Kök

سبل

Kur'an'da 176 yerde, 164 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Bir dağ yolunda yürüdüğünü düşün. Önünde açık bir iz var ve seni hedefe götürüyor. Kur’an’daki sebil böyle bir yol demek: önce gerçek geçit ve rota. Sonra doğru gidiş ve tutulan tarz. Son olarak da birine karşı işlem yapma ya da çıkış bulma imkânı.

Türkçedeki izi

sebil
Yoldan geçenlere ücretsiz su verilen yer; aynı kökten.
sebilhane
Sebil için yapılan küçük su yapısı; kökle akraba.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileصدد(set, sedd)

    Sebil açık rota sunar. Sdd ise set çekip girişe engel olur. Kısacası sebil yol açar, Sdd engeller.

    • 2:244Burada sebil Allah yolunda izlenen hat demek.
    • 22:25Burada Sdd, o yola girişi engellemeyi anlatır.
  • bu kökileعوج()

    Sebil yolun kendisidir. Ewj ise yolu eğri göstermek ya da bükmek ister. Kısacası sebil düz yol, Ewj eğriltme.

    • 7:146Sebil, doğru görülen yolu ve tutulan tarzı anlatır.
    • 3:99Ewj, Allah’ın yolunu eğri göstermeye çalışma anlamında.
  • bu kökileجهد(cihat, içtihat, ceht)

    Sebil izlenen hat ve uğrunda yapılan iş demek. Jhd bu hatta sarf edilen çabayı anlatır. Kısacası sebil rota, jhd gayret.

    • 61:11Sebil, uğrunda can ve mal harcanan yol.
    • 5:35Jhd, o yolda cihad edip emek verme.

Müfessir diliyle

Hedefe varmayı mümkün kılan açık izlek; ona girildiğinde kişiyi belirlenmiş istikamete götüren takip edilebilir imkân.

Kelime, hem gerçek geçit/rota için kullanılır (16:15; 20:53; 71:20; 15:76), hem de tercih edilen istikamet ve gidiş tarzı için (7:146; 17:32; 28:22; 17:110). “Sabîlullâh” ise Allah’ın belirlediği gidiş hattı ve uğrunda girişilen iş/neden demektir (2:244; 2:261; 8:36; 61:11). Ayrıca birine karşı işlem yapma imkânı/zemini mânasına gelir: “aleyhinne/alayhim sebîlâ” (4:34; 4:90; 9:93; 9:5).

Somuttan soyuta

Önce somut geçit ve güzergâh (16:15; 20:53; 71:20; 15:76), oradan hidayetle gösterilen istikamet ve ahlâkî gidiş tarzına (7:146; 28:22; 17:32), sonra da hukuken işlem imkânı/çıkış-yol bulma anlamına yükselir (4:90; 42:44; 40:11).

Kardeş köklerden farkı

  • صددile farkı

    Bu kök (sbl) izlenen güzergâhı/erişim imkânını bildirir; ṣdd ise o güzergâha girişi engelleme, erişimi kesme fiilidir.

  • عوجile farkı

    Sbl güzergâhın kendisidir; ʿwj ise o güzergâha eğrilik/çarpıklık nispet ederek onu bükmek ya da öyle göstermek ameliyesidir.

  • جهدile farkı

    Sbl takip edilen istikamet ve uğrunda iş yapılan hat iken; jhd bu hat üzerinde/ugrunda sarf edilen çaba ve mücahedeyi ifade eder.

Anlam alanları · 5

  1. Fizikî geçit ve rota

    Yeryüzünde yürümeyi, ulaşımı mümkün kılan açık güzergâh ve geçitler.

  2. İlâhî istikamet (sabîlullâh)

    Allah’ın belirlediği gidiş hattı ve uğrunda girişilen işler; ona çağrı, ona harcama ve mücadele.

  3. Seçilen gidiş tarzı: doğru-bozuk, dengeli-aşırı

    Doğru olana yönelen veya sapkın olana meyleden istikamet; denge ve itidalin tutulması.

  4. Hukukî/fiilî tasarruf imkânı

    Birine karşı işlem yapma zemini ya da serbest bırakma/çıkma-geri dönme imkânı.

  5. Geçit üzerindeki kimse (ibnü’s-sebîl)

    Yurdundan uzakta, geçit/güzergâh üzerinde kalan, himayeye ve paya muhtaç seyyah.

Biçimlerin kullanımı

سَبِيل
Somut geçit/rota; bir istikamete götüren izlek ve bu istikamet uğruna işlem/zemin.

Güven: Güçlü · incelenen 60 ayetin 28'i açıklandı (%47) · toplam 164 ayetten dengeli örnek

Ayetler hem somut hem mecazî kullanımları zengin ve tutarlı biçimde göstermekte; çok sayıda nazîr ortak çekirdeğe bağlanıyor.

Açık soru: “يَهْدِي السَّبِيلَ” gibi ifadelerde takdir (kime/nereye) ihtimali vardır; yönelimin zamir/harf-i cerrle açılımı bağlama bırakılmış olabilir (33:4; 4:137).

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

47 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:108'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 69Medenî · 95
isim · 176

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 28

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

سَبِيلِ72ٱلسَّبِيلِ20سَبِيلٗا19سَبِيلِهِ10سَبِيلًا9سَبِيلَ7ٱلسَّبِيلَ6سُبُلٗا4سَبِيلٍ3سَبِيلٖ3سَبِيلِي2سُبُلَ2ٱلسَّبِيلُ2سُبُلَنَا2سَبِيلَهُ2سَبِيلٞ1سَبِيلَا1سَبِيلُ1ٱلسُّبُلَ1سَبِيلَهُم1سَبِيلِهِٓ1سَبِيلِكَ1سَبِيلِيٓ1لَبِسَبِيلٖ1وَسُبُلٗا1سَبِيلَنَا1ٱلسَّبِيلَا1سَبِيلَكَ1

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:108Yoksa siz peygamberinizi, bundan önce Musa'ya sorulduğu gibi, sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Halbuki her kim imanı küfürle değiştirirse artık düz yolun ortasında sapıtmış olurٱلسَّبِيلِ
  2. 2:154Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz sezemezsinizسَبِيلِ
  3. 2:177Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardırٱلسَّبِيلِ
  4. 2:190Size savaş açanlarla Allah yolunda çarpışın. Fakat haksız saldırıda bulunmayın. Çünkü Allah, haksız saldırıda bulunanları sevmezسَبِيلِ
  5. 2:195Allah yolunda mal harcayın da kendinizi ellerinizle tehlikeye bırakmayın ve güzel hareket edin. Çünkü Allah güzellik ve iyilik edenleri severسَبِيلِ
  6. 2:215Ey Muhammed! Sana nereye infak edeceklerini soruyorlar. De ki: Hayır olarak verdiğiniz nafaka, ana baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak daha ne yaparsanız herhalde Allah onu bilirٱلسَّبِيلِ
  7. 2:217Ey Muhammed! Sana haram aydan ve o ayda savaşmaktan soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak, büyük bir günahtır. Bununla beraber Allah yolundan alıkoymak, O'nu inkar etmek, insanları, Mescidi Haram'dan menetmek ve halkını oradan çıkarmak, Allah yanında daha büyük bir günahtır ve fitne, öldürmekten daha büyük bir vebaldir. Onlar, güçleri yeterse, sizi dininizden döndürmek için sizinle savaşmaktan hiçbir zaman geri durmazlar. Sizden de her kim, dininden döner ve kâfir olarak can verirse artık onların bütün amelleri, dünyada ve ahirette boşa gitmiştir. İşte onlar, cehennemliklerdir. Onlar orada ebedi olarak kalacaklardırسَبِيلِ
  8. 2:218Şüphesiz ki iman edenlere, Allah yolunda hicret edip, cihad edenlere gelince, işte onlar, Allah'ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidirسَبِيلِ
  9. 2:244O halde Allah yolunda çarpışın ve bilin ki Allah, her şeyi işitir ve bilirسَبِيلِ
  10. 2:246Baksana, İsrail oğullarının Musa'dan sonra ileri gelenlerine! Hani onlar, bir peygamberlerine: "Bize bir kumandan gönder de Allah yolunda savaşalım..." dediler. O da: "Size savaş farz kılınırsa, acaba yapmamazlık eder misiniz?" dedi. Onlar: "Bize ne oldu da yurtlarımızdan çıkarıldığımız ve çocuklarımızdan ayrıldığımız halde Allah yolunda savaşmayalım?" dediler. Bunun üzerine savaş kendilerine farz kılınınca da onlardan pek azı hariç, yüz çevirdiler. Ama Allah, o zalimleri bilirسَبِيلِ
  11. 2:261Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, bir tanenin durumu gibidir ki, yedi başak bitirmiş ve her başakta yüz tane var. Allah, dilediğine daha da katlar. Allah'ın rahmeti geniştir. O, her şeyi bilirسَبِيلِ
  12. 2:262Allah yolunda mallarını infak eden, sonra verdiklerinin arkasından başa kakmayı, gönül incitmeyi uygun görmeyen kimselerin Rableri yanında mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar, üzülmeyeceklerdirسَبِيلِ
  13. 2:273Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adamış olan fakirlere veriniz. Onlar yeryüzünde gezip dolaşmaya güç yetiremezler. Utangaç olduklarından dolayı, bilmeyenler, onları zengin sanırlar. Oysa sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük yapıp kimseden birşey de isteyemezler. Ne türden bir iyilik yaparsanız, şüphe yok ki, Allah onu bilirسَبِيلِ
  14. 3:13Hiç şüphesiz karşı karşıya gelen iki toplulukta size bir âyet, bir işaret ve ibret vardır. Onlardan biri Allah yolunda savaşıyordu, öbürü de kâfirdi ve karşılarındakini göz kararıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da gönderdiği yardımla dilediğini destekliyordu. Gören gözleri olanlar için elbette bunda apaçık bir ibret vardırسَبِيلِ
  15. 3:75Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana eksiksiz iade eder. Fakat öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, "Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan bize vebal yoktur." demelerinden dolayıdır. Ve onlar, bile bile Allah'a karşı yalan söylerlerسَبِيلٞ
  16. 3:97Onda apaçık deliller, İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren güvene erer. Ona bir yol bulabilenlerin Beyt'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağni (kimseye muhtaç değil, her şey ona muhtaç)dirسَبِيلٗا
  17. 3:99De ki: "Ey kitap ehli! Gerçeği görüp bildiğiniz hâlde niçin Allah'ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek müminleri Allah'ın yolundan çevirmeye kalkışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildirسَبِيلِ
  18. 3:146Nice peygamberler vardı ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostları çarpıştılar; Allah yolunda başlarına gelenlerden yılgınlık göstermediler, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri severسَبِيلِ
  19. 3:157Eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah'ın bağışlaması ve rahmeti, (sizin için) onların topladıkları (dünyalıkları)ndan daha hayırlıdırسَبِيلِ
  20. 3:167İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen musibet de Allah'ın izniyledir. Bu da müminleri belirlemesi ve hem de münafıklık yapanları ayırt etmesi içindir. Ve onlara: "Geliniz, Allah yolunda savaşınız veya (hiç olmazsa) savunmaya geçiniz." denilmişti. Onlar ise: "Biz savaşmasını (veya savaş olacağını) bilseydik arkanızdan gelirdik." demişlerdi. Onlar, o gün, imandan çok küfre yakındılar. kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah neyi gizlediklerini daha iyi bilendirسَبِيلِ
  21. 3:169Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rab'leri katında rızıklanmaktadırlarسَبِيلِ
  22. 3:195Rableri onlara şu karşılığı verdi: "Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet edilenler, savaşanlar ve öldürülenler... Onların günahlarını elbette örteceğim ve Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları altından ırmaklar akan cennetlere de koyacağım. En güzel mükafat Allah katındadırسَبِيلِي
  23. 4:15Kadınlarınızdan zina edenlere karşı, içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar, şahitlik yaparlarsa, bu kadınları, ölüm alıp götürünceye kadar veya Allah onlara bir çıkış yolu açıncaya kadar evlerde hapsedinسَبِيلٗا
  24. 4:22Cahiliye devrinde geçenler müstesna, babalarınızın nikahladığı kadınlarla evlenmeyiniz. Şüphe yok ki o, pek çirkindi, iğrenç idi, o ne fena bir âdettiسَبِيلًا
  25. 4:34Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkar olanlar ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktürسَبِيلًا
  26. 4:36Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmezٱلسَّبِيلِ
  27. 4:43Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdırسَبِيلٍ
  28. 4:44Kendilerine kitaptan bir nasib verilmiş olanları görmüyor musun? Onlar, sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlarٱلسَّبِيلَ
  29. 4:51Şu kendilerine kitaptan (okuma yazmadan) bir nasib verilmiş olanları görmüyor musun! Onlar puta ve şeytana inanıyorlar. Ve Allah'ı tanımayanlara, "Bunlar, müminlerden daha doğru yoldadır." diyorlarسَبِيلًا
  30. 4:74O halde geçici dünya hayatını, ebedî ahiret hayatı karşılığında satacak olanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, her iki durumda da biz ona yarın pek büyük bir mükafat vereceğizسَبِيلِ

Bu kök 164 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.