Kök

جيا

Kur'an'da 278 yerde, 261 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Kapı açılır, bir haberci içeri girer. Sözünü söyler ve odadaki hava değişir. Kur’an’da جاء, bir kişi, haber ya da olayın sana fiilen ulaşması ve etkisini başlatması demektir.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileبضع(mal, eşya, sermaye)

    Biri, birinin önünde belirme ve etkisini başlatma. Diğeri, taşınan malın adı. Kısacası burada varış, orada mal.

    • 3:49Burada peygamber, mucizeyi onlara getirip önlerinde sunuyor.
    • 12:65Burada ‘sermaye’ eşyanın kendisi, bir geliş değil.
  • bu kökileرعي(gütmek, gözetmek, korumak)

    Biri, birine gelme ve huzuruna çıkma. Diğeri, emanet gözetme ve sorumluluğu yerine getirme. Kısacası burada varış, orada gözetme.

    • 5:42Burada insanlar Peygamber’in huzuruna geliyor.
    • 23:8Burada söz ve emanet gözetiliyor, bir geliş yok.

Müfessir diliyle

Bir kişi, haber yahut olayın muhatabın alanına varıp fiilen önünde belirmesi ve etkisini başlatması.

Fiil, yönü muhataba dönük bir varışı/tecelliyi bildirir: “size/onlara” yönelimli kullanımlar açıkça alıcı merkezlidir (33:10; 6:94; 39:71). بِ ile kurulduğunda, muhatabın huzurunda taşınan/ibraz edilen şeyi birlikte sunmayı ifade eder (3:49; 20:47; 2:71; 35:25). Soyut öznelerle ise bir vaktin, hükmün veya halin fiilen gerçekleşmesini bildirir: ecel, emr, ölüm hali, saatin alâmetleri (7:34; 11:82; 50:19; 47:18). IV bâb (أجاء) zorlayarak sevk etmeyi gösterir (19:23).

Somuttan soyuta

Önce somut erişme: kişilerin birinin huzuruna varması (7:113; 28:20). Ardından soyutun tecellisi: hakikatin ulaşması, ilâhî emrin vukuu, ecel ve ölümün çatması (6:157; 11:82; 7:34; 50:19).

Kardeş köklerden farkı

  • بضعile farkı

    Bu kök, taşınan/değiş tokuş edilen malın kendisini adlandırır; hareket veya tecelli değildir. ج ي أ ise muhataba yönelen varış ve ibraz fiilidir (12:88’de her ikisi yan yanadır).

  • رعيile farkı

    Gözetme, gütme ve riayet etmeyi ifade eder; sorumluluğu korumak ve yerine getirmekle ilgilidir (23:8; 70:32). ج ي أ ise bir şeyin yahut kişinin muhatap önünde belirmesini/ulaşmasını anlatır (5:42; 28:20).

  • عهدile farkı

    Bağlayıcı söz ve sözleşmeyi konu eder (2:40; 13:20). ج ي أ hareket/tecelli boyutudur; ahdin gerekleri yerine getirilse bile ‘ulaşma’yı değil ‘bağ’ı adlandırır (3:183’te ahid ile elçilerin ibrazı ayrıdır).

Anlam alanları · 5

  1. Fizikî varış ve huzura çıkış

    Kişi veya toplulukların birine/yanına yönelip onun önünde belirmesi.

  2. İbraz: بِ ile taşınan şeyin sunulması

    Muataba delil, ayet, nesne vb. içeriğin birlikte ulaştırılıp sunulması.

  3. Vakit ve emrin tecellisi

    Belirlenmiş sürenin, ilâhî emrin veya vaat edilen olayın fiilen gerçekleşmesi.

  4. Haber/gerçeğin muhataba ulaşması

    Hakikatin, delillerin veya haberin kişiye/topluluğa erişip muhatapta karşılık bulması.

  5. Zorlayıcı sevk (IV bâb)

    Dış etkilerle birinin bir yere doğru sürüklenmesi/sevk edilmesi.

Biçimlerin kullanımı

جاءَ
Yönelinen tarafa varıp huzurda belirmek; alıcı odaklı erişim.

Güven: Güçlü · incelenen 60 ayetin 34'i açıklandı (%57) · toplam 262 ayetten dengeli örnek

Çok sayıda ve farklı siyaklarda tutarlı biçimde alıcıya-yönelimli varış/tecelli manası görünür.

Açık soru: Bâb IV örneği sınırlıdır; zorlayıcı sevk anlamının kapsamı diğer geçişlerle karışabilir.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

61 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:71'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 198Medenî · 63
fiil · 277

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 60

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

جَآءَ57جَآءَهُم30جَآءَكُم21جَآءَهُمُ11جَآءَتهُم11جَآءَكَ10وَجَآءَ10جَآءَت8جَآءَتهُمُ7جَآءُو6جَآءَنَا6جِئتَ5جَآءَهُ5جَآءُوكَ5أَجِئتَنَا5جِئتُكُم4جِئنَا4جَآءَكُمُ4جَآءَتكُم4وَجِئنَا3جَآءُوكُم3وَجَآءَت3جِئنَٰكَ3جَآءُوهَا3وَجَآءَهُمُ2جِئتَهُم2جِئتُمُونَا2وَجَآءُو2جِئتَنَا2وَجَآءَتهُم2فَجَآءُوهُم2جِئتُم2جَآءَنِي2جَآءَهَا2جَآءَهُٓ2وَجِاْيٓءَ2جَآءَتِ2جَآءَتكُمُ1جَآءَتهُ1وَجِئتُكُم1

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:71Musa, "Rabbim buyuruyor ki o, ne çifte koşulup tarla süren, ne de ekin sulayan, ne de salma gezen ve hiç alacası olmayan bir sığırdır". Onlar da: "İşte tam şimdi gerçeği ortaya koydun." dediler. Nihayet onu bulup boğazladılar. Az kaldı yapmayacaklardıجِئتَ
  2. 2:87Celâlim hakkı için Musa'ya o kitabı verdik, arkasından birtakım peygamberler de gönderdik, hele Meryem oğlu İsa'ya apaçık mucizeler verdik, onu Rûhu'lKudüs ile de destekledik. Size nefislerinizin hoşlanmayacağı bir emirle gelen her peygambere kafa mı tutacaksınız? Kibrinize dokunduğu için onların bir kısmına yalan diyecek, bir kısmını da öldürecek misinizجَآءَكُم
  3. 2:89Yanlarındakini tasdik etmek üzere onlara Allah katından bir kitap gelince, daha önceleri inanmayanlara karşı onunla yardım isteyip durdukları halde, o tanıdıkları kendilerine gelince, bu sefer kendileri onu inkâr ettiler. İşte bundan dolayı Allah'ın laneti kâfirleredirجَآءَهُم
  4. 2:92Celâlim hakkı için Musa size belgelerle gelmişti de onun arkasından tuttunuz o buzağıya taptınız. Siz işte o zâlimlersinizجَآءَكُم
  5. 2:101Üstelik Allah tarafından onlara, yanlarındaki kitabı tasdik edici bir peygamber gelince, daha önce kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, Allah'ın kitabını sırtlarından geriye attılar, sanki hiçbir şey bilmiyorlarmış gibi yaptılarجَآءَهُم
  6. 2:120Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne yahudiler, ne de hıristiyanlar senden asla hoşnud ve razı olmayacaklar. De ki, gerçekten de Allah'ın hidayeti, hidayetin ta kendisidir. Şânım hakkı için, sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, kalkıp da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, sana Allah'dan ne bir dost bulunur, ne de bir yardımcıجَآءَكَ
  7. 2:145Celâlim için, sen o kitap verilmiş olanlara, bütün delilleri de getirsen, yine de senin kıblene tabi olmazlar, sen de onların kıblesine tabi olmazsın. Zaten onlar da birbirlerinin kıblesine tabi değiller. Celâlim hakkı için, sana gelen bunca ilmin arkasından sen tutar da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, o zaman hiç şüphesiz, sen de zâlimlerden olursunجَآءَكَ
  8. 2:209Size bunca deliller geldikten sonra yine kayarsanız, iyi bilin ki, Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirجَآءَتكُمُ
  9. 2:211İsrailoğullarına sor: Biz onlara ne kadar açık âyetler vermiştik. Fakat Allah'ın nimetini her kim kendisine geldikten sonra değiştirirse, şüphe yok ki, Allah'ın azabı çok şiddetlidirجَآءَتهُ
  10. 2:213İnsanlar tek bir ümmetti. Ayrılmaları üzerine Allah, rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi ve beraberlerinde hak ile ilgili kitap indirdi ki, insanların, aralarında ihtilaf ettikleri şeyler hakkında hakem olsun. Bunda da sırf o kitap verilenler, kendilerine bunca deliller geldikten sonra tuttular, aralarındaki hırs ve kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle, iman edenleri, onların hakkında anlaşmazlığa düştükleri hakka, ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru yola iletirجَآءَتهُمُ
  11. 2:253O işaret olunan resuller yok mu, biz onların bazısını, bazısından üstün kıldık. İçlerinden kimi var ki Allah, kendisiyle konuştu, bazısını da derecelerle daha yükseklere çıkardı. Biz Meryem oğlu İsa'ya da o delilleri verdik ve kendisini Rûhu'lKudüs (Cebrail) ile kuvvetlendirdik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasındaki ümmetler, kendilerine o deliller geldikten sonra birbirlerinin kanına girmezlerdi. Fakat ihtilâfa düştüler, kimi iman etti, kimi inkâr etti. Yine Allah dileseydi, birbirlerininkanına girmezlerdi. Fakat Allah dilediğini yaparجَآءَتهُمُ
  12. 2:275Riba (faiz) yiyen kimseler, şeytan çarpan kimse nasıl kalkarsa ancak öyle kalkarlar. Bu ceza onlara, "alışveriş de faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi de haram kılmıştır. Bundan böyle her kim, Rabbinden kendisine gelen bir öğüt üzerine faizciliğe son verirse, geçmişte olanlar kendisine ve hakkındaki hüküm de Allah'a kalmıştır. Her kim de yeniden faize dönerse işte onlar cehennem ehlidirler ve orada süresiz kalacaklardırجَآءَهُ
  13. 3:19Doğrusu Allah katında din, İslâm'dır; o kitap verilenlerin anlaşmazlıkları ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki taşkınlık ve ihtirastan dolayıdır. Her kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse iyi bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendirجَآءَهُمُ
  14. 3:49Allah onu İsrailoğullarına (şöyle diyecek) bir peygamber olarak gönderir: "Şüphesiz ki ben size Rabbinizden bir âyet (mucize, belge) getirdim: Size, kuş biçiminde çamurdan birşey yaparım da içine üflerim, Allah'ın izniyle o, kuş olur; anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyor ve neleri biriktiriyorsanız size haber veririmجِئتُكُم
  15. 3:50Önümdeki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helal kılmak için (geldim) ve Rabbiniz tarafından size bir mucize getirdim. Artık Allah'tan korkun da bana uyunوَجِئتُكُم
  16. 3:61Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da lanetleşelim; Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelimجَآءَكَ
  17. 3:81Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (kitaplar)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. Onlar: "Kabul ettik" dediler. (Allah da) dedi ki: "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanımجَآءَكُم
  18. 3:86İnandıktan, Peygamber'in hak olduğuna şehadet ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra, inkâra sapan bir milleti Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah zalimler güruhunu doğru yola iletmezوَجَآءَهُمُ
  19. 3:105Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardırجَآءَهُمُ
  20. 3:183Ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiç bir peygambere iman etmeyeceğimize dair Allah bize ahidde bulundu." diyenlere de ki: "Benden önce size bazı peygamberler açık belgelerle ve sizin dediğiniz şeyle geldi. Eğer doğru insanlarsanız, ya onlarıniçin öldürdünüzجَآءَكُم
  21. 3:184Eğer seni yalanladılarsa, senden önce açık deliller, hikmetli sayfalar ve aydınlatıcı kitap getiren peygamberler de yalanlanmıştıجَآءُو
  22. 4:41Her ümmetten bir şahit getirdiğimiz ve seni de onların üzerine bir şahit yaptığımız zaman bakalım kâfirlerin hali ne olacakجِئنَا
  23. 4:43Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdırجَآءَ
  24. 4:62Ya nasıl, elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir felaket gelince, hemen sana geldiler de: "Biz sadece iyilik etmek ve arayı bulmak istedik." diye Allah'a yemin ediyorlarجَآءُوكَ
  25. 4:64Biz hangi peygamberi gönderdikse, sırf Allah'ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah'tan günahlarının bağışlanmasını dileselerdi ve Resul de onların bağışlanmasını dileseydi, elbette Allah'ı affedici, merhametli bulurlardıجَآءُوكَ
  26. 4:83Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Halbuki onu peygambere ve aralarında yetkili kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlarlardı. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınızجَآءَهُم
  27. 4:90Ancak o kimselere dokunmayın ki, sizinle aralarında anlaşma olan bir kavme sığınmış bulunurlar. Yahut ne sizinle, ne de kendi kavimleriyle savaşmayı gönüllerine sığdıramayıp tarafsız olarak size gelmişlerdir. Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı, onlar da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak dururlar, sizinle savaşmayıp size barış teklif ederlerse, Allah, sizin için onlar aleyhine bir yol vermemiştirجَآءُوكُم
  28. 4:153Kitap ehli, senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişler ve: "Allah'ı bize açıkça göster" demişlerdi. Haksızlıkları sebebiyle onları yıldırım çarptı. Sonra kendilerine açık deliller geldiği halde buzağıyı (tanrı) edinmişlerdi. Onları bundan dolayı da affettik. Ve Musa'ya açık bir delil (yetki) verdikجَآءَتهُمُ
  29. 4:170Ey insanlar, Resul size, Rabbi'nizden hakkı (gerçeği) getirdi. Kendi yararınıza olarak ona inanın. Eğer inkâr ederseniz, bilin ki göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Allah bilendir, hikmet sahibidirجَآءَكُمُ
  30. 4:174Ey insanlar! Size Rabbinizden bir delil (Muhammed) geldi ve size apaçık bir nur indirdikجَآءَكُم

Bu kök 261 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.