Kök

امن

Kur'an'da 879 yerde, 723 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Bir şehre giriyorsun; kapılar açık, kimse korkmuyor. Arapça أمن (güven) önce böyle dış güveni anlatır. Buradan güvenilir olmak, emaneti taşımak ve söze sadakat çıkar. Böyle güvenle yönelen kalp sakinleşir, vahye bağlanır ve bağlı bir topluluk olmanın sorumluluklarını üstlenir.

Türkçedeki izi

emanet
Güvenilip korunan şey ya da görev; kökün güven boyutu.
emniyet
Tehlikenin olmadığı, huzurlu olma hali; dış güven.
iman
Güvenip tasdik ederek bağlanma; sadakat yönelişi.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileربط(irtibat, rabıta)

    Rabt bağlama ve pekiştirmedir. أمن güvenin oluşması ve ona yönelmedir. Kısacası ربط bağ kurar, أمن güven verir.

    • 48:4Kalplere güven iner; bu أمن, yani iç huzur ve güven.
    • 28:10Musa’nın annesinin kalbi pekiştirilir; bu ربط, bağın güçlenmesi.
  • bu kökileصيد(av, avcı, seyyad)

    صيد avı elde etme işidir. أمن topluluğun kimliği ve güvene dayalı bağlılıktır. Kısacası صيد avdır, أمن bağlı güvendir.

    • 2:153Ey iman edenler hitabı, أمن ile bağlı topluluğu çağırır.
    • 5:94Avla imtihan anlatılır; bu doğrudan صيد alanıdır.
  • bu kökileقلب(kalp, gönül)

    Kalp iç merkezdir. أمن bu merkeze inen güven ve sükun halidir. Kısacası قلب yer, أمن orada doğan hal.

    • 13:28Kalplerin yatışması anlatılır; bu أمن ile gelen sükun.
    • 2:97Vahyin kalbe inişi kalbi mekân olarak gösterir; bu قلب.

Müfessir diliyle

Tehlikeden uzak oluş ve bu zeminle bir şeyi güvenilir sayıp ona vefalı ve sadık biçimde yönelme.

Kök, dış emniyet ve sığınak anlamıyla başlar (2:125; 16:112; 12:99), “emanet” ve “emin” biçimleriyle güvenilirliğe ve başkasına güven vermeye uzanır (4:58; 7:68; 26:193; 23:8). Bu güven zemininden, mesajı tasdik ve ona bağlılık doğar: “bi-/li-” ile yönelen tasdik ve sadakat (2:3; 2:75; 10:83; 3:84; 29:46). Sonuçta kalpte sükun ve itmi’nan meydana gelir (3:154; 8:11; 13:28; 48:4; 2:260).

Somuttan soyuta

Somut sığınak ve güvenlikten (2:125; 9:6) kişisel güvenilirliğe ve emanet taşımaya (4:58; 33:72), oradan iç huzura (3:154; 13:28) ve vahye sadakatle bağlanmaya (2:3; 6:92) ilerler.

Kardeş köklerden farkı

  • ربطile farkı

    ربط kalbi bağlayıp pekiştiren tutunma/sağlamlaştırmadır; أمن ise tehlikenin kalkması ve güven duygusu ile bu zeminde yöneliştir. Pekiştirme (ربط) güveni destekler ama onun yerine geçmez.

  • صيدile farkı

    صيد av/hayvan elde etme fiilidir; أمن ise hitap grubunun kimliği ve onların güvene dayalı bağlılığıdır. Av hükümleri, güvene dayalı bağlanmış topluluğa yöneltilmiştir.

  • قلبile farkı

    قلب iç merkez/lokustur; أمن bu merkeze inen güven ve sükun ile oradan doğan sadakat tutumudur. Kalp mekandır, أمن onda oluşan hal ve bağlılıktır.

Anlam alanları · 5

  1. Dış güvenlik ve sığınak

    Tehlikenin uzaklaştığı, canın/malın güvende olduğu hal ve mekânlar.

  2. Güvenilirlik ve emanet

    Güvenin başkasına taşınması: emin kişi ve yüklenilen emanet.

  3. İç sükun ve yatışma

    Güvenin kalpte doğurduğu sükun, uykuya meyil ve itmi’nan.

  4. Mesajı güvenle tasdik ve sadakat

    Vahyi güvenilir bilip ona yönelme; bi-/li- ile yönelme ve vefa.

  5. Bağlı cemaat ve yükümlülük

    Güvene dayalı aidiyetin doğurduğu buyruklara icabet ve vefa.

Biçimlerin kullanımı

مُؤْمِن
Güveni esas alıp tasdik ve vefayla bağlı duran kimse/topluluk.
أَمِنَ
Güvende olmak; korkunun kalkmasıyla emniyete ermek.
أَمْن
Emniyet, tehlikeden uzak olma hali/ortamı.

Güven: Güçlü · incelenen 70 ayetin 47'i açıklandı (%67) · toplam 723 ayetten dengeli örnek

Ayetler hem somut emniyet hem emanet ve iç sükun ile vahye sadakati birlikte ve tutarlı biçimde gösteriyor.

Açık soru: ءَامَنَ’ın yönelimi (bi-/li-) ve derecelenebilirliği (48:4) bağlama göre farklı nüanslar doğurur; her yerde aynı ton varsayılmamalıdır.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

77 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:3'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 340Medenî · 383
fiil · 558isim · 290sıfat · 31

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 152

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

ءَامَنُواْ212يُؤمِنُونَ86ٱلمُؤمِنِينَ78ءَامَنُوٓاْ41ءَامَنَّا31ءَامَنَ26مُّؤمِنِينَ25ٱلمُؤمِنُونَ22يُؤمِنُ18ءَامِنُواْ10يُؤمِنُواْ10وَٱلمُؤمِنَٰتِ9ءَامَنتُم8مُؤمِنِينَ8لِّلمُؤمِنِينَ8أَمِينٞ8لِلمُؤمِنِينَ7وَٱلمُؤمِنُونَ7إِيمَٰنٗا7تُؤمِنُواْ7مُؤمِنٞ7ءَامِنِينَ7بِمُؤمِنِينَ6نُّؤمِنَ6ءَامِنٗا6بِٱلمُؤمِنِينَ6يُؤمِن6بِٱلإِيمَٰنِ5فَـَٔامِنُواْ5ٱلمُؤمِنَٰتِ5تُؤمِنُونَ5مُؤمِنٗا5إِيمَٰنِكُم4أَمِنتُم4مُؤمِنُونَ4ءَامَنَت4وَلِلمُؤمِنِينَ4وَءَامَنَ4أَنُؤمِنُ3وَءَامِنُواْ3

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:3Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlarيُؤمِنُونَ
  2. 2:4Ve onlar ki hem sana indirilene iman ederler, hem senden önce indirilene. Ahirete de bunlar kesinlikle iman ederlerيُؤمِنُونَ
  3. 2:6Şu muhakkak ki inkâr edenleri uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir. Onlar inanmazlarيُؤمِنُونَ
  4. 2:8İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık." derlerءَامَنَّا
  5. 2:9Allah'ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varmazlarءَامَنُواْ
  6. 2:13Onlara: "İnsanların (müslümanların) inandığı gibi inanın." denilince, "Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız?" derler. İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir fakat bilmezlerءَامِنُواْ
  7. 2:14Onlar iman edenlere rastladıkları zaman: "İnandık" derler. Fakat şeytanlarıyle yalnız kaldıkları zaman: "Biz, sizinle beraberiz, biz sadece (onlarla) alay ediyoruz." derlerءَامَنُواْ
  8. 2:25İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında: "Bu daha önce de rızıklandığımız şeydir" derler ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere, kendilerine sunulacak. Orada çok temiz zevceler de onların. Hem onlar orada ebedî kalacaklarءَامَنُواْ
  9. 2:26Muhakkak ki Allah bir sivri sineği, hatta daha üstününü misal getirmekten çekinmez. İman edenler bilirler ki, o şüphesiz haktır, Rabb'lerındandır. Ama küfre saplananlar: "Allah böyle bir misal ile ne demek istedi?" derler. Allah onunla birçoklarını şaşırtır, yine onunla birçoklarını yola getirir. Onunla ancak o fasıkları şaşırtırءَامَنُواْ
  10. 2:41Yanınızdakini (Tevrat'ı) tasdik edici olarak indirdiğim (Kur'ân)a iman edin, O'nu, inkar edenlerin ilki siz olmayın, benim âyetlerimi birkaç paraya değişmeyin. Ancak benden korkunوَءَامِنُواْ
  11. 2:55Hani bir zamanlar "Ey Musa biz Allah'ı açıkça görmedikçe senin sözünle asla inanmayacağız." demiştiniz de bunun üzerine sizi yıldırım çarpmıştı ve siz de bakakalmıştınızنُّؤمِنَ
  12. 2:62Şüphe yok ki, iman edenler, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiîler, bunlardan her kim Allah'a ve ahiret gününe gerçekten iman eder ve salih amel işlerse elbette Rabbleri katında bunların ecirleri vardır, bunlara bir korku yoktur, bunlar mahzun da olacak değillerdirءَامَنُواْ
  13. 2:75Şimdi bunların, size hemen inanacaklarını ümit mi ediyorsunuz? Halbuki bunlardan bir grup vardı ki, Allah'ın kelâmını işitirlerdi de sonra ona akılları yattığı halde bile bile onu tahrif ederlerdiيُؤمِنُواْ
  14. 2:76Üstelik iman edenlere rastladıklarında inandık derler, birbirleriyle başbaşa kaldıkları zaman, "Rabbinizin huzurunda aleyhinize delil olarak kullansınlar diye mi tutup Allah'ın size açıkladığı gerçekleri onlara da söylüyorsunuz? Hiç aklınız yok mu be?" derlerdiءَامَنُواْ
  15. 2:82İman edip salih ameller işleyenler, işte öyleleri de cennet ehlidirler ve orada ebedî kalıcıdırlarءَامَنُواْ
  16. 2:85Sonra sizler öyle kimselersiniz ki, kendilerinizi öldürüyorsunuz ve sizden olan bir grubu diyarlarından çıkarıyorsunuz, onlar aleyhinde kötülük ve düşmanlık güdüyor ve bu konuda birleşip birbirinize arka çıkıyorsunuz, şayet size esir olarak gelirlerse fidyeleşmeye kalkıyorsunuz. Halbuki yurtlarından çıkarılmaları size haram kılınmış idi. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Şu halde içinizden böyle yapanlar, netice olarak dünya hayatında perişanlıktan başka ne kazanırlar, kıyamet gününde de en şiddetli azaba uğratılırlar. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildirأَفَتُؤمِنُونَ
  17. 2:88(Yahudiler, peygamberimize karşı alaylı bir ifade ile): "Bizim kalblerimiz kılıflıdır." dediler. Bilakis Allah, onları kâfirlikleri yüzünden lanetledi. Bundan dolayı çok az imana gelirlerيُؤمِنُونَ
  18. 2:91Onlara, "Allah ne indirdiyse ona iman edin." denildiği zaman, onlar "Biz kendimize indirilene iman ederiz." derler ve ondan başkasını inkâr ederler. Oysa yanlarındaki Tevrat'ı tasdik eden gerçek vahiy odur. Onlara de ki; "Peki madem gerçek mümin sizsiniz de ne diye daha önce Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuzءَامِنُواْ
  19. 2:93Bir zamanlar size, "verdiğimiz kitaba kuvvetle sarılın ve onu dinleyin." diye Tûr'u tepenize kaldırıp mîsakınızı aldık. (O yahudiler): "Duyduk, dinledik, isyan ettik." dediler, kâfirlikleri yüzünden o danayı yüreklerinde besleyip büyüttüler. De ki, " Eğer siz mümin kimseler iseniz, bu imanınız size ne çirkin şeyler emrediyorإِيمَٰنُكُم
  20. 2:97Söyle; her kim Cebrail'e düşman ise iyi bilsin ki, Kur'ân'ı senin kalbine Allah'ın izniyle kendinden önceki vahiyleri onaylayıcı, müminlere hidayet ve müjde kaynağı olmak üzere o indirdiلِلمُؤمِنِينَ
  21. 2:100O fasıklar hem bunları tanımıyacaklar, hem de ne zaman bir ahd üzerine antlaşma yapsalar, her defasında mutlaka içlerinden bir güruh çıkıp onu bozacak ve atıverecek öyle mi? Hatta az bir güruh değil, onların çoğu ahit tanımaz imansızlardırيُؤمِنُونَ
  22. 2:103Şayet onlar iman edip de korunmuş olsalardı, elbette Allah tarafından verilecek mükafat çok hayırlı olacaktı. Keşke bunu bilselerdiءَامَنُواْ
  23. 2:104Ey iman edenler! "râine" demeyin, "unzurna" deyin ve iyi dinleyin, kâfirler için elemli bir azap vardırءَامَنُواْ
  24. 2:108Yoksa siz peygamberinizi, bundan önce Musa'ya sorulduğu gibi, sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Halbuki her kim imanı küfürle değiştirirse artık düz yolun ortasında sapıtmış olurبِٱلإِيمَٰنِ
  25. 2:109Ehli kitaptan birçoğu arzu etmektedir ki, sizi imanınızdan sonra çevirip kâfir etsinler: Hak kendilerine iyice belirdikten sonra bile sırf nefsaniyetlerinden ve kıskançlıktan dolayı bunu yaparlar. Buna rağmen siz şimdi af ile, hoşgörüyle davranın tâ Allah emrini verinceye kadar. Şüphe yok ki Allah her şeye kâdirdirإِيمَٰنِكُم
  26. 2:121Kendilerine kitabı verdiğimiz ehliyetli kimseler onu, tilavetinin hakkını vererek okurlar. İşte onlar, ona iman ederler. Her kim de onu inkâr ederse, işte o inkârcılar hüsran içindedirlerيُؤمِنُونَ
  27. 2:125Biz ta o zaman bu Beyt'i, insanlar için bir sevap kazanma ve bir güven yeri kıldık. Siz de Makamı İbrahim'den kendinize bir namazgah edinin. Ayrıca İbrahim ile İsmail'e şöyle ahid verdik: "Beytimi, hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar için, hem de rükû ve secde edenler için tertemiz tutunوَأَمنٗا
  28. 2:126Ve o vakit İbrahim "Ey Rabbim, burasını güvenli bir belde kıl, halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenleri çeşitli meyvalarla rızıklandır" diye yalvardı. Allah buyurdu ki: "küfredeni dahi rızıklandırır da hayattan biraz nasip aldırırım, sonra da onu ateş azabına uğratırım ki, orası ne yaman bir duraktırءَامِنٗا
  29. 2:136Deyiniz ki, "Biz, Allah'a iman ettik ve bize ne indirildiyse İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a ve torunlarına ne indirildiyse, Musa'ya ve İsa'ya ne indirildiyse ve bütün peygamberlere Rablerinden ne verildiyse hepsine iman ettik. Biz onların arasında fark gözetmeyiz ve biz ancak O'na boyun eğen müslümanlarızءَامَنَّا
  30. 2:137Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse doğru yola girmiş, hidayeti bulmuş olurlar. Yok eğer yüz çevirirlerse onlar sadece ve sadece didişmenin içindedirler. Allah onlara karşı sana yeter. Ve O, işitendir, bilendirءَامَنُواْ

Bu kök 723 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.