Kök

مسس

Kur'an'da 61 yerde, 57 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Elin sıcak tencereye hafifçe değer, anında etkisini duyarsın. Kur’an’da bu kök önce böyle somut değmeyi anlatır, sonra iyi ya da kötü hallerin kişiye ulaşmasını. En sonda ulaşmama, yani etkilenmeme güven ve onur ifadesi olur.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileكشف(keşif, keşfetmek)

    Bu kök ilk temas ve etkisinin değmesini anlatır. k$f ise örtüyü kaldırma, olanı açığa çıkarma ve sıkıntıyı giderme anlatır. Kısacası bu kök değme, k$f açıp giderme.

    • 21:46Az bir pay değince hemen fark ederler. İlk temasın etkisi anlatılır.
    • 21:84Eyyub’un üzerindeki dert kaldırılır. Burada açıp giderme anlatılır.
  • bu kökileضرر(zarar, zararlı)

    Drr zararın kendisini anlatır. Bu kök ise o zararın kişiye ulaşma anını, ilk değmeyi anlatır. Kısacası bu kök temas, Drr içerik.

    • 21:83Eyyub ‘bana dert dokundu’ der. Burada erişme anı öne çıkar.
    • 2:214Sıkıntı ve darlığın kendisi anlatılır. Bu zarar içeriğidir.
  • bu kökileصوب(isabet, isabetli)

    Swb tam isabet ve gerçekleşmeyi anlatır. Bu kök eşiğe değen ilk teması anlatır. Kısacası bu kök değme, Swb tam isabet.

    • 3:120‘Size bir iyilik dokunsa’ ifadesi ilk temas tonundadır.
    • 3:166‘Başınıza gelen musibet’ tam gerçekleşmeyi anlatır.

Müfessir diliyle

Yakın ve doğrudan ilişkiyle bir etkinin kişi ya da nesneye ilk erişip sirayet etmesi.

Kök, fizikî erişimden (nikâh öncesi cinsel yakınlık: 33:49; 58:3-4; beşerî erişim: 3:47; 19:20; ateşin yağa erişmesi: 24:35; metne erişim: 56:79) başlayıp iyi-kötü hallerin kişiyi etkilemesine uzanır (6:17; 10:107; 3:174; 39:61). Az da olsa bir payın değmesi bile sonuç doğurur: “bir esinti”nin etkisi (21:46) ve “biraz nimet/şer” örüntüsü (70:20-21; 41:49-51).

Somuttan soyuta

Önce somut yakınlaşma/erişim (33:49; 24:35), sonra psikolojik/varoluşsal hâllerin kişiye sirayeti (6:17; 21:83), en sonda erişmemenin güven ve onur ifadesi oluşu (3:174; 35:35; 50:38).

Kardeş köklerden farkı

  • كشفile farkı

    mss etkilerin kişiye ulaşmasını gösterir; k$f ulaşmış olanı kaldırıp açığa çıkarma/defetmedir. Aynı bağlamda geliş: zarar mss ile erişir, k$f ile giderilir.

  • ضررile farkı

    Drr içerik/hâlin zarar niteliğidir; mss bu zararın kişiye erişme-anıdır. Hâl: al‑ḍarrā’/ḍurr; fiil: mss.

  • صوبile farkı

    Swb (aṣāba) isabetle, tam gerçekleşmiş vuku’u anlatır; mss daha ilk erişim/temas eşiğidir. Aynı ayette karşıt kullanım bu ayrımı gösterir.

Anlam alanları · 4

  1. Fizikî erişim/ünsiyet

    Eşler arası yakınlık veya somut nesneye yaklaşma-erisim; erişim yasağı/izni bu zeminde belirir.

  2. İyilik ve kötülüğün kişiye erişimi

    Rahmet, nimet ya da olumsuz hâllerin kişiyi etkiler hâle gelişi; az bir pay bile davranışı değiştirir.

  3. Azap/koruma bağlamında erişim

    Ateş/azabın kişiye erişmesi veya erişmemesi; erişmeme, ilâhî korumanın dili olur.

  4. Yorgunluk, yaşlılık ve benzeri hallerin sirayeti

    Kişiye yük olan hallerin ulaşması ya da ulaşmaması, mss ile ifade edilir.

Biçimlerin kullanımı

مَسَّ
Bir etkiyi/hali birine ulaştırmak; yakınlaşarak etki altına almak (6:17; 33:49).
مَسّ
Erişme/ilişme sonucu oluşan etki; az-paylı temas bile (2:275; 54:48).
يَتَمَآسَّ
Karşılıklı erişim/ünsiyet; iki tarafın birbirine yönelmiş yakınlığı (58:3; 58:4).
مِسَاس
Erişim/ilişme hali; yasaklama formülü olarak “yaklaşılmazlık” (20:97).

Güven: Güçlü · incelenen 57 ayetin 25'i açıklandı (%44)

Çok sayıda ve çeşitlenen nazâir, mss’nin “yakın-erişimle sirayet” çekirdeğini tutarlı biçimde gösteriyor.

Açık soru: Bazı yerlerde erişimin derecesi (hafif/şiddetli) bağlamla sezdirilir; her ayette ölçüsü aynı kesinlikte değildir (3:120; 21:46).

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

29 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:80'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 40Medenî · 17
fiil · 58isim · 2IMPN · 1

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 33

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

مَسَّ7مَسَّهُ4تَمَسُّوهُنَّ3يَمسَسكَ3تَمَسُّوهَا3مَسَّنِيَ3تَمَسَّنَا2يَمسَسنِي2يَمَسُّهُمُ2لَمَسَّكُم2مَّسَّهُ2مَسَّتهُ2يَمَسُّهُم2مَسَّنَا2مَسَّكُمُ2يَمَسُّنَا2يَتَمَآسَّا2مَّسَّتهُمُ1ٱلمَسِّ1تَمسَسكُم1يَمسَسكُم1يَمسَسهُم1لَيَمَسَّنَّ1مَسَّهُم1مَسَّتهُم1فَتَمَسَّكُمُ1مَّسَّنِيَ1يَمَسَّكَ1مِسَاسَ1مَّسَّتهُم1تَمسَسهُ1وَلَيَمَسَّنَّكُم1يَمَسُّهُٓ1

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:80Bir de dediler ki: "Bize sayılı birkaç günden başka asla ateş azabı dokunmaz". De ki; "Siz Allah'dan bir ahit mi aldınız? Böyle ise Allah sözünden dönmez. Yoksa siz Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuzتَمَسَّنَا
  2. 2:214Yoksa siz, kendinizden önce gelip geçenlerin hali (uğradıkları sıkıntılar) başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar, öyle sıkıntılar dokundu ve öyle sarsıldılar ki, hatta peygamber ve beraberinde iman edenler: "Allah'ın yardımı ne zaman?" derlerdi. Bak işte! Gerçekten Allah'ın yardımı yakındırمَّسَّتهُمُ
  3. 2:236Eğer kadınları, kendilerine dokunmadan veya onlara bir mehir takdir etmeden boşarsanız (bunda) size bir vebal yoktur. Şu kadar ki onlara (mal verip) faydalandırın. Eli geniş olan hâline göre, eli dar olan da haline göre ve güzellikle faydalandırmalıdır. Bu, iyilik yapanlar üzerine bir borçturتَمَسُّوهُنَّ
  4. 2:237Eğer onları, kendilerine dokunmadan önce boşar ve mehri de kesmiş bulunursanız, o zaman borç, o kestiğiniz miktarın yarısıdır. Ancak kadınlar veya nikâh akdini elinde bulunduran kimse bağışlarsa başka. Ey erkekler! sizin bağışlamanız ise takvaya daha yakındır. Aranızdaki fazileti unutmayın şüphesiz ki Allah, her ne yaparsanız hakkiyle görürتَمَسُّوهُنَّ
  5. 2:275Riba (faiz) yiyen kimseler, şeytan çarpan kimse nasıl kalkarsa ancak öyle kalkarlar. Bu ceza onlara, "alışveriş de faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi de haram kılmıştır. Bundan böyle her kim, Rabbinden kendisine gelen bir öğüt üzerine faizciliğe son verirse, geçmişte olanlar kendisine ve hakkındaki hüküm de Allah'a kalmıştır. Her kim de yeniden faize dönerse işte onlar cehennem ehlidirler ve orada süresiz kalacaklardırٱلمَسِّ
  6. 3:24Bunun sebebi, onların "belli günlerden başka bize asla ateş azabı dokunmaz" demeleridir. Uydurageldikleri yalanlar dinlerinde kendilerini aldatmaktadırتَمَسَّنَا
  7. 3:47(Meryem): "Ey Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?" dedi. Allah: "Öyle ama, Allah dilediğini yaratır, bir şeyin olmasını dilediğinde ona sadece 'ol!' der, o da hemen oluverir." dediيَمسَسنِي
  8. 3:120Size bir iyilik dokunsa fenalarına gider, başınıza bir kötülük gelse onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah'dan gereğince korkarsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez; çünkü Allah onları kendi amelleriyle kuşatmıştırتَمسَسكُم
  9. 3:140Eğer size (Uhud savaşında) bir yara değmişse, (Bedir harbinde) o topluma da benzeri bir yara dokunmuştu. O günler ki, biz onları insanlar arasında döndürür dururuz. (Bu da) Allah'ın sizden iman edenleri ayırt etmesi ve sizden şahitler edinmesi içindir. Allah zalimleri sevmezيَمسَسكُم
  10. 3:174Bunun üzerine kendilerine hiç bir kötülük dokunmadan Allah'ın nimeti ve lütfuyla geri döndüler ve Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidirيَمسَسهُم
  11. 5:73Allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa tek ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse, elbette onlardan inkâr edenlere acı bir azap dokunacaktırلَيَمَسَّنَّ
  12. 6:17Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine kendisinden başka açacak yoktur. Ve eğer sana bir hayır dokundursa, kuşkusuz O, herşeyi yapabilendirيَمسَسكَ
  13. 6:49Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, yapmakta oldukları fenalıklar yüzünden onlara azap dokunacaktırيَمَسُّهُمُ
  14. 7:73Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih'i (gönderdik): "Ey kavmim dedi, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. İşte şu, Allah'ın devesi, size bir mucizedir; bırakın onu Allah'ın yeryüzünde yesin (içsin), sakın ona bir kötülük etmeyin, yoksa sizi acı bir azap yakalarتَمَسُّوهَا
  15. 7:95Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik (bolluk) getirdik, nihayet çoğaldılar ve: "Atalarımıza da böyle darlık ve sevinç dokunmuştu." dediler ve hemen onları, hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladıkمَسَّ
  16. 7:188De ki, ben kendi kendime Allah'ın dilediğinden başka ne bir menfaat elde etmeye, ne de bir zararı önlemeye malik değilim. Ben eğer gaybı bilseydim daha çok hayır yapardım ve kötülük denilen şey yanıma uğramazdı. Ben iman edecek bir kavme müjde veren ve uyaran bir peygamberden başka biri değilimمَسَّنِيَ
  17. 7:201Allah'tan korkanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese iliştiği zaman, durup düşünürler de derhal kendi basiretlerine sahib olurlarمَسَّهُم
  18. 8:68Eğer Allah'dan bir yazı (hüküm) bulunmasa idi aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azab dokunurduلَمَسَّكُم
  19. 10:12İnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman, gerek yan yatarken, gerek otururken, gerek dikilirken bize dua eder. Kendisinden sıkıntısını gideriverdik mi sanki kendisine dokunan o sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi aldırmadan geçer gider. İşte o aşırı gidenlere yaptıkları şeyler böyle güzel gelirمَسَّ
  20. 10:21İnsanlara dokunan bir sıkıntıdan sonra kendilerine bir rahmet tattırdığımız zaman, âyetlerimiz hakkında derhal bir takım hilekârlıklara girişirler. De ki: "Allah'ın hilesi daha çabuktur. Haberiniz olsun ki elçilerimiz yaptığınız hileleri yazıp duruyorlarمَسَّتهُم
  21. 10:107Ve eğer Allah, sana bir zarar dokunduracak olursa, onu O'ndan başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse, o zaman da O'nun hayrını engelleyebilecek kimse yoktur. O, lütfunu dilediği kuluna nasip eder. Allah çok yarlığayıcı, çok esirgeyicidirيَمسَسكَ
  22. 11:10Ve şayet ona dokunan bir sıkıntıdan sonra bir nimet tattırırsak, "Artık benden bütün kötülükler silinip gitti." der, mutlaka böbürlenir ve şımarırمَسَّتهُ
  23. 11:48Ey Nuh!" denildi, " Bizden bir selâm sana ve seninle birlikte olanlardan gelecek ümmetlere, kutluluk dileğiyle gemiden in. İlerde kendilerini bir çok nimetten faydalandıracağımız, sonra da bu yüzden kendilerine tarafımızdan acıklı bir azap dokunacaknice ümmetler olacaktırيَمَسُّهُم
  24. 11:64Ey kavmim! İşte şu, Allah'ın dişi devesi, size bir mucizedir. Bırakın onu Allah'ın yer yüzünde (otlaklarında) otlasın. Ve ona kötü bir maksatla el sürmeyin, sonra sizi yakın bir azap yakalarتَمَسُّوهَا
  25. 11:113Ve zulüm yapanlara yakınlık göstermeyin ki, size de ateş dokunmasın. Allah'dan başka yardımcılarınız da yoktur. Sonra yardım da göremezsinizفَتَمَسَّكُمُ
  26. 12:88Sonra (Mısır'a gidip) onun huzuruna girince, dediler ki: "Ey şanlı vezir! Biz ve çoluk çocuğumuz sıkıntı içindeyiz. Pek az bir sermaye ile geldik. Sen bize yine ölçek (zahire) ver, ayrıca sadaka da ihsan eyle. Çünkü Allah sadaka verenleri muhakkak mükafatlandırırمَسَّنَا
  27. 15:48Orada kendilerine hiçbir yorgunluk gelmeyecek. Oradan çıkarılacak da değillerdirيَمَسُّهُم
  28. 15:54İbrahim dedi ki: "Bana ihtiyarlık gelmişken, beni mi müjdeliyorsunuz, neye dayanarak beni müjdeliyorsunuzمَّسَّنِيَ
  29. 16:53Sizde nimet namına ne varsa hep Allah dandır. Sonra size sıkıntı dokununca Allah a feryad edersinizمَسَّكُمُ
  30. 17:67Denizde başınıza bir felaket geldiği zaman, Allah'tan başka yalvardığınız bütün putlar kaybolur. Allah sizi tehlikeden kurtarıp karaya çıkarınca da yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok nankördürمَسَّكُمُ

Bu kök 57 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.