Kök

باس

Kur'an'da 73 yerde, 70 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Bir asker zırhını kuşanır, kalkanını tutar. Kur’an’da bâ’s önce böyle savaş gücünü ve korunmayı, sonra Allah’ın ansız yakalayışını anlatır. En sonda yapılanlara “ne kötü” diye sert hüküm ve insanın içine çöken bir üzüntü çıkar.

Türkçedeki izi

beis
Beis, sakınca demek; Kur’an’daki bâ’s ile akraba bir kullanımdır.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileجحم(cehennem)

    jHm ateşin yurdu ve hâlidir. Bâ’s darbeyi ve yakalanmayı anlatır. Kısacası jHm yer, bâ’s vuruş.

    • 7:4Burada bâ’s sahnesi var; azap ansızın gelir.
    • 26:91Burada jHm görünür; ateşli yurt ortaya çıkar.
  • bu kökileسعر(cehennem)

    sEr ateşin harlı yanışını anlatır. Bâ’s şiddetin gelişi ve uyarıyı anlatır. Kısacası sEr yanış, bâ’s darbe.

    • 18:2Bâ’s, gelecek şiddet için uyarı olarak geçer.
    • 33:64sEr, çılgın ateşi anlatır.
  • bu kökileصير(son)

    Syr varılacak sonu anlatır. Bâ’s o sona dair sert hüküm ve oraya götüren darbeyi anlatır. Kısacası Syr sonuç, bâ’s yargı ve darbe.

    • 2:206Bâ’s, “ne kötü” diye sonuç hakkında hüküm verir.
    • 4:115Syr, gidişin vardığı yeri anlatır.

Müfessir diliyle

Yaralayıcı sertlik: savaşçı güç ve ilahî yakalayışın vurucu şiddeti; bunun doğurduğu yıpratıcı hâl ve yerici hüküm.

Bâ’s isim olarak vurucu güç/şiddeti bildirir; insanlar arası savaş kudreti (17:5; 48:16; 4:84; 57:25) ve Allah’ın ansız darbesi/kuşatıcı yakalayışı için kullanılır (7:4-5; 6:43; 12:110). Bâsâ’ darlık-sıkıntıyı (2:214; 6:42), tebtai’s içe çöken kederi (11:36; 12:69) belirtir. Bi’sa kalıbı ise bir fiil, tercih, yer veya akıbet hakkında sert bir yergi hükmüdür (2:206; 3:187; 18:29).

Somuttan soyuta

Somut alanda savaş aletleri ve korunma (16:81; 21:80) ve savaşçı güç (17:5; 48:16) söz konusuyken, buradan ilahî darbe anlamına (7:4-5; 6:43) ve nihayet sonuçları yerici hükme (bi’sa: 2:206; 18:29) ve içsel kedere (tebtai’s: 11:36; 12:69) yükselir.

Kardeş köklerden farkı

  • جحمile farkı

    jHm alevli azabın ateşli yurdunu/halini adlandırır; bâ’s ise vurucu güç ve baskındır. Bâ’s gelince kaçış ve yakalanma anlatılır (7:4-5; 6:43), jHm ise cezanın ateşli mekânıdır (5:10; 26:91).

  • سعرile farkı

    sEr alevin harlı yanışını ve tutuşmuş cehennemi belirtir (33:64; 42:7); bâ’s şiddetin/kuvvetin darbe olarak gelmesini ve onunla uyarıyı ifade eder (18:2; 6:148).

  • صيرile farkı

    Syr dönüş/akıbet ve varılacak son menzili bildirir (4:115; 4:97); bâ’s ise o akıbetin yergisini ve ona götüren şiddeti dile getirir (3:162; 2:206).

Anlam alanları · 5

  1. İlâhî darbe ve baskın

    Ansızın gelen kuşatıcı yakalayış; kavimler bunu hissedince yakarır veya kaçışır (7:4-5; 7:98; 6:43; 6:148; 12:110; 40:84-85; 21:12).

  2. İnsanî savaş gücü ve kuvvet

    Savaş kudreti, kahredici güç ve onunla ilgili hazırlık/korunma (17:5; 48:16; 4:84; 33:18; 57:25; 16:81; 21:80; 6:65).

  3. Darlık ve çetin hâl (bâsâ’)

    İnsanları dua ve sabra zorlayan maddî-manevî sıkışma dönemi (2:214; 6:42; 2:177).

  4. Yergi hükmü (bi’sa…)

    Fiiller, tercihler, mekânlar ve sonuçlar hakkında verilen sert kınama (2:206; 3:187; 5:62; 18:29; 22:13; 62:5; 39:72).

  5. İçsel keder ve perişanlık

    İçe çöken hüzün/inkisar (tebtai’s) ve çaresiz düşen kişi (bâ’is) (11:36; 12:69; 22:28).

Biçimlerin kullanımı

بَأْس
Vurucu güç/şiddet; savaş kudreti ve ilâhî darbe (17:5; 7:4; 4:84; 57:25).
بَأْسَاء
Darlık, çetinlik, yıpratıcı sıkıntı dönemi (2:214; 6:42; 2:177).
بِئْسَ
Sert yergi formülü; bir iş/sonuç/yer için yerici hüküm (2:206; 18:29; 62:5).
تَبْتَئِسْ
İçe çökmek, kedere kapılmak; ‘kederlenme’ yasağı (11:36; 12:69).
بَائِس
Perişan, çaresiz kalan kişi (22:28).

Güven: Güçlü · incelenen 60 ayetin 30'i açıklandı (%50) · toplam 70 ayetten dengeli örnek

Kökün farklı formlarının savaş gücü, ilâhî darbe, darlık, keder ve yergi olarak tutarlı dağılımıyla çok sayıda ayet birbirini destekliyor.

Açık soru: Bi’sa’nın yergi dozunun bağlamdan bağlama göre (fiil, mekân, akıbet) inceliği değişebilir; nüansları burada topluca özetlendi.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

33 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:90'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 36Medenî · 34
fiil · 42isim · 30sıfat · 1

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 28

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

وَبِئسَ15فَبِئسَ7لَبِئسَ5بَأسُنَا5بِئسَ5وَلَبِئسَ4بِئسَمَا3بَأسَنَا3بَأسٖ3بَأسَ2بَأسٗا2بِٱلبَأسَآءِ2تَبتَئِس2ٱلبَأسَآءِ1ٱلبَأسِ1ٱلبَأسَآءُ1بَأسُهُ1بَأسُنَآ1بَـِٔيسِ1فَلَبِئسَ1بَأسَكُم1بَأسَنَآ1بَأسِكُم1ٱلبَآئِسَ1ٱلبَأسَ1بَأسِ1بَأسٞ1بَأسُهُم1

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:90Ne kadar çirkindir o uğruna kendilerini sattıkları şey ki; Allah'ın kullarından dilediğine kendi lütuf ve kereminden vahiy indirmesine kafa tutarak, Allah ne indirdiyse hepsini inkâr ettiler. İşte bu yüzden de gazap üstüne gazaba uğradılar. Can yakıcı azap asıl kâfirler içindirبِئسَمَا
  2. 2:93Bir zamanlar size, "verdiğimiz kitaba kuvvetle sarılın ve onu dinleyin." diye Tûr'u tepenize kaldırıp mîsakınızı aldık. (O yahudiler): "Duyduk, dinledik, isyan ettik." dediler, kâfirlikleri yüzünden o danayı yüreklerinde besleyip büyüttüler. De ki, " Eğer siz mümin kimseler iseniz, bu imanınız size ne çirkin şeyler emrediyorبِئسَمَا
  3. 2:102Tuttular da Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Halbuki Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, lakin o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil'de Harut ve Marut'a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi "biz ancak ve ancak sizi denemek için gönderildik, sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!" demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah'ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkiyle bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydiوَلَبِئسَ
  4. 2:126Ve o vakit İbrahim "Ey Rabbim, burasını güvenli bir belde kıl, halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenleri çeşitli meyvalarla rızıklandır" diye yalvardı. Allah buyurdu ki: "küfredeni dahi rızıklandırır da hayattan biraz nasip aldırırım, sonra da onu ateş azabına uğratırım ki, orası ne yaman bir duraktırوَبِئسَ
  5. 2:177Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardırٱلبَأسَآءِ
  6. 2:206Ona: "Allah'tan kork!" dendiği zaman da kendisini onuru (gururu) günah işlemeye sevkeder. Cehennem de onun hakkından gelir. O ne kötü bir yataktırوَلَبِئسَ
  7. 2:214Yoksa siz, kendinizden önce gelip geçenlerin hali (uğradıkları sıkıntılar) başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar, öyle sıkıntılar dokundu ve öyle sarsıldılar ki, hatta peygamber ve beraberinde iman edenler: "Allah'ın yardımı ne zaman?" derlerdi. Bak işte! Gerçekten Allah'ın yardımı yakındırٱلبَأسَآءُ
  8. 3:12O inkârcı kâfirlere de ki, siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme doldurulacaksınız. Orası ne fena bir döşektirوَبِئسَ
  9. 3:151Allah'ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmalarından dolayı, inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız. Onların yurtları ateştir. Zalimlerin dönüp varacağı yer ne kötüdürوَبِئسَ
  10. 3:162Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın hışmına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? Varış yeri olarak ne kötüdür orasıوَبِئسَ
  11. 3:187Bir zaman Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemiyeceksiniz." diye söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler ve onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdürفَبِئسَ
  12. 3:197Bu, az bir geçimliktir. Sonra onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir yataktır orasıوَبِئسَ
  13. 4:84(Ey Muhammed) Allah yolunda savaş! Sen ancak kendi yaptığından sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik et. Umulur ki, Allah kâfirlerin gücünü kırar. Hiç şüphesiz ki Allah kuvvet ve kudretçe çok daha güçlü, ve cezası daha çetindirبَأسَ
  14. 5:62Onlardan çoğunu, günah işlemede, düşmanlıkta ve haram yemede yarış ederken görürsün. Bu yaptıkları şeyler ne kötüdürلَبِئسَ
  15. 5:63Gerçek dindarların ve din bilginlerinin, onları günah olan bir söz söylemekten ve haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdürلَبِئسَ
  16. 5:79Onlar, yaptıkları kötülüklerden vazgeçmiyorlardı. Yaptıkları şey ne kötü idiلَبِئسَ
  17. 5:80Onlardan birçoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerine sunduğu şey ne kadar kötüdür! Allah onlara gazabetmiştir. Onlar ebedî olarak azap içinde kalacaklardırلَبِئسَ
  18. 6:42Şüphesiz ki senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. Bize yalvarsınlar diye onları darlık ve sıkıntı ile yakalayıp cezalandırdıkبِٱلبَأسَآءِ
  19. 6:43Hiç olmazsa kendilerine baskınımız geldiği zaman olsun, yalvarmalı değiller miydi? Fakat kalbleri katılaştı ve şeytan yaptıklarını kendilerine güzel gösterdiبَأسُنَا
  20. 6:65De ki: "O'nun üstünüzden ve ayaklarınızın altından azab göndermeye, yahut sizi fırkalara ayırıp kiminizin kiminize hıncını tattırmaya gücü yeter". Bak, âyetlerimizi nasıl inceden inceye açıklıyoruz ki, onlar iyice anlasınlarبَأسَ
  21. 6:147Eğer seni yalanladılarsa, de ki: "Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. Bununla beraber O'nun azabı da suçlu toplumdan geri çevrilmezبَأسُهُ
  22. 6:148Allah'a ortak koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz ortak koşardık, ne de atalarımız ortak koşardı, hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan önce yalanlayanlar da böyle söylemişlerdi de sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: "Yanınızda bize çıkarabileceğiniz bir bilgi mi var? Siz, sadece zanna uyuyorsunuz ve siz sadece saçmalıyorsunuzبَأسَنَا
  23. 7:4Nice kentler helak ettik. Gece yatarlarken, yahut gündüz uyurlarken, azabımız onlara geliverdiبَأسُنَا
  24. 7:5Azabımız onlara geldiğinde "Biz gerçekten zalimlermişiz!" demelerinden başka yalvarışları kalmadıبَأسُنَآ
  25. 7:94Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, onun halkınıyalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdırبِٱلبَأسَآءِ
  26. 7:97Acaba o ülkelerin halkı, geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi idilerبَأسُنَا
  27. 7:98Yoksa o ülkelerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken onlara azabımızın gelmeyeceğinden emin mi idilerبَأسُنَا
  28. 7:150Musa, öfkeli ve üzüntülü olarak kavmine döndüğünde şöyle dedi: "Bana arkamdan ne kötü bir halef oldunuz! Rabbinizin emriyle dönüşümü beklemeden acele mi ettiniz?" Elindeki levhaları bıraktı ve kardeşi Harun'u başından tutarak kendine doğru çekmeye başladı. Harun, "Ey anamın oğlu!" dedi, "inan ki, bu kavim beni güçsüz buldu, az daha beni öldürüyorlardı, sen de bana böyle yaparak düşmanları sevindirme ve beni bu zalim kavimle bir tutmaبِئسَمَا
  29. 7:165Onlar yapılan bunca nasihatı unuttukları zaman, o kötülükten sakındıranları kurtardık, o zalimleri de fena hareketlerinden dolayı şiddetli bir azaba uğrattıkبَـِٔيسِ
  30. 8:16Böyle bir günde her kim onlara, tekrar dönüp çarpışmak için geri çekilmek veya diğer bir safta yeniden mevzilenmek hâlleri dışında, arkasını dönerse, muhakkak Allah'dan bir gazaba uğramış olur ve varacağı yer cehennemdir, orası da ne kötü bir akıbettirوَبِئسَ

Bu kök 70 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.