Kök
سوا
Kur'an'da 167 yerde, 151 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
Birinin elbisesi yırtılsa, hemen ayıbını örtmeye çalışırsın. Kur’an’da bu kök önce böyle örtülmesi gereken ayıp ve kusuru anlatır (5:31, 7:26). Sonra kişinin yaptığı çirkin işler ve onların getirdiği sıkıntı, utanç ve ceza anlamına açılır (27:62, 2:49, 10:27).
Türkçedeki izi
- suistimal
- Buradaki sui, سوء yani kötü demektir; kötüye kullanma.
- suiniyet
- Sui, سوء yani kötü; kötü niyet demektir.
- suizan
- Sui, سوء yani kötü; birine kötü zan besleme.
Tanıdık kelimelerle kıyas
bu kökileشرر(şer)
Şer, hayrın karşıtı olarak geneldir. Sû’ ise utanılası bir kusuru ya da insana dokunan nahoş bir hali işaret eder. Kısacası şer genel kayıp, sû’ somut ayıp ve dokunan sıkıntıdır.
bu kökileباس(beis)
Bî’sa, “ne kötü” diye açık bir yergi cümlesidir. Sû’ ise bizzat kusurun ya da zararın adıdır. Kısacası bî’sa hüküm cümlesi, sû’ ise kusurun kendisidir.
bu kökileصير()
Seyr/masîr nihai gidiş yeri ve akıbeti adlandırır. Sû’ ise o yerin ya da bir işin kötü niteliğini anlatır. Kısacası masîr son durak, sû’ o durağın kötü oluşudur.
Müfessir diliyle
Görünüşü yahut sonucu tiksinti, utanç ve zarar doğuran; örtülmesi veya ondan sakınılması gereken kusur, fiil ya da hal.
Kök hem yapılmış bozuk işleri hem de uğratıcı- incitici halleri adlandırır (2:81; 3:120; 4:110; 27:62). Somutta örtülmesi gereken çıplaklık/kusur anlamı vardır (5:31; 7:26), buradan çirkin fiil ve ağır akıbetlere genişler (10:27; 2:49; 6:157). Aynı kök, hem failin edimini (أَسَاءَ) hem de ortaya çıkan nahoş neticeyi (سَيِّئَة تُصِيبُهُمْ) ifade eder (41:46; 30:36).
Somuttan soyuta
Önce ‘örtülmesi gereken ayıp/kusur’ (سَوْءَة) somut alanında görünür (5:31; 7:26); ardından ‘kusurlu/çirkin iş’ (سَيِّئَة) ve ‘zarar/sıkıntı veren durum’ (سُوء العذاب؛ يَكْشِفُ السُّوءَ) gibi soyut/ahlâkî ve kaderî alanlara açılır (2:49; 27:62).
Kardeş köklerden farkı
شررile farkı
شرّ daha çok ‘hayır’ın karşıtı olarak genel menfaat-kayıp ölçeğinde bir kıyas etiketidir (2:216; 17:83). س و أ ise tiksinti/utanç ve somut kusur-ziyan vurgusuyla, örtülmesi veya giderilmesi gereken belli bir bozukluğu işaret eder (7:26; 27:62).
باسile farkı
بِئْسَ kalıbı çoğunlukla retorik bir yergi hükmüdür (‘ne berbat’ diye hükmetme: 2:206; 3:12). س و أ ise hem niteliksel kusuru adlandırır (سُوءَ الدَّارِ: 40:52) hem de fiil/süreç olarak zarar vermeyi veya ondan incinmeyi bildirir (11:64; 3:120).
صيرile farkı
صير ‘akıbet/varış yeri’ ekseninde nihai sonu adlandırır (سَاءَتْ مَصِيرًا: 4:97; 4:115). س و أ ise o sonun yahut herhangi bir şeyin çirkin/zararlı niteliğini betimler (سُوءُ الدَّارِ: 40:52; سَاءَتْ مُرْتَفَقًا: 18:29).
Anlam alanları · 5
Zarar, sıkıntı ve cezaya uğrama
Azabın sertliği, musibetin dokunuşu ve ondan korunma/çıkarılma dile getirilir.
Ayıp/kusur ve örtülmesi gereken şey
Örtü gerektiren çıplaklık ve kusursuzluk karşıtı anlam sahası.
Fiilî bozukluk ve günahkâr edim
Kişinin ‘kazanıp işlediği’ kusurlu fiiller ve onlara denk karşılık.
Yergi, yüz karartma ve utandırma
Değerlendirme olarak yerme; yüzü karartan/utandıran etki.
Başa gelen nahoş hâl/misfortune
İnsana ‘isabet eden’ elverişsiz haller; çoğu kez kendi ellerinin sonucu.
Biçimlerin kullanımı
- سُوٓء
- Zarar, utanç veya sıkıntı doğuran nitelik/hâl; azabın sertliğini veya musibeti niteler.
- سَيِّئَة
- Kişinin kazandığı kusurlu/çirkin edim; bağlama göre başa gelen elverişsiz hâl de olabilir.
- سَئَِّات
- Sayıca çok kusurlu fiiller/ayıplar; ilâhî örtülme/bağışlama konusu olur.
- سَآءَ
- Yermek, nahoş kılmak; üzmek/utandırmak veya bir şeyi berbat çıkarmak.
- أَسَآءَ
- Kasıtlı/fiilî biçimde kusurlu iş yapmak; zarar verici davranmak.
- سَوْءَة
- Örtülmesi gereken ayıp/çıplaklık; yüz kızartan kusur.
Güven: Güçlü · incelenen 63 ayetin 26'i açıklandı (%41) · toplam 151 ayetten dengeli örnek
Ayetler çok sayıda ve somut (سَوْءَة) ile soyut (سَيِّئَة، سُوء) kullanımlar birlikte kökün çekirdeğini tutarlı kılıyor.
Açık soru: Bazı bağlamlarda سَيِّئَة hem musibet hem günah için kullanılır; ayet içi işaretler olmadan alt ayrım her zaman kesin değildir.
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 60
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 2:49(Hem hatırlayın ki bir zaman) sizi Firavun ailesinden de kurtardık, (onlar) size azabın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Ve bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardıسُوٓءَ
- 2:81Evet kim bir günah işlemiş de kendi günahı kendisini her yandan kuşatmış ise, işte öyleleri ateş ehlidirler ve orada ebedî kalıcıdırlarسَيِّئَةٗ
- 2:169O size hep çirkin ve murdar işleri emreder, Allah'a karşı bilmediğiniz şeyler söylemenizi isterبِٱلسُّوٓءِ
- 2:271Sadakaları açıkça verirseniz o, ne iyi olur; yok eğer onları gizler de fakirlere öyle verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızın birçoğunun bağışlanmasına sebep olur. Bilin ki, Allah, her ne yaparsanız hepsinden haberdardırسَيِّـَٔاتِكُم
- 3:30O gün her nefis, ne hayır işlemişse, ne kötülük yapmışsa onları önünde hazır bulur. Yaptığı kötülüklerle kendi arasında uzak bir mesafe bulunsun ister. Allah, size asıl kendisinden çekinmenizi emreder. Şüphesiz ki Allah, kullarını çok esirgerسُوٓءٖ
- 3:120Size bir iyilik dokunsa fenalarına gider, başınıza bir kötülük gelse onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah'dan gereğince korkarsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez; çünkü Allah onları kendi amelleriyle kuşatmıştırتَسُؤهُم
- 3:174Bunun üzerine kendilerine hiç bir kötülük dokunmadan Allah'ın nimeti ve lütfuyla geri döndüler ve Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidirسُوٓءٞ
- 3:193Rabbimiz! Biz, 'Rabbinize iman edin' diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, bizleri sana ermiş kullarınla beraber yanına alسَيِّـَٔاتِنَا
- 3:195Rableri onlara şu karşılığı verdi: "Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet edilenler, savaşanlar ve öldürülenler... Onların günahlarını elbette örteceğim ve Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları altından ırmaklar akan cennetlere de koyacağım. En güzel mükafat Allah katındadırسَيِّـَٔاتِهِم
- 4:17Ancak Allah'ın kabul etmesini vaad buyurduğu tevbe, o kimseler içindir ki, bilmeyerek günah işleyip hemen tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbelerini kabul eder. Allah alîmdir hakîmdir. (Her şeyi bilendir, hikmet sahibidir)ٱلسُّوٓءَ
- 4:18Yoksa günah işleyip de kendisine ölüm gelince: "İşte ben şimdi tevbe ettim." diyen kimselerin tevbesi kabul edilmez. Kâfir olarak ölenlerin de tevbeleri kabul edilmez. İşte bunlara ahirette can yakıcı bir azap hazırlamışızdırٱلسَّيِّـَٔاتِ
- 4:22Cahiliye devrinde geçenler müstesna, babalarınızın nikahladığı kadınlarla evlenmeyiniz. Şüphe yok ki o, pek çirkindi, iğrenç idi, o ne fena bir âdettiوَسَآءَ
- 4:31Eğer siz, yasaklandığınız büyük günahlardan sakınırsanız, diğer kusurlarınızı örter, sizi güzel bir makama koyarızسَيِّـَٔاتِكُم
- 4:38Bunlar, Allah'a ve ahiret gününe iman etmedikleri halde mallarını, insanlara gösteriş yapmak için harcarlar. Şeytan kimin arkadaşı olursa, o ne kötü arkadaştırفَسَآءَ
- 4:78Her nerede olursanız olun ölüm size yetişir, son derece sağlam kaleler içinde de bulunsanız yine kurtulamazsınız. Onlara bir iyilik erişirse "Bu, Allahtandır" derler, bir kötülüğe uğrarlarsa, "Bu, senin yüzündendir." derler. Ey Muhammed! De ki: "Hepsi Allah'tandır." Bu topluma ne oluyor ki, hiç söz anlamaya yanaşmıyorlarسَيِّئَةٞ
- 4:79(Ey insanoğlu!) sana gelen her iyilik Allah'tandır, sana ne kötülük dokunursa kendindendir. Ey Muhammed! Biz seni bütün insanlara bir elçi olarak gönderdik. Buna şahit olarak da Allah yeterسَيِّئَةٖ
- 4:85Kim güzel bir işte aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir şeyde aracılık yaparsa, ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah her şeyi gözetip karşılığını verirسَيِّئَةٗ
- 4:97Melekler, kendilerine zulmeden kişilerin canlarını aldıklarında, onlara, "Ne işte idiniz?" derler. Onlar da: "Biz yer yüzünde zayıf kimselerdik." derler. Melekler: "Allah'ın yeryüzü geniş değil miydi, siz de orada hicret etseydiniz ya?" derler. İşte bunların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü gidiş yeridirوَسَآءَت
- 4:110Kim bir kötülük işler, yahut nefsine zulmeder, sonra da Allah'tan bağışlanmasını dilerse, Allah'ı bağışlayıcı ve esirgeyici bulurسُوٓءًا
- 4:115Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygamber'e karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiş yeridirوَسَآءَت
- 4:123(İş), ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göredir. Kötülük yapan, o yüzden cezalandırılır. O, kendisine Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilirسُوٓءٗا
- 4:148Allah, zulme uğrayanların dışında, çirkin sözün açıkça söylenmesinden hoşlanmaz. Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla bilendirبِٱلسُّوٓءِ
- 4:149Bir hayrı açıklar yahut gizlerseniz, yahut da bir kötülüğü bağışlarsanız, biliniz ki, Allah da çok bağışlayıcıdır, her şeye hakkıyla kadirdirسُوٓءٖ
- 5:12Allah, İsrailoğularından söz almıştı. İçlerinden on iki müfettiş göndermiştik... Allah şöyle demişti: " Ben, muhakkak sizinle beraberim. Namazı dosdoğru kıldığınız, zekatı verdiğiniz, peygamberlerime iman ettiğiniz ve onlara yardımda bulunduğunuz, (mallarınızı) Allah yolunda güzelce sarfettiğiniz takdirde, günahlarınızı mutlaka örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere korum. Fakat sizden her kim de, bundan sonra küfrederse, dosdoğru yoldan sapmış olurسَيِّـَٔاتِكُم
- 5:31Derken Allah bir karga gönderdi, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için toprağı eşeliyordu. "Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim ben?" dedi ve pişman olanlardan olduسَوءَةَ
- 5:65Eğer kitap ehli iman etmiş ve layıkıyla korunmuş olsalardı, onların kötülüklerini örter, nimeti bol olan cennetlere koyardıkسَيِّـَٔاتِهِم
- 5:66Eğer onlar, Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine indirileni gereğince uygulasalardı, hem üstlerindeki, hem de ayaklarının altındaki (nimetlerden bol bol) yerlerdi. Onların arasında ılımlı bir grup da vardı. Böyle olmakla beraber onların çoğunun yaptıkları ne kadar kötüdürسَآءَ
- 5:101Ey iman edenler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek olan şeylerden sormayın. Eğer onları Kur'ân indirilirken sorarsanız size açıklanır. Halbuki Allah onlardan geçmiştir. Allah çok bağışlayan ve çok yumuşak davranandırتَسُؤكُم
- 6:31Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır. Kıyamet günü ansızın gelince onlar, günahlarını sırtlarına yüklenmiş olarak şöyle derler: "Dünyada yaptığımız kusurlardan dolayı yazıklar olsun bize!" Bakın yüklendikleri günah ne kötüdürسَآءَ
- 6:54Âyetlerimize inananlar sana geldikleri zaman onlara şöyle söyle: Selam olsun size! Rabbiniz rahmeti kendi üzerine yazdı. Sizden her kim bilmeyerek bir kötülük işleyip de sonra arkasından tevbe eder, kendini düzeltirse, muhakkak ki O, bağışlayan, esirgeyendirسُوٓءَا
Bu kök 151 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.