Kök

لقي

Kur'an'da 146 yerde, 135 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Mesela Musa, asasını yere bırakıyor (7:107). Bu kök önce bir şeyi birinin önüne koymak ya da atmak demek. Yani sözün, korkunun, mektubun ulaştırılmasına ve en sonda Allah’la ve hesap günüyle yüz yüze gelişe kadar açılır.

Türkçedeki izi

mülakat
Aynı kökten; iki kişinin yüz yüze gelmesi.
telakki
Aynı kökten; söyleneni almak, karşılamak.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileعصو(asa)

    Asa bir eşya adıdır. Bu kök ise bırakma ya da karşılaşma işini anlatır. Kısacası asa nesne, bu kök eylem.

    • 20:19Burada bırakma emri var; iş yapılır.
    • 20:66Burada ‘değnekler’ eşya olarak anılır.
  • bu kökileملا(mele, ileri gelenler)

    Mele bir grup insanı anlatır. Bizim kök yüz yüze gelmeyi ya da bir şeyi öne koymayı anlatır. Kısacası mele topluluk, bu kök karşılaşma.

    • 3:13İki topluluk yüz yüze geliyor; karşılaşma anlatılır.
    • 10:75Firavun’un ‘cemaatine’ denir; yönetici takım kastedilir.
  • bu kökileسحر(sihir)

    Sihir yapılan numaranın adıdır. Bu kök o numarayı ortaya atma ya da sözü öne sürme işini anlatır. Kısacası sihir içerik, bu kök sunma.

    • 10:80“Atın” denir; yapılanı ortaya koyma vardır.
    • 10:81“Sihirdir” denir; içeriğin adı verilir.

Müfessir diliyle

İki tarafı temas ettirmek: bir şeyi ulaştırıp önüne koymak yahut bizzat yüz yüze gelmek.

Form I ve VIII’de karşılaşma/çarpışma açık: “إِذَا لَقِيتُمُ” (8:15), “ٱلْتَقَى الْجَمْعَانِ” (3:166; 3:13; 8:44). Form IV ألقى, teması sebepleyen bir koyma/yerleştirme/atmadır: asa ve levhalar (7:107; 7:150), korkunun kalplere bırakılması (3:151), vahyin/sözün yüklenmesi (73:5; 40:15), barışın öne sürülmesi (4:91; 16:28; 16:87). V ve II bâbları almayı/aldırmayı gösterir: “تَلَقَّى آدَمُ … كَلِمَاتٍ” (2:37), “يُلَقَّوْنَ فِيهَا تَحِيَّةً وَسَلَامًا” (25:75), “وَلَا يُلَقَّاهَا إِلَّا الصَّابِرُونَ” (28:80). Masdar لِقَاء özellikle ahiretteki yüzleşmeyi adlandırır (2:46; 6:31; 10:45; 29:23; 30:16; 32:14).

Somuttan soyuta

Somut atma/koymadan (7:107; 25:13; 67:7) soyut iletim ve tesire (3:151; 73:5; 22:53; 40:15) ve nihayet mutlak yüzleşmeye, hesap ve günle karşı duruşa (2:46; 39:71; 84:6; 69:20) yükselir.

Kardeş köklerden farkı

  • عصوile farkı

    عصا, bir nesnedir (değnek); لقي fiilindeki esas ise temasın kurulması/sağlanmasıdır: değneği atan-koyan لقي köküdür, değnek yalnızca araçtır.

  • ملاile farkı

    مَلَأ, toplumsal bir zümre/üst tabakayı adlandırır; لقي ise zümre değil, karşılaşma veya ulaştırma fiilini anlatır.

  • سحرile farkı

    سحر içeriğin niteliğidir (aldatıcı hüner); لقي bu içeriğin yahut nesnenin ileri sürülmesi/önüne konması fiilidir.

Anlam alanları · 5

  1. Fizikî koyma/atma

    Bir nesnenin bir yere/kimseye bırakılması, düşürülmesi yahut fırlatılması.

  2. Karşılaşma/çarpışma

    Kişilerin veya toplulukların yüz yüze gelişi; karşı cepheye çıkış.

  3. Ulaştırma/iletim ve etkinin yerleştirilmesi

    Söz, vahiy, selam, korku gibi şeylerin kalplere/kişilere konması; mektup ve kitabın ulaştırılması.

  4. Ahiret ve hesapla yüzleşme

    Allah’la, günle, ölümle ve yazılı hesapla yüz yüze geliş; ödül/cezayla karşı duruş.

  5. Yön/karşı taraf (tilqā’)

    Bakışın ve yürüyüşün yöneldiği cephe; karşısı.

Biçimlerin kullanımı

أَلْقَىٰ
Bir şeyi birine/önüne koymak, içine bırakmak, üzerine yüklemek; iletmek.
لِقَاء
Yüz yüze geliş, özellikle ahiret/hesapla karşı duruş.
لَقِيَ
Karşılaşmak, rast gelmek; bir şeye/hâle uğramak.
ٱلْتَقَى
Karşılıklı buluşmak/çarpışmak; iki tarafın cephede birleşmesi.
لَقَّىٰ
Birini karşılayacak hâle getirmek; ona kabul ettirmek/ulaştırmak (selâm, ödül vb.).
تَلَقَّىٰ
Karşılama/alma; sözü, vahyi, haberi veya suçu dil/kalp ile almak.

Güven: Güçlü · incelenen 65 ayetin 45'i açıklandı (%69) · toplam 135 ayetten dengeli örnek

Kök çok sayıda bağlamda geçiyor ve tüm örnekler ‘temas/önüne koyma/karşılaşma’ ekseninde birleşiyor.

Açık soru: ألقى + السَّلَمَ gibi kalıplar (16:28; 16:87; 4:91) yerleşik bir deyimleşmeye işaret ediyor; kapsamı bağlama göre daralabilir.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

53 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:14'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 100Medenî · 35
fiil · 105isim · 40LOC · 1

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 91

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

لِقَآءَ7بِلِقَآءِ6وَأَلقَينَا4أَلقُواْ4لِقَآءَنَا4مُّلَٰقُواْ3ٱلتَقَى3فَأَلقَىٰ3أَلقَى3يُلقِي3أُلقِيَ3يُلَقَّىٰهَآ3يُلَٰقُواْ3لَقُواْ2يُلقُونَ2سَنُلقِي2وَأَلقَواْ2تِلقَآءَ2تُلقِيَ2أَلقَواْ2أَلقِ2لَقِيتُمُ2يَلقَونَهُ2مُّلقُونَ2فَأَلقُوهُ2وَأَلقَىٰ2فَأَلقَواْ2أَلقَىٰ2وَأَلقِ2فَأُلقِيَ2يُلقَىٰٓ2أُلقُواْ2فَتَلَقَّىٰٓ1تُلقُواْ1مُّلَٰقُوهُ1ٱلتَقَتَا1لَقُوكُم1تَلقَوهُ1وَيُلقُوٓاْ1أَلقَىٰٓ1

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:14Onlar iman edenlere rastladıkları zaman: "İnandık" derler. Fakat şeytanlarıyle yalnız kaldıkları zaman: "Biz, sizinle beraberiz, biz sadece (onlarla) alay ediyoruz." derlerلَقُواْ
  2. 2:37Derken Âdem Rabb'ından birtakım kelimeler aldı, (onlarla tevbe etti. O da) tevbesini kabul etti. Muhakkak O, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendirفَتَلَقَّىٰٓ
  3. 2:46Onlar ki, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten O'na döneceklerini bilirlerمُّلَٰقُواْ
  4. 2:76Üstelik iman edenlere rastladıklarında inandık derler, birbirleriyle başbaşa kaldıkları zaman, "Rabbinizin huzurunda aleyhinize delil olarak kullansınlar diye mi tutup Allah'ın size açıkladığı gerçekleri onlara da söylüyorsunuz? Hiç aklınız yok mu be?" derlerdiلَقُواْ
  5. 2:195Allah yolunda mal harcayın da kendinizi ellerinizle tehlikeye bırakmayın ve güzel hareket edin. Çünkü Allah güzellik ve iyilik edenleri severتُلقُواْ
  6. 2:223Kadınlarınız, sizin için bir tarladır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi varın ve kendiniz için ileriye hazırlık yapın. Allah'tan korkun ve bilin ki siz mutlaka O'nun huzuruna varacaksınız. Ey Muhammed, müminleri müjdeleمُّلَٰقُوهُ
  7. 2:249Talut, ordu ile hareket edince dedi ki: "Allah sizi mutlaka bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan içerse, benden değildir. Kim de onu tatmazsa, işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka (bu kadarına ruhsat vardır)." Derken içlerinden pek azı hariç, hepsi de varır varmaz ondan içtiler. Talut ve beraberindeki iman eden kimseler nehri geçtiklerinde. "Bizim bugün, Calut ile ordusuna karşı duracak gücümüz yok." dediler. Allah'a kavuşacaklarına inanıp, bilenler ise şu cevabı verdiler: "Nice az topluluklar, Allah'ın izniyle nice çok topluluklara galip gelmişlerdir. Allah, sabırlılarla beraberdirمُّلَٰقُواْ
  8. 3:13Hiç şüphesiz karşı karşıya gelen iki toplulukta size bir âyet, bir işaret ve ibret vardır. Onlardan biri Allah yolunda savaşıyordu, öbürü de kâfirdi ve karşılarındakini göz kararıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da gönderdiği yardımla dilediğini destekliyordu. Gören gözleri olanlar için elbette bunda apaçık bir ibret vardırٱلتَقَتَا
  9. 3:44İşte bu, sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. (Yoksa) "Meryem'i kim himayesine alıp koruyacak?" diye kalemlerini (kur'a için) atarlarken sen yanlarında değildin. (Bu hususta) Tartışırlarken de yanlarında bulunmadınيُلقُونَ
  10. 3:119İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz, halbuki onlar sizi sevmezler, siz kitap(lar)ın hepsine inanırsınız, onlarsa sizinle buluştukları zaman "inandık" derler. Başbaşa kaldıkları zaman da kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: "kininizle geberin!". Şüphesiz ki Allah göğüslerin (gönüllerin) özünü bilirلَقُوكُم
  11. 3:143Andolsun ki siz ölümle karşılaşmadan önce onu arzuluyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuzتَلقَوهُ
  12. 3:151Allah'ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmalarından dolayı, inkâr edenlerin kalplerine korku salacağız. Onların yurtları ateştir. Zalimlerin dönüp varacağı yer ne kötüdürسَنُلقِي
  13. 3:155İki toplumun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip gidenler var ya, şeytan onların kazandıkları bazı şeylerden dolayı ayaklarını kaydırmak istedi. Ama yine de Allah onları affetti. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, halim(çok yumuşak)dirٱلتَقَى
  14. 3:166İki topluluğun karşılaştığı günde başınıza gelen musibet de Allah'ın izniyledir. Bu da müminleri belirlemesi ve hem de münafıklık yapanları ayırt etmesi içindir. Ve onlara: "Geliniz, Allah yolunda savaşınız veya (hiç olmazsa) savunmaya geçiniz." denilmişti. Onlar ise: "Biz savaşmasını (veya savaş olacağını) bilseydik arkanızdan gelirdik." demişlerdi. Onlar, o gün, imandan çok küfre yakındılar. kalblerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah neyi gizlediklerini daha iyi bilendirٱلتَقَى
  15. 4:90Ancak o kimselere dokunmayın ki, sizinle aralarında anlaşma olan bir kavme sığınmış bulunurlar. Yahut ne sizinle, ne de kendi kavimleriyle savaşmayı gönüllerine sığdıramayıp tarafsız olarak size gelmişlerdir. Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı, onlar da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak dururlar, sizinle savaşmayıp size barış teklif ederlerse, Allah, sizin için onlar aleyhine bir yol vermemiştirوَأَلقَواْ
  16. 4:91Diğer birtakım kimseleri de bulacaksınız ki; hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak isterler. Fitne için her davet olunuşlarında onun içine başaşağı dalarlar. Eğer bunlar sizden çekinmezlerse, kendilerini bulduğunuz yerde yakalayın ve öldürün. İşte bunlar aleyhinde size açık bir ferman verdikوَيُلقُوٓاْ
  17. 4:94Ey İman edenler! Allah yolunda cihada çıktığınız zaman, mümini kâfirden ayırmak için iyice araştırın. Size selam veren kimseye, dünya hayatının menfaatini gözeterek, "Sen mümin değilsin" demeyin. Allah katında çok ganimetler var. İslâm'a ilk önce girdiğiniz zaman siz de öyle idiniz. Sonra Allah size lutufta bulundu. Onun için iyice araştırın. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardırأَلقَىٰٓ
  18. 4:171Ey kitab ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında ancak doğru olanı söyleyin! Meryem oğlu İsa Mesih, sadece Allah'ın elçisi, Meryem'e atmış olduğu kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Allah'a ve peygamberlerine inanın (Allah) üçtür demeyin. Kendi yararınız için buna son verin. Muhakkak ki Allah tek bir ilâhtır. O, çocuk sahibi olmaktan yüce (münezzeh)dir. Göklerdeki ve yerdekilerin hepsi O'nundur. Vekil olarak Allah yeterأَلقَىٰهَآ
  19. 5:64Yahudiler, "Allah'ın eli çok sıkıdır" dediler. Söyledikleri söz sebebiyle onların elleri bağlansın ve lanete uğrasınlar! Aksine Allah'ın elleri açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü azdırıyor. Biz, onların aralarına tâ kıyamete kadar düşmanlık ve kin atmışızdır. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozğunculuğa koşarlar. Şüphesiz Allah bozguncuları sevmezوَأَلقَينَا
  20. 6:31Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır. Kıyamet günü ansızın gelince onlar, günahlarını sırtlarına yüklenmiş olarak şöyle derler: "Dünyada yaptığımız kusurlardan dolayı yazıklar olsun bize!" Bakın yüklendikleri günah ne kötüdürبِلِقَآءِ
  21. 6:130(Allah) "Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bugününüze kavuşacağınız hususunda sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?" deyince onlar: "Kendi aleyhimize şahidiz" derler. Dünya hayatı onları aldattı ve kendilerinin kâfir olduklarına şahitlik ettilerلِقَآءَ
  22. 6:154Sonra iyilik edenlere (nimetimizi) tamamlamak, her şeyi açıklamak ve doğru yola iletici ve rahmet olmak üzere Musa'ya Kitab'ı verdik ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına inansınlarبِلِقَآءِ
  23. 7:47Gözleri cehennemlikler tarafına çevrilince de: "Rabbimiz! Bizi zalim toplulukla beraber eyleme!" derlerتِلقَآءَ
  24. 7:51Onlar ki, dinlerini bir eğlence ve oyun yerine koydular ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Onlar, bugüne kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkâr ettilerse, biz de bugün onları öyle unuturuzلِقَآءَ
  25. 7:107Bunun üzerine Musa, asâsını yere bırakıverdi, o da birdenbire kocaman bir ejderha kesiliverdiفَأَلقَىٰ
  26. 7:115Sihirbazlar, Musa'ya: "Ey Musa! Önce sen mi hünerini ortaya koyacaksın, yoksa biz mi?" dedilerتُلقِيَ
  27. 7:116Musa, "Siz atın" dedi. Atacaklarını atınca herkesin gözünü büyülediler ve onları dehşete düşürdüler. Doğrusu büyük bir sihir gösterdilerأَلقُواْ
  28. 7:117Biz de Musa'ya "Sen de asânı bırakıver." diye vahyettik. Birdenbire asâ, onların bütün uydurduklarını yakalayıp yutuverdiأَلقِ
  29. 7:120Sihirbazlar hep birden secdeye kapandılarوَأُلقِيَ
  30. 7:147Âyetlerimizi ve ahiretteki karşılaşmayı inkâr edenlerin amelleri hepten boşa gitmiştir. Çekecekleri ceza kendi yaptıklarından başkası mı olacaktırوَلِقَآءِ

Bu kök 135 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.