Kök
قوم
Kur'an'da 660 yerde, 596 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
Gece yolda yürüyorsun; şimşek çakınca ilerliyorsun, karanlık çökünce dikilip kalıyorsun (2:20). Bu kök önce böyle durmayı anlatır. Sonra namazı ve düzeni ayakta tutmayı söyler (2:3; 20:14). Yani doğruda durmayı ve sonunda hükmün kurulduğu günü hatırlatır (2:282; 2:255).
Türkçedeki izi
- kıyamet
- Ayağa kalkma ve hükmün günü anlamı taşır.
- ikamet
- Yerleşip durma; kökteki ayakta tutma izini taşır.
- kavim
- Topluluk demek; Arapçadaki kavm ile aynıdır.
Tanıdık kelimelerle kıyas
bu kökileعود(iade, avdet, adet)
Qawm dik durmak ve düzen kurmaktır. Ewd dönmek ve geri gelmektir. Kısacası qawm ayakta tutar, ewd geri çevirir.
bu kökileعثو()
Qawm düzeni kurup sürdürür. Evw yeryüzünde bozup dağıtır. Kısacası qawm kurar ve tutar, evw bozar ve saçar.
bu kökileملا(mele)
Qawm topluluğun tamamıdır. mlA ise o topluluktaki ileri gelen dar gruptur. Kısacası qawm halk, mlA seçkinler.
Müfessir diliyle
Dikilmek ve dik tutmak; bir şeyi yerinden kaldırıp süreklilikle ayakta ve dosdoğru kılmak.
Fiilî kullanımlarda durma/dikilme belirgindir (2:20), ismî-sıfat biçimlerinde ise adalet ve doğrultuyu ayakta tutma vurgulanır: “kāiman bil-qist” (3:18), “aqwamu li’ş-şehāde” (2:282), “istaqāmū… festaqīmū” (9:7). İbadetin ve düzenin kurulup sürdürülmesi “iqāmat” ile ifade edilir (2:3; 20:14; 21:73; 24:37). En geniş ufukta “el-Qayyūm” her şeyi sürekli ayakta tutan, “yawmü’l-qıyāme” ise hükmün kurulduğu/kalkıldığı gündür (2:255; 3:2; 2:85; 14:41). “Qawm” biçimi, bir arada duran-muhatap kitleyi gösterir (7:65; 10:74; 26:70; 28:32).
Somuttan soyuta
Somut duruş/dikilmeden (2:20; 2:125) ibadetin ve kurumların kurulmasına (2:3; 20:14), oradan ahlâkî-doğrultucu istikamete (1:6; 17:9; 2:282) ve nihayet hükmün/dirilişin kurulmasına (2:85; 14:41) doğru açılır.
Kardeş köklerden farkı
عودile farkı
Bu kök verilen örneklerde ya özel bir topluluğun adı (ʿĀd) ya da geri dönmeyi ifade eder; qwm ise dikilme/ayakta tutma ve doğrultuyu kurma eksenindedir.
عثوile farkı
Evw, yeryüzünde azgınca bozup dağıtmayı anlatır; qwm düzen kurma, ölçüyü/ibadeti ayakta tutma ve istikameti sürdürme yönündedir.
ملاile farkı
mlA ‘seçkinler/ileri gelenler’i, yani bir topluluğun içindeki dar kurulu meclisi belirtir; qawm ise bütünüyle ayakta duran muhatap kitleyi gösterir.
Anlam alanları · 5
Fizikî dikilme ve varlığın sürmesi
Durmak, ayakta kalmak ya da mevcut hâlin ayakta olması.
İbadeti ve kurumsal düzeni ayakta tutma
İbadetin, özellikle salâtın kurulup düzenli sürdürülmesi; dinî hayatın ikamesi.
Doğrultu ve adaleti sürdürme (istikamet)
Eğrilmeden doğrultuyu koruma, adaleti ayakta tutma; ‘en sağlam/istikrarlı’ olana rehberlik.
Süreklilik ve gözetim
Sürekli ayakta tutma ve daimî kılma; kalıcılık ve ikamet.
Topluluk olarak ayakta duran muhatap kitle
Elçilerin hitap ettiği, ortak bir hâl üzerinde duran birlik.
Biçimlerin kullanımı
- قَوْم
- Bir arada duran, birlikte muhatap alınan topluluk/birlik.
- قَامَ
- Dikilmek, durmak; bir işin/halin vuku bulup ayakta olması.
- أَقَامَ
- Ayakta tutmak/kurmak; düzenli ve yerli yerinde sürdürmek (özellikle salât).
- مُّسْتَقِيم
- Eğriltisiz, doğrultusu korunmuş; sapmadan ayakta duran yol/hâl.
- قَيُّوم
- Her şeyi sürekli ayakta tutan ve gözeten.
Güven: Güçlü · incelenen 70 ayetin 28'i açıklandı (%40) · toplam 597 ayetten dengeli örnek
Biçimler geniş sahalarda tutarlı biçimde ‘dikilme/ayakta tutma/istikamet’ ekseninde birleşiyor.
Açık soru: قَوْم’ın ‘ayakta durma’ ile etim ilişkisi bağlamdan sezilir; topluluk anlamına geçişin derece ve sınırları lafızda doğrudan açıklanmaz.
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 161
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 1:6Hidayet eyle bizi doğru yolaٱلمُستَقِيمَ
- 2:3Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlarوَيُقِيمُونَ
- 2:20O şimşek nerdeyse gözlerini (n nûrunu) kapıverecek. Önlerini aydınlattımı ışığında yürürler, karanlık üzerlerine çöktümü de dikilip kalırlar. Allah dilemiş olsaydı işitmelerini, görmelerini de alıverirdi. Şüphesiz Allah her şeye kâdirdirقَامُواْ
- 2:43Hem namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edinوَأَقِيمُواْ
- 2:54Hani bir zamanlar Musa kavmine dedi ki; Ey kavmim cidden siz o buzağıyı put edinmekle kendi kendinize zulmettiniz, bari gelin Rabbinize tevbe ile dönün de nefislerinizi öldürün. Böyle yapmanız Bârî Teâlânız katında sizin için hayırlıdır, böylece tevbenizi kabul buyurdu. Gerçekten de o Tevvab ve Rahîm'dirلِقَومِهِ
- 2:60Hani bir zamanlar Musa, kavmi için su istemişti, biz de "asanla taşa vur!" demiştik, bunun üzerine o taştan on iki pınar fışkırmıştı. Her kısım insan kendi su alacağı yeri bildi. Allah'ın rızkından yiyin ve için de bozgunculuk ve saldırganlık yaparak yeryüzünü fesada vermeyinلِقَومِهِ
- 2:67Hani bir zamanlar Musa kavmine demişti ki Allah, size bir bakara (sığır) boğazlamanızı emrediyor. Onlar da "ayol sen bizimle eğleniyor, alay mı ediyorsun?" dediler. Musa da: "Böyle cahillerden biri olmaktan Allah'a sığınırım." dediلِقَومِهِٓ
- 2:83Hani bir vakitler İsrailoğulları'ndan şöylece mîsak (kesin bir söz) almıştık: Allah'dan başkasına tapmayacaksınız, anababaya iyilik, yakınlığı olanlara, öksüzlere, çaresizlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzellikle söz söyleyecek, namazı kılacak, zekatı vereceksiniz. Sonra çok azınız müstesna olmak üzere sözünüzden döndünüz, hâlâ da dönüyorsunuzوَأَقِيمُواْ
- 2:85Sonra sizler öyle kimselersiniz ki, kendilerinizi öldürüyorsunuz ve sizden olan bir grubu diyarlarından çıkarıyorsunuz, onlar aleyhinde kötülük ve düşmanlık güdüyor ve bu konuda birleşip birbirinize arka çıkıyorsunuz, şayet size esir olarak gelirlerse fidyeleşmeye kalkıyorsunuz. Halbuki yurtlarından çıkarılmaları size haram kılınmış idi. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Şu halde içinizden böyle yapanlar, netice olarak dünya hayatında perişanlıktan başka ne kazanırlar, kıyamet gününde de en şiddetli azaba uğratılırlar. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildirٱلقِيَٰمَةِ
- 2:110Siz namazı hakkıyle kılmaya bakın ve zekatı verin! Kendi nefsiniz için her ne hayır yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki, Allah bütün yaptıklarınızı görmektedirوَأَقِيمُواْ
- 2:113Yahudiler dediler ki, "Hıristiyanlar birşey üzerinde değiller", Hristiyanlar da "Yahudiler bir şey üzerinde değiller" dediler. Oysa hepsi de kitabı okuyorlar. Hiçbir bilgisi olmayanlar da öyle onların dedikleri gibi dediler. İşte bundan dolayı Allah, ihtilafa düştükleri bu gibi şeylerde, kıyamet günü aralarında hüküm verecektirٱلقِيَٰمَةِ
- 2:118Bilgiden nasibi olmayanlar da "Allah bizimle konuşsa ya, yahut bize de bir mucize gelse ya!" dediler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişlerdi. Onların kalbleri birbirlerine benzedi. Gerçekten de yakîne ermek (hakikati bilmek) isteyen bir kavim için biz mucizeleri çok açık seçik gösterdikلِقَومٖ
- 2:125Biz ta o zaman bu Beyt'i, insanlar için bir sevap kazanma ve bir güven yeri kıldık. Siz de Makamı İbrahim'den kendinize bir namazgah edinin. Ayrıca İbrahim ile İsmail'e şöyle ahid verdik: "Beytimi, hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar için, hem de rükû ve secde edenler için tertemiz tutunمَّقَامِ
- 2:142İnsanlar içinde bir kısım beyinsizler takımı, "Bunları bulundukları kıbleden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da, batı da Allah'ındır. O, kimi dilerse onu hidayete erdirirمُّستَقِيمٖ
- 2:164Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar şeylerle denizde akıp giden gemide, Allah'ın yukarıdan bir su indirip de onunla yeri ölümünden sonra diriltmesinde, diriltip de üzerinde deprenen hayvanları yaymasında, rüzgarları değiştirmesinde, gök ile yer arasında emre hazır olan bulutta şüphesiz akıllı olan bir topluluk için elbette Allah'ın birliğine deliller vardırلِّقَومٖ
- 2:174Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip de bununla biraz para alanlar gerçekten karınları dolusu ateşten başka birşey yemezler. Kıyamet günü Allah onlara ne söz söyler, ne de kendilerini temize çıkarır. Onlara sadece acı veren bir azab vardırٱلقِيَٰمَةِ
- 2:177Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardırوَأَقَامَ
- 2:212Dünya hayatı, inkar edenler için bezendi. (Onlar), iman edenlerle eğleniyorlar. Halbuki takva sahibi olan o müminler, kıyamet günü onların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verirٱلقِيَٰمَةِ
- 2:213İnsanlar tek bir ümmetti. Ayrılmaları üzerine Allah, rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi ve beraberlerinde hak ile ilgili kitap indirdi ki, insanların, aralarında ihtilaf ettikleri şeyler hakkında hakem olsun. Bunda da sırf o kitap verilenler, kendilerine bunca deliller geldikten sonra tuttular, aralarındaki hırs ve kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle, iman edenleri, onların hakkında anlaşmazlığa düştükleri hakka, ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru yola iletirمُّستَقِيمٍ
- 2:229Boşamak (talak) iki defadır. Ondan sonrası ya iyilikle tutmak veya güzellikle salmaktır. Onlara verdiklerinizden bir şey almanız da size helâl olmaz. Ancak Allah'ın çizdiği hudutta duramayacaklarından korkmaları başka. Eğer siz de bunların, Allah'ın çizdiği hudutta duramayacaklarından korkarsanız, kadının, ayrılmak için hakkından vazgeçmesinde artık ikisine de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın çizdiği hudududur. Sakın bunları aşmayın, Her kim Allah'ın hududunu aşarsa, işte onlar zalimlerdirيُقِيمَا
- 2:230Eğer kadını bir daha boşarsa, bundan sonra artık başka bir kocaya varıncaya kadar ona helâl olmaz. Eğer ikinci koca da onu boşarsa, Allah'ın hududunu sağlam tutacaklarını ümid ettikleri takdirde öncekilerin birbirlerine dönmelerinde her ikisine de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın tayin ettiği hudududur. Bunları, bilen bir kavim için açıklıyorيُقِيمَا
- 2:238Namazlara ve orta namaza devam edin ve Allah için boyun eğerek kalkıp namaza durunوَقُومُواْ
- 2:250Calut ve ordusuna karşı savaş meydanına çıktıkları zaman da şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Üzerlerimize sabır dök, ayaklarımızı sabit tut ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım etٱلقَومِ
- 2:255Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktürٱلقَيُّومُ
- 2:258Allah, kendisine hükümdarlık verdi diye, Rabbi hakkında İbrahim'le tartışanı görmedin mi? Hani İbrahim, ona: "Benim Rabbim odur ki, hem diriltir, hem öldürür." dediği zaman: "Ben de diriltir ve öldürürüm." demişti. İbrahim: "Allah güneşi doğudan getiriyor, haydi sen onu batıdan getir!" deyince o inkâr eden herif şaşırıp kaldı. Öyle ya, Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmezٱلقَومَ
- 2:264Ey iman edenler! Sadakalarınızı, başa kakmak, gönül kırmakla boşa gidermeyin. O adam gibi ki, insanlara gösteriş için malını dağıtır da ne Allah'a inanır, ne ahiret gününe. Artık onun hâli, bir kayanın hâline benzer ki, üzerinde biraz toprak varmış, derken şiddetli bir sağnak inmiş de onu yalçın bir kaya halinde bırakıvermiş. Öyle kimseler, kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu doğru yola iletmezٱلقَومَ
- 2:275Riba (faiz) yiyen kimseler, şeytan çarpan kimse nasıl kalkarsa ancak öyle kalkarlar. Bu ceza onlara, "alışveriş de faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi de haram kılmıştır. Bundan böyle her kim, Rabbinden kendisine gelen bir öğüt üzerine faizciliğe son verirse, geçmişte olanlar kendisine ve hakkındaki hüküm de Allah'a kalmıştır. Her kim de yeniden faize dönerse işte onlar cehennem ehlidirler ve orada süresiz kalacaklardırيَقُومُونَ
- 2:277İman edip iyi işler yapan, namazı dosdoğru kılıp zekatı verenlerin Rabbleri katında elbette mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku olmadığı gibi, onlar mahzun da olmazlarوَأَقَامُواْ
- 2:282Ey iman edenler! Belli bir vade ile karşılıklı borç alış verişinde bulunduğunuz vakit onu yazın. Hem aranızda doğruluğuyla tanınmış yazı bilen biri yazsın. Yazı bilen biri, Allah'ın, kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın da yazsın. Bir de hak kendi üzerinde olan adam söyleyip yazdırsın ve herbiri yazarken Rabbi olan Allah'dan korksun da haktan birşey eksiltmesin. Şayet borçlu bir bunak veya küçük bir çocuk veya söyleyip yazdıramıyacak durumda biri ise velisi doğrusunu söyleyip yazdırsın. Erkeklerinizden hazırda olan iki kişiyi şahit de yapın. Şayet iki tane erkek hazırda yoksa, o zaman doğruluğuna güvendiğiniz şahitlerden bir erkekle iki kadın ki, birisi unutunca, öbürü hatırlatsın, şahitler de çağırıldıklarında kaçınmasınlar; siz yazanlar da az olmuş, çok olmuş, onu vadesine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun olduğu gibi; hem şahitlik için daha sağlam, hem şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Meğer ki, aranızda hemen devredeceğiniz bir ticaret olsun, o zaman bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alım satım yaptığınız vakit de yine şahit tutun. Ayrıca ne yazan, ne de şahitlik eden bir zarar görmesin. Eğer onlara zarar verirseniz, o işte mutlaka size dokunacak bir günah olur. Üstelik Allah'dan korkun. Allah size ayrıntılarıyla öğretiyor ve Allah her şeyi bilirوَأَقوَمُ
- 2:286Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez. Herkesin kazandığı hayır kendisine, yaptığı kötülüğün zararı yine kendisinedir. Ey Rabbimiz, eğer unuttuk ya da yanıldıysak bizi tutup sorguya çekme! Ey Rabbimiz, bize bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmeyeceği yükü de yükleme! Bağışla bizi, mağfiret et bizi, rahmet et bize! Sensin bizim Mevlamız, kâfir kavimlere karşı yardım et bizeٱلقَومِ
Bu kök 596 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.