Kök
عظم
Kur'an'da 128 yerde, 127 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
Elinde kuru bir kemik tuttuğunu düşün. Kırılgan ama bedeni ayakta tutar. Kur’an bu kökle önce kemikten söz eder, sonra büyük kütlelerin heybetini anlatır, sonunda da sözün, günün, cezanın ve ödülün ağırlığını ve Allah’ın değer verdiklerine saygıyla yaklaşmayı öğretir.
Türkçedeki izi
- azamet
- Heybet ve ağırlık demektir; bu kökle doğrudan bağlı.
- muazzam
- Çok büyük, heybetli anlamı bu kökün sıfatıdır.
- tazim
- Saygı gösterme, ağır tutma demektir; kökün fiilidir.
Tanıdık kelimelerle kıyas
bu kökileكبر(kibir, tekebbür)
Bu kardeş, daha çok kendini büyütme ve üstünlük taslama anlatır. Bu kök ise içten gelen ağırlık ve saygıdeğerliktir. Kısacası kardeş gösterişe, bu kök hakiki ağırlığa bakar.
bu kökileفوز(fevz)
Bu kardeş sonuç ve kurtuluştur. Bu kök o sonucun ölçüsünü ve ağırlığını anlatır. Kısacası kardeş sonuçtur, bu kök ne kadar büyük olduğunu söyler.
bu kökileاجر(ücret, ecir)
Bu kardeş karşılığın kendisidir. Bu kök o karşılığın büyüklüğünü ya da artırılmasını anlatır. Kısacası kardeş karşılık, bu kök ölçü ve ağırlık.
Müfessir diliyle
Somut kök ‘kemik’tir: taşıyıcı sertlik; mecazen ağırlığı, heybeti ve ciddiyeti belirgin kılan nitelik.
Kök, en açık biçimde ‘kemik’ anlamıyla görünür (6:146; 19:4; 23:14) ve diriliş tartışmalarında iskeleti anmakla somutlaşır (17:98; 23:82; 36:78; 37:53). Aynı nitelik, cüsseli-heybetli varlık ve haller için kullanılır (26:63; 27:23; 21:76; 7:141), ödül ve lütfun kıymetini de niteler (2:105; 4:40; 48:10). Fiil hâli, Allah’ın nişanelerini ‘ağır/önemli’ tutmayı, yani saygıyla yüceltmeyi anlatır (22:30; 22:32; 65:5).
Somuttan soyuta
Kemikten, yani yapının sert-omurgalı kısmından başlar (19:4; 23:14); sonra kütlesel heybet (26:63; 27:23); oradan da söz, gün, ceza, ödül, haber gibi soyut şeylerin ağırlığına ve hürmete ilerler (17:40; 4:40; 38:67; 22:32).
Kardeş köklerden farkı
كبرile farkı
kbr çoğu kez kendini büyütme, tekebbür ve nicel mukayese taşır (2:34; 2:219); عظم ise içkin ağırlık/heybet ve ciddiyet bildirir; kutsalı ‘ağır tutma’ eylemini de ifade eder (22:32), ayrıca Allah’ın mutlak heybetine isim olur (2:255).
فوزile farkı
fwz sonuç/başarıdır; عظم bu sonucun ölçeğini ve ağırlığını niteler: ‘fawz-un azîm’ ifadesinde nitelik belirleyicidir (4:13; 9:72; 40:9).
اجرile farkı
ajr karşılık/ücretin kendisidir; عظم o karşılığın kıymet ve kapsamını belirtir (4:40; 4:74; 48:10). Hatta IV. bâbda karşılığın artırılmasını bildirir (65:5).
Anlam alanları · 5
Omurga ve kemik (somut çekirdek)
Yapının sert, taşıyıcı kısmı; zayıflayınca bütün zayıflar (19:4). Diriliş reddinde iskelet vurgusu (17:98; 23:82; 36:78; 37:53) ve yaratılış safhası (23:14).
Kütlenin heybeti ve görkemi
Denizin yarılışında her parça dağ gibi (26:63); Sebe melikesinin tahtı (27:23); kurbanın emsalsizliği (37:107).
Şiddetli hâl, gün ve imtihanın ağırlığı
Azabın, kederin ve imtihanın ağırlığı (2:7; 3:176; 5:41; 21:76; 7:141) ve ‘gün’ün dehşeti (6:15; 10:15; 26:156; 46:21).
Değer, lütuf ve karşılığın kıymeti
Lütfun ve ecrin kıymet ve kapsamı (2:105; 3:74; 8:29; 57:21; 4:40; 4:74; 4:95; 48:10), karşılığın artırılması (65:5) ve Allah’ın mutlak heybetine isim (2:255; 42:4).
Söz ve haberin ehemmiyeti; hürmet etmek
Ağır/mesuliyetli söz ve haber (17:40; 24:15; 38:67; 78:2) ve kutsal nişaneleri ‘ağır tutma’, yani saygıyla yüceltme (22:30; 22:32); tesbihte ilahî isim (56:74; 69:52).
Güven: Güçlü · incelenen 63 ayetin 38'i açıklandı (%60) · toplam 127 ayetten dengeli örnek
Kökün hem somut (kemik) hem mecazî (ağırlık/heybet/ciddiyet) kullanımları çok sayıda ve tutarlı ayetle sabit.
Açık soru: Bazı yerlerde ‘heybet’ fiziksel büyüklük mü yoksa makam/itibar mıdır; bağlam içi ayrım her zaman kesin değildir (27:23; 2:255).
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 21
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 2:7Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde bir de perde vardır. Ve büyük azab onlaradırعَظِيمٞ
- 2:49(Hem hatırlayın ki bir zaman) sizi Firavun ailesinden de kurtardık, (onlar) size azabın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Ve bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardıعَظِيمٞ
- 2:105Ne Kitap ehlinden, ne de müşriklerden hiçbiri, size Rabbinizden bir hayır indirilsin istemez. Allah ise, üstünlüğü, rahmetiyle dilediğine mahsus kılar ve Allah çok büyük lütuf sahibidirٱلعَظِيمِ
- 2:114Allah'ın mescitlerini, içlerinde Allah'ın isminin anılmasından meneden ve onların harap olmalarına çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir! İşte bunlar, oralara korka korka girmekten başka birşey yapmazlar. Bunlara dünyada perişanlık, ahirette de büyük bir azap vardırعَظِيمٞ
- 2:255Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktürٱلعَظِيمُ
- 2:259Yahut o kimse gibisini (görmedin mi) ki, bir şehre uğramıştı, altı üstüne gelmiş, ıpıssız yatıyordu. "Bunu bu ölümünden sonra Allah, nerden diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" diye sordu. Oda: "Bir gün, yahut bir günden eksik kaldım." dedi. Allah buyurdu ki: "Hayır, yüz sene kaldın, öyle iken bak yiyeceğine, içeceğine henüz bozulmamış, hele eşeğine bak, hem bunlar, seni insanlara karşı kudretimizin bir işareti kılalım diyedir. Hele o kemiklere bak, onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Böylece gerçek ona açıkça belli olunca: "Şimdi biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir." dediٱلعِظَامِ
- 3:74Rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah, büyük lütuf ve kerem sahibidirٱلعَظِيمِ
- 3:105Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardırعَظِيمٞ
- 3:172Kendilerine yara dokunduktan sonra da Allah ve Peygamberi'nin davetine uydular. Hele onlardan iyilik edenlere ve gereğince Allah'tan korkanlara büyük bir mükafat vardırعَظِيمٌ
- 3:174Bunun üzerine kendilerine hiç bir kötülük dokunmadan Allah'ın nimeti ve lütfuyla geri döndüler ve Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidirعَظِيمٍ
- 3:176Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah'a hiç bir şekilde zarar veremezler. Allah onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük bir azap vardırعَظِيمٌ
- 3:179Allah, müminleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir, pisi temizden ayıracaktır. Ve Allah sizi gayba vakıf kılacak da değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçip (gaybı bildirir). O halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve günahlardan korunursanız, sizin için büyük bir mükafat vardırعَظِيمٞ
- 4:13İşte bütün bu hükümler, Allah'ın koyduğu hükümler ve çizdiği sınırlardır. Kim Allah'a ve Peygamberine itâat ederse Allah onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte büyük kurtuluş budurٱلعَظِيمُ
- 4:27Allah sizin tevbenizi kabul etmek istiyor. Halbuki şehvetlerine uyanlar ise, sizin doğru yoldan büyük bir meyl ile sapmanızı istiyorlarعَظِيمٗا
- 4:40Şüphesiz ki Allah, hiç kimseye zerre kadar zulüm etmez. Eğer yapılan iyilik zerre kadar da olsa, onun sevabını kat kat artırır. Ve kendi katından büyük bir mükafat verirعَظِيمٗا
- 4:48Doğrusu Allah, kendisine ortak koşulmasını asla affetmez. Ondan başkasını (diğer günahları) ise, dilediği kimseler için bağışlar ve mağfiret buyurur. Her kim Allah'a şirk koşarsa gerçekten pek büyük bir günah ile iftira etmiş olurعَظِيمًا
- 4:54Yoksa onlar, Allah'ın lütuf ve kereminden insanlara verdiği nimetleri kıskanıyorlar mı? Şüphesiz biz, İbrahim ailesine de kitap ve hikmeti vermiştik. Hem de onlara büyük bir mülk ve saltanat ihsan ettikعَظِيمٗا
- 4:67Ve o zaman elbette kendilerine katımızdan büyük mükafat verirdikعَظِيمٗا
- 4:73Ve eğer Allah'tan size bir lütuf ve zafer erişecek olsa, sizinle kendisi arasında hiç sevgi yokmuş gibi, bu sefer de hiç şüphesiz şöyle diyecek: "Ah ne olurdu, onlarla beraber olaydım da büyük murada ereydimعَظِيمٗا
- 4:74O halde geçici dünya hayatını, ebedî ahiret hayatı karşılığında satacak olanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, her iki durumda da biz ona yarın pek büyük bir mükafat vereceğizعَظِيمٗا
- 4:93Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası, içinde ebedî olarak kalacağı cehennemdir. Allah ona gazab ve lanet etmiş ve onun için büyük bir azab hazırlamıştırعَظِيمٗا
- 4:95Müminlerden özür sahibi olmaksızın oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, oturanlardan üstün kıldı. Allah onların hepsine de cenneti vaad etmiştir. Bununla beraber Allah mücahitlere, oturanların üzerinde büyük bir ecir vermiştirعَظِيمٗا
- 4:113Eğer Allah'ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir güruh seni sapıtmaya çalışırdı. Halbuki onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana Kitab (Kur'an)ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah'ın sana olan lütfu büyüktürعَظِيمٗا
- 4:114Bir sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı veyahut da insanlar arasını düzeltmeyi emreden(ler)inki hariç, onların aralarındaki gizli gizli konuşmalarının çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa, yakında ona büyük bir mükafat vereceğizعَظِيمٗا
- 4:146Ancak tevbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah'a sarılanlar ve Allah için dinlerine samimi olarak bağlananlar müstesna. İşte bunlar müminlerle beraberdirler. Allah, müminlere büyük bir mükafat verecektirعَظِيمٗا
- 4:156(Kalblerinin mühürlenmesinin diğer bir sebebi de İsa'yı) inkâr etmeleri ve Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarıdırعَظِيمٗا
- 4:162Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve iman edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Onlar, namazı kılan, zekatı veren, Allah'a ve ahiret gününe iman edenlerdir. İşte onlara büyük bir mükafat vereceğizعَظِيمًا
- 5:9Allah, iman edenlere ve salih amel işleyenlere şöyle vaad etmiştir: Onlar için mağfiret ve büyük bir mükafat vardırعَظِيمٞ
- 5:33Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardırعَظِيمٌ
- 5:41Ey peygamber, ağızlarıyla "inandık" deyip, kalbleriyle inanmamış olanlardan ve yahudilerden küfürde yarış edenler seni üzmesin. Onlar yalana kulak verirler, sana gelmeyen diğer bir topluluğa kulak verirler, kelimeleri yerlerinden değiştirirler, "eğer size bu verilirse alın, bu verilmezse sakının" derler. Allah birini şaşırtmak isterse, sen onun için Allah'a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar öyle kimselerdir ki, Allah, onların kalblerini temizlemek istememiştir. Onlar için dünyada rezillik var ve yine onlar için ahirette de büyük bir azab vardırعَظِيمٞ
Bu kök 127 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.