Kök
قبل
Kur'an'da 294 yerde, 282 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
Biri sana doğru gelir, sen de yüzünü ona çevirirsin. Bu kök tam böyle bir yüz yüze durmayı anlatır; buradan kabul etmek ve zaman için önce anlamı çıkar. Mealler çoğu kez sadece önce der, yönelme ve kabul tarafı silik kalır.
Türkçedeki izi
- kıble
- Namazda yüz dönülen yön demektir.
- kabul
- Bir şeyi almak ya da onaylamak anlamı taşır.
- istikbal
- Gelecek demektir, ileride olan zaman.
Tanıdık kelimelerle kıyas
bu kökileسطر(satır, esatir)
Bu kök yön ve karşılamayı anlatır. sTr ise yazıya ve masal diye görülen anlatılara işaret eder. Kısacası bu kök yön ve kabul, sTr içerik ve satırdır.
bu kökileسنن(sünnet)
Bu kök önce ve yüze dönmeyi bildirir. snn ise işleyişi, değişmeyen yolu anlatır. Kısacası bu kök konumu ve kabulü, snn düzeni anlatır.
bu kökileزبر(Zebur)
Bu kök yönelme ve kabulü anlatır. zbr ise yazılı sahifeleri ve kitabı söyler. Kısacası bu kök yüz yüze ve alma, zbr metindir.
Müfessir diliyle
Öne konumlanma ve yüze yöneliş: zaman çizgisinde evveliyet, mekânda yön tayini ve bir şeyi karşılayıp alma.
“مِنْ قَبْلُ/مِنْ قَبْلِ” sürekli evveliyeti bildirir (2:4; 3:144; 30:42; 28:46). Yön ve yüz alma ise قِبْلَة، قِبَل، أَقْبَلَ, مُسْتَقْبِل gibi biçimlerde somuttur (2:142; 2:144; 2:177; 46:24; 37:50). Kabul etme/karşılama ise تَقَبَّلَ، يَقْبَلُ، قَابِل، قَبُول ile “almayı” ifade eder (2:127; 2:48; 3:91; 40:3).
Somuttan soyuta
Duyusal çekirdek ‘yüzün/cepheye dönmesi’dir: kıble, yön, karşı karşıya gelme (2:142; 15:47). Buradan ‘alma/kabul’ (2:127; 3:91) ve ‘zaman çizgisinde önde bulunma’ anlamına geçer (3:144; 30:42).
Kardeş köklerden farkı
سطرile farkı
sTr yazılı rivayet/efsane içeriklerine (أساطير) işaret eder; qbl ise evveliyet ve yön/karşılama ilişkisini kurar, anlatının içeriği değildir.
سننile farkı
snn süreğen ilke/işleyişi (sünnet) bildirir; qbl ise olayları ve kişileri zamansal olarak öne alır yahut yüze/yöne yerleştirir.
زبرile farkı
zbr yazılı sahife/kitapları gösterir; qbl metin değil, zaman ve yön ilişkisini ve kabul/ret fiilini ifade eder.
Anlam alanları · 5
Zamansal evveliyet
Bir şeyin/neslin daha erken gerçekleşmiş olmasını bildirir.
Yön/istikamet
Yüzün çevrildiği istikamet, karşı taraf/cephe.
Kabul/karşılama
Bir şeyi/yapılanı almaya razı olmak veya reddedilmesini bildirmek.
Karşı karşıya gelme
Yüz yüze/dik konumlanma, önden olma, topluca karşıda bulunma.
Topluluk/karşı cephe
Birbirini tanıyan yüz yüze kümeler/birlikler.
Biçimlerin kullanımı
- قَبْل
- Evveliyet bildiren zarf/isim: daha erken gerçekleşme.
- قِبْلَة
- Yüzün çevrildiği tayinli istikamet.
- قِبَل
- Taraf/cephe; bir şeye dönük olma veya dış yüz.
- تَقَبَّلَ
- Yapılanı/teklifi gönüllüce alma; kabul buyurma.
- يَقْبَلُ
- Kabul etmek/edilmek; şefaat/fidyenin alınmaması bağlamı.
- أَقْبَلَ
- Yönelmek, yaklaşmak; yüzünü birine/şeye çevirmek.
Güven: Güçlü · incelenen 69 ayetin 23'i açıklandı (%33) · toplam 282 ayetten dengeli örnek
Ayetler hem zamansal hem mekânsal hem fiilî kabul boyutlarında tutarlı ‘önde/yüze yöneliş’ çekirdeğini gösteriyor.
Açık soru: ‘قَبَائِل’ ile ‘yüz yüze kümeler’ bağlantısı sahici görünüyor; yine de topluluk anlamının bu köke nasıl bağlandığı kısmen sezgiseldir.
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 58
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 2:4Ve onlar ki hem sana indirilene iman ederler, hem senden önce indirilene. Ahirete de bunlar kesinlikle iman ederlerقَبلِكَ
- 2:21Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabb'inize kulluk edin ki (Allah'ın) azabından korunasınızقَبلِكُم
- 2:25İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında: "Bu daha önce de rızıklandığımız şeydir" derler ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere, kendilerine sunulacak. Orada çok temiz zevceler de onların. Hem onlar orada ebedî kalacaklarقَبلُ
- 2:48Ve öyle bir günden korunun ki, kimse kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden şefaat da kabul edilmez, kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım da yapılmazيُقبَلُ
- 2:89Yanlarındakini tasdik etmek üzere onlara Allah katından bir kitap gelince, daha önceleri inanmayanlara karşı onunla yardım isteyip durdukları halde, o tanıdıkları kendilerine gelince, bu sefer kendileri onu inkâr ettiler. İşte bundan dolayı Allah'ın laneti kâfirleredirقَبلُ
- 2:91Onlara, "Allah ne indirdiyse ona iman edin." denildiği zaman, onlar "Biz kendimize indirilene iman ederiz." derler ve ondan başkasını inkâr ederler. Oysa yanlarındaki Tevrat'ı tasdik eden gerçek vahiy odur. Onlara de ki; "Peki madem gerçek mümin sizsiniz de ne diye daha önce Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuzقَبلُ
- 2:108Yoksa siz peygamberinizi, bundan önce Musa'ya sorulduğu gibi, sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Halbuki her kim imanı küfürle değiştirirse artık düz yolun ortasında sapıtmış olurقَبلُ
- 2:118Bilgiden nasibi olmayanlar da "Allah bizimle konuşsa ya, yahut bize de bir mucize gelse ya!" dediler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişlerdi. Onların kalbleri birbirlerine benzedi. Gerçekten de yakîne ermek (hakikati bilmek) isteyen bir kavim için biz mucizeleri çok açık seçik gösterdikقَبلِهِم
- 2:123Ve öyle bir günden sakının ki, o gün kimse, kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez ve ona şefaat de fayda vermez, hiçbir taraftan yardım da görmezlerيُقبَلُ
- 2:127Ve ne vakit ki İbrahim, Beyt'in temellerini yükseltmeye başladı, İsmail ile birlikte şöyle dua ettiler: Ey Rabbimiz, bizden kabul buyur, hiç şüphesiz işiten sensin, bilen sensinتَقَبَّل
- 2:142İnsanlar içinde bir kısım beyinsizler takımı, "Bunları bulundukları kıbleden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da, batı da Allah'ındır. O, kimi dilerse onu hidayete erdirirقِبلَتِهِمُ
- 2:143Ve işte böyle, sizi ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki, siz bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hakkın şahitleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun. Daha önce içinde durduğun Kâ'be'yi kıble yapmamız da şunun içindir: Peygamber'in izince gidecekleri, iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayıralım. Bu iş elbette Allah'ın hidayet ettiği kimselerin dışındakilere çok ağır gelecekti. Allah imanınızı kaybedecek değildir. Hiç şüphesiz Allah, bütün insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidirٱلقِبلَةَ
- 2:144Doğrusu, biz, yüzünün semaya yöneldiğini, orada şekilden şekile geçerek, aranıp durduğunu görüyorduk. Artık seni hoşnud olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Haydi bakalım, yüzünü Mescidi Haram'a doğru çevir. Siz de ey müminler, nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa doğru çevirin! Kendilerine kitap verilmiş olanlar da kesinlikle bilirler ki, Rabblerinden gelen o emir haktır. Ve Allah, onların yaptıklarından ve yapmakta olduklarından gafil değildirقِبلَةٗ
- 2:145Celâlim için, sen o kitap verilmiş olanlara, bütün delilleri de getirsen, yine de senin kıblene tabi olmazlar, sen de onların kıblesine tabi olmazsın. Zaten onlar da birbirlerinin kıblesine tabi değiller. Celâlim hakkı için, sana gelen bunca ilmin arkasından sen tutar da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, o zaman hiç şüphesiz, sen de zâlimlerden olursunقِبلَتَكَ
- 2:177Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardırقِبَلَ
- 2:183Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuzقَبلِكُم
- 2:198Rabbinizin lütfunu istemenizde size bir günah yoktur. Arafat'tan indiğiniz zaman Meş'ari Haram yanında (Müzdelife'de) Allah'ı zikredin. O'nu, size gösterdiği şekilde zikredin. Doğrusu siz, bundan önce gerçekten sapmışlardandınızقَبلِهِ
- 2:214Yoksa siz, kendinizden önce gelip geçenlerin hali (uğradıkları sıkıntılar) başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar, öyle sıkıntılar dokundu ve öyle sarsıldılar ki, hatta peygamber ve beraberinde iman edenler: "Allah'ın yardımı ne zaman?" derlerdi. Bak işte! Gerçekten Allah'ın yardımı yakındırقَبلِكُم
- 2:237Eğer onları, kendilerine dokunmadan önce boşar ve mehri de kesmiş bulunursanız, o zaman borç, o kestiğiniz miktarın yarısıdır. Ancak kadınlar veya nikâh akdini elinde bulunduran kimse bağışlarsa başka. Ey erkekler! sizin bağışlamanız ise takvaya daha yakındır. Aranızdaki fazileti unutmayın şüphesiz ki Allah, her ne yaparsanız hakkiyle görürقَبلِ
- 2:254Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin bulunmadığı bir gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın. Kâfirlere gelince, onlar zalimlerdirقَبلِ
- 2:286Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez. Herkesin kazandığı hayır kendisine, yaptığı kötülüğün zararı yine kendisinedir. Ey Rabbimiz, eğer unuttuk ya da yanıldıysak bizi tutup sorguya çekme! Ey Rabbimiz, bize bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmeyeceği yükü de yükleme! Bağışla bizi, mağfiret et bizi, rahmet et bize! Sensin bizim Mevlamız, kâfir kavimlere karşı yardım et bizeقَبلِنَا
- 3:4O, sana kendisinden öncekileri tasdik edip doğrulayan bu kitabı hak ile indirdi. Daha önce insanlara hidayet olarak Tevrat'ı ve İncil'i de yine O indirmişti.. Evet bu Furkan'ı da O indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın âyetlerini inkâr edenler için çetin bir azap vardır. Allah çok güçlüdür, intikamını alırقَبلُ
- 3:11Gidişatları, Firavun soyunun ve daha öncekilerin gidişatı gibidir. Onlar, âyetlerimizi yalan saymışlardı. Bunun üzerine Allah da onları işledikleri günahlar yüzünden yakalayıp alaşağı etti. Allah, cezası çetin olandırقَبلِهِم
- 3:35İmran'ın karısı: "Rabbim, karnımdakini tam hür olarak sana adadım, benden kabul buyur, şüphesiz sen işitensin, bilensin." demiştiفَتَقَبَّل
- 3:37Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi ve Zekeriyya'nın himayesine verdi. Zekeriyya ne zaman kızın bulunduğu mihraba girse, onun yanında yeni bir yiyecek bulurdu. "Meryem! Bu sana nereden geldi?" deyince, o da: "Bu, Allah katındandır." derdi. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verirفَتَقَبَّلَهَا
- 3:85Kim İslâm'dan başka bir din ararsa ondan asla kabul edilmeyecek ve o ahirette de zarar edenlerden olacaktırيُقبَلَ
- 3:90Şüphesiz imanlarının arkasından küfreden, sonra da küfrünü artırmış olanların tevbeleri asla kabul olunmaz. İşte onlar sapıkların ta kendileridirتُقبَلَ
- 3:91Muhakkak ki inkâr edenler ve kâfir oldukları halde de ölenler, yeryüzü dolusu altın fidye verseler bile hiç birisinden asla kabul edilmeyecektir. İşte dayanılmaz azab onlar içindir. Onların hiçbir yardımcıları da yokturيُقبَلَ
- 3:93Tevrat indirilmeden önce, İsrail (Yakub)in kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helal idi. De ki: "Eğer doğrulardan iseniz, haydi Tevrat'ı getirip okuyunقَبلِ
- 3:137Muhakkak ki sizden önce birçok olaylar, şeriatler gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin, dolaşın da yalancıların sonunun nasıl olduğunu bir görünقَبلِكُم
Bu kök 282 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.