorsunuz, onlar aleyhinde kötülük ve düşmanlık güdüyor ve bu konuda birleşip birbirinize arka çıkıyorsunuz, şayet size esir olarak gelirlerse fidyeleşmeye kalkıyorsunuz. Halbuki yurtlarından çıkarılmaları size haram kılınmış idi. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Şu halde içinizden böyle yapanlar, netice olarak dünya hayatında perişanlıktan başka ne kazanırlar, kıyamet gününde de en şiddetli azaba uğratılırlar. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildirوَتَكفُرُونَ
  11. 2:88(Yahudiler, peygamberimize karşı alaylı bir ifade ile): "Bizim kalblerimiz kılıflıdır." dediler. Bilakis Allah, onları kâfirlikleri yüzünden lanetledi. Bundan dolayı çok az imana gelirlerبِكُفرِهِم
  12. 2:89Yanlarındakini tasdik etmek üzere onlara Allah katından bir kitap gelince, daha önceleri inanmayanlara karşı onunla yardım isteyip durdukları halde, o tanıdıkları kendilerine gelince, bu sefer kendileri onu inkâr ettiler. İşte bundan dolayı Allah'ın laneti kâfirleredirكَفَرُواْ
  13. 2:90Ne kadar çirkindir o uğruna kendilerini sattıkları şey ki; Allah'ın kullarından dilediğine kendi lütuf ve kereminden vahiy indirmesine kafa tutarak, Allah ne indirdiyse hepsini inkâr ettiler. İşte bu yüzden de gazap üstüne gazaba uğradılar. Can yakıcı azap asıl kâfirler içindirيَكفُرُواْ
  14. 2:91Onlara, "Allah ne indirdiyse ona iman edin." denildiği zaman, onlar "Biz kendimize indirilene iman ederiz." derler ve ondan başkasını inkâr ederler. Oysa yanlarındaki Tevrat'ı tasdik eden gerçek vahiy odur. Onlara de ki; "Peki madem gerçek mümin sizsiniz de ne diye daha önce Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuzوَيَكفُرُونَ
  15. 2:93Bir zamanlar size, "verdiğimiz kitaba kuvvetle sarılın ve onu dinleyin." diye Tûr'u tepenize kaldırıp mîsakınızı aldık. (O yahudiler): "Duyduk, dinledik, isyan ettik." dediler, kâfirlikleri yüzünden o danayı yüreklerinde besleyip büyüttüler. De ki, " Eğer siz mümin kimseler iseniz, bu imanınız size ne çirkin şeyler emrediyorبِكُفرِهِم
  16. 2:98Her kim Allah'a, Allah'ın meleklerine, peygamberlerine, Cebrail ile Mîkâil'e düşman olursa, iyi bilsin ki, Allah da o kâfirlerin düşmanıdırلِّلكَٰفِرِينَ
  17. 2:99Şanım hakkı için sana çok açık âyetler; parlak mucizeler indirdik. Öyle ki, iman sahasından uzaklaşmış fasıklardan başkası onları inkâr etmezيَكفُرُ
  18. 2:102Tuttular da Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Halbuki Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, lakin o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil'de Harut ve Marut'a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi "biz ancak ve ancak sizi denemek için gönderildik, sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!" demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah'ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkiyle bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydiكَفَرَ
  19. 2:104Ey iman edenler! "râine" demeyin, "unzurna" deyin ve iyi dinleyin, kâfirler için elemli bir azap vardırوَلِلكَٰفِرِينَ
  20. 2:105Ne Kitap ehlinden, ne de müşriklerden hiçbiri, size Rabbinizden bir hayır indirilsin istemez. Allah ise, üstünlüğü, rahmetiyle dilediğine mahsus kılar ve Allah çok büyük lütuf sahibidirكَفَرُواْ
  21. 2:108Yoksa siz peygamberinizi, bundan önce Musa'ya sorulduğu gibi, sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Halbuki her kim imanı küfürle değiştirirse artık düz yolun ortasında sapıtmış olurٱلكُفرَ
  22. 2:109Ehli kitaptan birçoğu arzu etmektedir ki, sizi imanınızdan sonra çevirip kâfir etsinler: Hak kendilerine iyice belirdikten sonra bile sırf nefsaniyetlerinden ve kıskançlıktan dolayı bunu yaparlar. Buna rağmen siz şimdi af ile, hoşgörüyle davranın tâ Allah emrini verinceye kadar. Şüphe yok ki Allah her şeye kâdirdirكُفَّارًا
  23. 2:121Kendilerine kitabı verdiğimiz ehliyetli kimseler onu, tilavetinin hakkını vererek okurlar. İşte onlar, ona iman ederler. Her kim de onu inkâr ederse, işte o inkârcılar hüsran içindedirlerيَكفُر
  24. 2:126Ve o vakit İbrahim "Ey Rabbim, burasını güvenli bir belde kıl, halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenleri çeşitli meyvalarla rızıklandır" diye yalvardı. Allah buyurdu ki: "küfredeni dahi rızıklandırır da hayattan biraz nasip aldırırım, sonra da onu ateş azabına uğratırım ki, orası ne yaman bir duraktırكَفَرَ
  25. 2:152O halde beni anın, ben de sizi anayım. Bana şükredin de nankörlük etmeyinتَكفُرُونِ
  26. 2:161Ama âyetlerimizi inkar etmiş ve kâfir olarak can vermiş olanlara gelince, işte Allah'ın laneti, meleklerin laneti ve insanların laneti hep onların üzerine olsunكَفَرُواْ
  27. 2:171O kâfirlerin hali, sadece bir çağırma veya bağırmadan başkasını işitmeyerek haykıranın haline benzer; onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, akıl da etmezlerكَفَرُواْ
  28. 2:191Onları nerede yakalarsanız öldürün ve sizi çıkardıkları yerden onları çıkarın. O fitne, öldürmeden daha şiddetlidir. Yalnız Mescidi Haram yanında onlar sizinle savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. Fakat sizi öldürmeye kalkışırlarsa, hemen onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledirٱلكَٰفِرِينَ
  29. 2:212Dünya hayatı, inkar edenler için bezendi. (Onlar), iman edenlerle eğleniyorlar. Halbuki takva sahibi olan o müminler, kıyamet günü onların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verirكَفَرُواْ
  30. 2:217Ey Muhammed! Sana haram aydan ve o ayda savaşmaktan soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak, büyük bir günahtır. Bununla beraber Allah yolundan alıkoymak, O'nu inkar etmek, insanları, Mescidi Haram'dan menetmek ve halkını oradan çıkarmak, Allah yanında daha büyük bir günahtır ve fitne, öldürmekten daha büyük bir vebaldir. Onlar, güçleri yeterse, sizi dininizden döndürmek için sizinle savaşmaktan hiçbir zaman geri durmazlar. Sizden de her kim, dininden döner ve kâfir olarak can verirse artık onların bütün amelleri, dünyada ve ahirette boşa gitmiştir. İşte onlar, cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardırوَكُفرُ

Bu kök 465 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.