Kök

فضل

Kur'an'da 104 yerde, 92 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Bir genç gün boyu çalışıyor, akşam ücreti tam alıyor, patronu üstüne bir de ek veriyor. Kur’an’da ‘fazl’ (ek pay) böyle ek payı anlatır; verilince kişi öne geçer. Önce geçim ve kazançta görünür, sonra bilgide ve derecelerde, en sonda da bağışlanma ve korunma gibi görünmeyen artılarda.

Türkçedeki izi

fazla
Asıl payın üstüne ek demektir; kökle aynıdır.
fazilet
Kişiyi öne çıkaran artı nitelik; kökün ‘ek pay’ yönü.
fuzuli
Gereksiz ek, fazlalık anlamından gelir; kökle bağlantılı.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileعظم(azamet, muazzam)

    Azamet salt büyüklüğü anlatır, verilen bir payı değil. Fazl ise verilen ya da aranan ek paydır ve derece oluşturur. Kısacası azamet büyüklük, fazl ek paydır.

    • 17:21Burada fazl var; dereceler ve ‘üstün kıldık’ ifadesi öne çıkarma anlatır.
    • 2:7‘Büyük azab’ salt büyüklüğü niteler; ek pay anlamı yoktur.
  • bu kökileكبر(kibir, tekebbür)

    Kibir kişinin kendini büyütmesidir. Fazl ise dıştan verilen veya helal yolla aranan artıdır. Kısacası kibir benlik şişirmesi, fazl verilen ektir.

    • 62:10Fazl aramak geçim için meşru bir arayıştır.
    • 2:34İblis’in ‘kibri’ kendini büyütmedir, verilen pay değil.
  • bu kökileالو(nimet)

    Âlâ/âlâʾ sayılıp hatırlanan ilahî imkanlardır. Fazl ise ek payı vurgular ve derecelendirir, ayrıca aranmaya da açıktır. Kısacası âlâ sayılı nimetler, fazl verilen ya da aranan ek paydır.

    • 2:198Fazl ‘Rabbinizin lütfunu istemeniz’de aranan paydır.
    • 55:13‘Hangi nimetlerini’ sayıp hatırlamaya çağırır; ek pay vurgusu yoktur.

Müfessir diliyle

Asıl payın üzerine eklenen ayrıcalık; verildiğinde kişiyi başkasından ayıran, imkân ve artı getiren pay.

Nazâir, فضل’ın ya dağıtılan ek pay ya da böyle bir payla oluşan üstünlük olduğunu gösterir. Geçim için aranan kazanç (2:198; 62:10), hak edilen ücretin üstüne yapılan artırma (4:173; 35:30) ve kimi kulları öne çıkaran tahsis (17:21; 6:86) bu çekirdeğe bağlanır. Aile içi bağlamda da hakkın ötesine geçen genişlik ve karşılıksızlık “arasında فضل” diye anılır (2:237).

Somuttan soyuta

Somut artı-kazanç ve geçim (2:198; 16:14) zemininden, bilgi/vahiy ve derecelere (27:16; 17:21) ve nihayet bağışlanma/korunma gibi soyut artışlara (2:64; 24:21) yükselir.

Kardeş köklerden farkı

  • عظمile farkı

    عظم, şeyin salt büyüklüğünü/ağırlığını niteler; فضل ise dağıtılan ya da aranan ek pay ve bundan doğan üstünlüktür.

  • كبرile farkı

    كبر çoğu kez kişinin kendini büyütmesi/tepeden bakmasıdır; فضل ise dıştan verilen veya meşru yolla aranan artı ve üstünlüktür.

  • الوile farkı

    آلاء sayılıp hatırlanan ilahî imkanlar/işaretlerdir; فضل ise ek pay olarak tahsis edilir veya özellikle aranır, derecelendirme doğurur.

Anlam alanları · 5

  1. Tahsis ve derece (üstün kılma)

    Kimi kullara ek pay verilerek öne çıkarma; dereceli farklılaştırma.

  2. Geçim ve kazanç arayışı

    Meşru yollarla rızık ve imkân talebi; doğal düzen buna imkân sağlar.

  3. Hakkın üstüne artırım

    Ücretin tam ödenmesine ilave edilen artı, affa eşlik eden ziyade.

  4. Ahlakî genişlik ve karşılıksızlık

    Tarafların haklarının ötesine geçerek payından feragat veya paylaşım.

  5. Koruyucu ilahî pay

    Sapmaya ve kayba karşı tutan ilahî artı; olmasa insan ziyana düşer.

Biçimlerin kullanımı

فَضْل
Ek pay/ayrıcalık; verilen veya aranan artı imkân ve ondan doğan avantaj.
فَضَّلَ
Ek payla ayırıp öne geçirmek; derecede üstün kılmak.
تَفْضِيل
Dereceli farklılaştırma; üstün kılma işlemi.
يَتَفَضَّلَ
Kendine paye çıkarmak; üstünlük taslamak/üstte olmayı istemek.

Güven: Güçlü · incelenen 61 ayetin 34'i açıklandı (%56) · toplam 92 ayetten dengeli örnek

Kök, çok sayıda bağlamda tutarlı biçimde “ek pay/ayrıcalık” ve “dereceli tahsis” ekseninde birleşiyor.

Açık soru: فضل ile نعمة/آلاء’nın kesişimi bazı yerlerde iç içedir; ayrımın her vakada sınırı metnin bağlamına bağlı kalır.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

32 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:47'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 38Medenî · 54
isim · 86fiil · 18

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 27

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

فَضلِهِ20فَضلُ11فَضلٗا9ٱلفَضلِ7فَضلٍ7فَضلِهِٓ6فَضلِ6فَضَّلنَا4فَضَّلَ4ٱلفَضلُ4ٱلفَضلَ3وَفَضلٖ3فَضَّلتُكُم2فَضلٖ2فَضلَهُ2تَفضِيلٗا2وَفَضَّلنَٰهُم2وَفَضلٗا1فَضلٞ1وَفَضَّلَ1فَضَّلَكُم1بِفَضلِ1لِفَضلِهِ1وَنُفَضِّلُ1فُضِّلُواْ1يَتَفَضَّلَ1فَضَّلَنَا1

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:47Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve vaktiyle sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayınفَضَّلتُكُم
  2. 2:64Sonra verdiğiniz sözün arkasından yüz çevirdiniz, eğer üzerinizde Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasa idi herhalde zarara uğrayanlardan olurdunuzفَضلُ
  3. 2:90Ne kadar çirkindir o uğruna kendilerini sattıkları şey ki; Allah'ın kullarından dilediğine kendi lütuf ve kereminden vahiy indirmesine kafa tutarak, Allah ne indirdiyse hepsini inkâr ettiler. İşte bu yüzden de gazap üstüne gazaba uğradılar. Can yakıcı azap asıl kâfirler içindirفَضلِهِ
  4. 2:105Ne Kitap ehlinden, ne de müşriklerden hiçbiri, size Rabbinizden bir hayır indirilsin istemez. Allah ise, üstünlüğü, rahmetiyle dilediğine mahsus kılar ve Allah çok büyük lütuf sahibidirٱلفَضلِ
  5. 2:122Ey İsrailoğulları! Sizlere ihsan ettiğim nimetimi ve sizi vaktiyle âlemdeki ümmetlere üstün tuttuğumu hatırlayınفَضَّلتُكُم
  6. 2:198Rabbinizin lütfunu istemenizde size bir günah yoktur. Arafat'tan indiğiniz zaman Meş'ari Haram yanında (Müzdelife'de) Allah'ı zikredin. O'nu, size gösterdiği şekilde zikredin. Doğrusu siz, bundan önce gerçekten sapmışlardandınızفَضلٗا
  7. 2:237Eğer onları, kendilerine dokunmadan önce boşar ve mehri de kesmiş bulunursanız, o zaman borç, o kestiğiniz miktarın yarısıdır. Ancak kadınlar veya nikâh akdini elinde bulunduran kimse bağışlarsa başka. Ey erkekler! sizin bağışlamanız ise takvaya daha yakındır. Aranızdaki fazileti unutmayın şüphesiz ki Allah, her ne yaparsanız hakkiyle görürٱلفَضلَ
  8. 2:243Görmedin mi o kimseleri ki kendileri binlerce kişi iken ölüm korkusuyla yurtlarından çıktılar. Allah da kendilerine "ölün!" dedi, sonra da onlara bir hayat verdi. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı bir lütuf sahibidir. Fakat insanların pek çokları şükretmezlerفَضلٍ
  9. 2:251Derken, Allah'ın izniyle onları tamamen bozdular. Davud, Calut'u öldürdü ve Allah, kendisine hükümdarlık ve hikmet (peygamberlik) verdi ve ona dilediği şeylerden de öğretti. Eğer Allah'ın, insanları birbirleriyle savması olmasaydı, yeryüzü mutlaka bozulur giderdi. Fakat Allah, bütün âlemlere karşı büyük bir lütuf sahibidirفَضلٍ
  10. 2:253O işaret olunan resuller yok mu, biz onların bazısını, bazısından üstün kıldık. İçlerinden kimi var ki Allah, kendisiyle konuştu, bazısını da derecelerle daha yükseklere çıkardı. Biz Meryem oğlu İsa'ya da o delilleri verdik ve kendisini Rûhu'lKudüs (Cebrail) ile kuvvetlendirdik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasındaki ümmetler, kendilerine o deliller geldikten sonra birbirlerinin kanına girmezlerdi. Fakat ihtilâfa düştüler, kimi iman etti, kimi inkâr etti. Yine Allah dileseydi, birbirlerininkanına girmezlerdi. Fakat Allah dilediğini yaparفَضَّلنَا
  11. 2:268Şeytan sizi fakirlikle korkutup çirkin çirkin şeylere teşvik eder. Allah da lütfundan ve bağışlamasından birtakım vaatlerde bulunuyor. Allah'ın lütfu geniştir. O herşeyi bilendirوَفَضلٗا
  12. 3:73Ve kendi dininize uyanlardan başkasına inanmayın" (dediler). De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın yoludur". (Onlar kendi aralarında): "Size verilenin benzerinin hiçbir kimseye verilmiş olduğuna, yahut Rabbinizin huzurunda sizin aleyhinize deliller getireceklerine" (de inanmayın dediler). De ki: "Lütuf Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allah, rahmeti bol olan, her şeyi hakkıyla bilendirٱلفَضلَ
  13. 3:74Rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah, büyük lütuf ve kerem sahibidirٱلفَضلِ
  14. 3:152Siz Allah'ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vaadini yerine getirmiştir. Allah size sevdiğiniz (galibiyeti) gösterdikten sonra zaafa düştünüz. (Peygamber'in verdiği) emir hakkında tartışmaya kalkıştınız ve isyan ettiniz. Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi, denemek için onlardan geri çevirdi ve sizi bağışladı. Allah müminlere karşı çok lütufkârdırفَضلٍ
  15. 3:170Allah'ın lütfundan verdiği nimetle sevinçlidirler. Arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere de hiç bir korku olmayacağını ve üzülmeyeceklerini müjdelemek isterlerفَضلِهِ
  16. 3:171Onlar, Allah'ın nimetini, keremini ve Allah'ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceğini müjdelerlerوَفَضلٖ
  17. 3:174Bunun üzerine kendilerine hiç bir kötülük dokunmadan Allah'ın nimeti ve lütfuyla geri döndüler ve Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidirوَفَضلٖ
  18. 3:180Allah'ın, kendilerine lütfundan verdiği nimetlere karşı cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır o, kendileri için şerdir. Cimrilik ettikleri şey, kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'a aittir. Allah yaptıklarınızdan haberdardırفَضلِهِ
  19. 4:32Bir de Allah'ın bazınıza, diğerinden fazla verdiği şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere hak ettiklerinden bir pay vardır. Kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay vardır. İsteklerinizi Allah'ın fazlından ve kereminden isteyin. Gerçekten Allah her şeyi hakkıyla bilendirفَضَّلَ
  20. 4:34Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkar olanlar ve Allah'ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktürفَضَّلَ
  21. 4:37Onlar ki hem kıskanır, cimrilik ederler, hem de herkese cimrilik tavsiye ederler ve Allah'ın kendilerine lütfundan verdiği nimeti gizlerler. Biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırladıkفَضلِهِ
  22. 4:54Yoksa onlar, Allah'ın lütuf ve kereminden insanlara verdiği nimetleri kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmeti vermiştik. Hem de onlara büyük bir mülk ve saltanat ihsan ettikفَضلِهِ
  23. 4:70Bu lütuf Allah'tandır. Bilen olarak Allah yeterٱلفَضلُ
  24. 4:73Ve eğer Allah'tan size bir lütuf ve zafer erişecek olsa, sizinle kendisi arasında hiç sevgi yokmuş gibi, bu sefer de hiç şüphesiz şöyle diyecek: "Ah ne olurdu, onlarla beraber olaydım da büyük murada ereydimفَضلٞ
  25. 4:83Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Halbuki onu peygambere ve aralarında yetkili kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlarlardı. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınızفَضلُ
  26. 4:95Müminlerden özür sahibi olmaksızın oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, oturanlardan üstün kıldı. Allah onların hepsine de cenneti vaad etmiştir. Bununla beraber Allah mücahitlere, oturanların üzerinde büyük bir ecir vermiştirفَضَّلَ
  27. 4:113Eğer Allah'ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir güruh seni sapıtmaya çalışırdı. Halbuki onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana Kitab (Kur'an)ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah'ın sana olan lütfu büyüktürفَضلُ
  28. 4:173İnanıp güzel işler yapanlara gelince, onların mükafatlarını eksiksiz ödeyecek ve lütfundan onlara daha fazlasını da verecektir. Allah'a kulluktan çekinip büyüklük taslayanlara da şiddetli bir şekilde azab edecek ve onlar Allah'dan başka kendilerine ne bir dost, ne de bir yardımcı bulamayacaklardırفَضلِهِ
  29. 4:175Allah'a inanıp O'na sımsıkı sarılanları (Allah), kendisinden bir rahmet ve lutfa sokacak ve kendisine varan dosdoğru yola iletecektirوَفَضلٖ
  30. 5:2Ey iman edenler! Allah'ın alâmetlerine, haram aya, kurbanlık hediyelere, gerdanlıklarına ve Rablerinden lutuf ve rıza bekleyerek Kabe'ye yönelenlere sakın saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescidi Haram'dan çevirdiklerinden dolayı bir topluma karşı olan kininiz, sizi saldırıya sevk etmesin. İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindirفَضلٗا

Bu kök 92 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.