Kök
بعد
Kur'an'da 235 yerde, 220 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
Yolda yürürken arkadaşından uzaklaşıyorsun; aranızda mesafe açılıyor. Kur'an’da bu kök önce böyle uzaklığı anlatır. Yani bir şeyden sonra gelen, öncekinden kopuk yeni bir dönemdir; en sonda da doğru yoldan, dönüş imkanından iyice uzak düşmeyi anlatır.
Müfessir diliyle
Öncekiyle arasına mesafe giren durum; zaman yahut mekânda belirgin ayrışma.
Nazâir, iki ana ekseni gösterir: zamansal ardıllık (مِنْ بَعْدِ) ve uzaklık/uzaklaştırma (بُعْد، بَعِيد، مُبْعَد). Birincisi, sabit bir hâlin ardından ondan ayrık yeni bir safhayı bildirir (2:56, 4:115, 9:115); ikincisi, yer ve ihtimal bakımından nitel bir uzaklığı yahut bizzat uzak tutmayı ifade eder (11:44, 21:101, 34:53). Mecazda “çok uzak sapma/ayrılık” gibi hükümler bu kökün ‘mesafe açılması’ omurgasına bağlanır (2:176, 4:116, 50:3).
Somuttan soyuta
Somut mekânsal uzaklıktan (9:42, 11:89, 34:53) zamansal ayrışmaya (2:56, 3:19) ve oradan da marazî/aklî uzaklaşmalara, yani olasılık ve hidayetten kopuşun ‘uzak’ oluşuna geçer (2:176, 4:116, 50:3).
Anlam alanları · 5
Zamansal ardıllık ve yeni safhaya geçiş
Bir hâlin yerini ondan ayrık başka bir hâlin alması; ardılık ve kopuş vurgusu.
Mekânsal uzaklık ve mesafe
Gerçek mesafe, yakın/uzak belirsizliği veya yolun/yerin uzak oluşu.
Uzaklaştırma/bertaraf edilme
Bir yerden/akıbetten bilinçli biçimde uzak tutulma yahut rahmetten dışarı atılma.
İhtimal ve hidayetten uzak düşme
Gerçeğe, doğruya veya dönüş imkânına ‘çok uzak’ olma; derin ayrılık.
Önce sabitlenmiş olandan sapma/bozma
Pekiştirilmiş bağlayıcı bir durumdan, sonradan ayrışma veya yerinden oynatma.
Biçimlerin kullanımı
- بَعْد
- İsim-edat; ‘önceki’ye karşı sonraki ve ondan ayrık safhayı bildirir (min ba‘di).
- بَعِيد
- Sıfat; uzak, erişimi/olasılığı düşük veya zamanı-yerî uzak olan.
- بُعْد
- İsim; uzaklık/uzak oluş; ‘بُعْدًا’ formu beddua/bertaraf bildirebilir.
- بَعُدَتْ
- Fiil; uzaklaştı/uzak oldu; mesafenin büyümesi veya erişimin zorlaşması.
- مُبْعَدُون
- Uzaklaştırılmış olanlar; bir şeyden bilinçle uzak tutulanlar.
Güven: Güçlü · incelenen 63 ayetin 22'i açıklandı (%35) · toplam 223 ayetten dengeli örnek
Ayetler hem zaman hem mekân hem de mecazî alanlarda tutarlı biçimde ‘araya mesafe girmesi’ temasını gösteriyor.
Açık soru: Bazı örneklerde zaman-mekân sınırı iç içe geçer (27:22), bağlam ayrımı yapılmadan indirgeme hatalı olabilir.
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 29
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 2:27Onlar ki, söz verip andlaştıktan sonra Allah'a verdikleri sözü bozarlar. Allah'ın birleştirmesini emrettiği şeyi (iman ve akrabalık bağlarını) keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte zarara uğrayanlar onlardırبَعدِ
- 2:51Hani bir zamanlar Musa'ya kırk gecelik vaad verdik de sonra siz onun arkasından buzağıyı put edindiniz ve o halinizle zalimler idinizبَعدِهِ
- 2:52Sonra yine de sizi affettik, artık şükretmeniz gerekiyorduبَعدِ
- 2:56Sonra şükredesiniz diye sizi ölümünüzün ardından yeniden diriltmiştikبَعدِ
- 2:64Sonra verdiğiniz sözün arkasından yüz çevirdiniz, eğer üzerinizde Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasa idi herhalde zarara uğrayanlardan olurdunuzبَعدِ
- 2:74Sonra bunun arkasından yine kalbleriniz katılaştı, şimdi de taş gibi, ya da taştan da beter hale geldi. Çünkü taşlardan öylesi var ki; içinden nehirler kaynıyor, yine öylesi var ki, çatlıyor da bağrından sular fışkırıyor, öylesi de var ki, Allah korkusundan yerlerde yuvarlanıyor... Ve sizin neler yaptığınızdan Allah gafil değildirبَعدِ
- 2:75Şimdi bunların, size hemen inanacaklarını ümit mi ediyorsunuz? Halbuki bunlardan bir grup vardı ki, Allah'ın kelâmını işitirlerdi de sonra ona akılları yattığı halde bile bile onu tahrif ederlerdiبَعدِ
- 2:87Celâlim hakkı için Musa'ya o kitabı verdik, arkasından birtakım peygamberler de gönderdik, hele Meryem oğlu İsa'ya apaçık mucizeler verdik, onu Rûhu'lKudüs ile de destekledik. Size nefislerinizin hoşlanmayacağı bir emirle gelen her peygambere kafa mı tutacaksınız? Kibrinize dokunduğu için onların bir kısmına yalan diyecek, bir kısmını da öldürecek misinizبَعدِهِ
- 2:92Celâlim hakkı için Musa size belgelerle gelmişti de onun arkasından tuttunuz o buzağıya taptınız. Siz işte o zâlimlersinizبَعدِهِ
- 2:109Ehli kitaptan birçoğu arzu etmektedir ki, sizi imanınızdan sonra çevirip kâfir etsinler: Hak kendilerine iyice belirdikten sonra bile sırf nefsaniyetlerinden ve kıskançlıktan dolayı bunu yaparlar. Buna rağmen siz şimdi af ile, hoşgörüyle davranın tâ Allah emrini verinceye kadar. Şüphe yok ki Allah her şeye kâdirdirبَعدِ
- 2:120Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne yahudiler, ne de hıristiyanlar senden asla hoşnud ve razı olmayacaklar. De ki, gerçekten de Allah'ın hidayeti, hidayetin ta kendisidir. Şânım hakkı için, sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, kalkıp da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, sana Allah'dan ne bir dost bulunur, ne de bir yardımcıبَعدَ
- 2:133Yoksa siz de olaya şahit mi oldunuz; Yakub'a ölüm hali gelip çattığı zaman, oğullarına; "Benden sonra neye ibadet edeceksiniz?" dediği zaman, oğulları; "Senin Allah'ına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın Allah'ına, tek olan o Allah'a ibadet edeceğiz. Biz ancak O'na boyun eğen müslümanlarız." dedilerبَعدِي
- 2:145Celâlim için, sen o kitap verilmiş olanlara, bütün delilleri de getirsen, yine de senin kıblene tabi olmazlar, sen de onların kıblesine tabi olmazsın. Zaten onlar da birbirlerinin kıblesine tabi değiller. Celâlim hakkı için, sana gelen bunca ilmin arkasından sen tutar da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, o zaman hiç şüphesiz, sen de zâlimlerden olursunبَعدِ
- 2:159İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayetin kendisi olan âyetleri insanlar için biz kitapta açıkladıktan sonra gizleyenler var ya mutlaka onlara Allah lanet eder. Lanet edebilecek olanlar da lanet ederlerبَعدِ
- 2:164Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar şeylerle denizde akıp giden gemide, Allah'ın yukarıdan bir su indirip de onunla yeri ölümünden sonra diriltmesinde, diriltip de üzerinde deprenen hayvanları yaymasında, rüzgarları değiştirmesinde, gök ile yer arasında emre hazır olan bulutta şüphesiz akıllı olan bir topluluk için elbette Allah'ın birliğine deliller vardırبَعدَ
- 2:176Şüphesiz ki Allah kitabı hak bir sebeple indirmiştir. Kitap hakkında ihtilafa düşenler ise, şüphesiz haktan uzak, bir anlaşmazlık içindedirlerبَعِيدٖ
- 2:178Ey iman edenler! Öldürmede kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, ölenin kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uyması, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine saldırırsa, artık ona acı veren bir azab vardırبَعدَ
- 2:209Size bunca deliller geldikten sonra yine kayarsanız, iyi bilin ki, Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirبَعدِ
- 2:211İsrailoğullarına sor: Biz onlara ne kadar açık âyetler vermiştik. Fakat Allah'ın nimetini her kim kendisine geldikten sonra değiştirirse, şüphe yok ki, Allah'ın azabı çok şiddetlidirبَعدِ
- 2:213İnsanlar tek bir ümmetti. Ayrılmaları üzerine Allah, rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi ve beraberlerinde hak ile ilgili kitap indirdi ki, insanların, aralarında ihtilaf ettikleri şeyler hakkında hakem olsun. Bunda da sırf o kitap verilenler, kendilerine bunca deliller geldikten sonra tuttular, aralarındaki hırs ve kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah kendi izniyle, iman edenleri, onların hakkında anlaşmazlığa düştükleri hakka, ulaştırdı. Allah, dilediğini doğru yola iletirبَعدِ
- 2:230Eğer kadını bir daha boşarsa, bundan sonra artık başka bir kocaya varıncaya kadar ona helâl olmaz. Eğer ikinci koca da onu boşarsa, Allah'ın hududunu sağlam tutacaklarını ümid ettikleri takdirde öncekilerin birbirlerine dönmelerinde her ikisine de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın tayin ettiği hudududur. Bunları, bilen bir kavim için açıklıyorبَعدُ
- 2:246Baksana, İsrail oğullarının Musa'dan sonra ileri gelenlerine! Hani onlar, bir peygamberlerine: "Bize bir kumandan gönder de Allah yolunda savaşalım..." dediler. O da: "Size savaş farz kılınırsa, acaba yapmamazlık eder misiniz?" dedi. Onlar: "Bize ne oldu da yurtlarımızdan çıkarıldığımız ve çocuklarımızdan ayrıldığımız halde Allah yolunda savaşmayalım?" dediler. Bunun üzerine savaş kendilerine farz kılınınca da onlardan pek azı hariç, yüz çevirdiler. Ama Allah, o zalimleri bilirبَعدِ
- 2:253O işaret olunan resuller yok mu, biz onların bazısını, bazısından üstün kıldık. İçlerinden kimi var ki Allah, kendisiyle konuştu, bazısını da derecelerle daha yükseklere çıkardı. Biz Meryem oğlu İsa'ya da o delilleri verdik ve kendisini Rûhu'lKudüs (Cebrail) ile kuvvetlendirdik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasındaki ümmetler, kendilerine o deliller geldikten sonra birbirlerinin kanına girmezlerdi. Fakat ihtilâfa düştüler, kimi iman etti, kimi inkâr etti. Yine Allah dileseydi, birbirlerininkanına girmezlerdi. Fakat Allah dilediğini yaparبَعدِهِم
- 2:259Yahut o kimse gibisini (görmedin mi) ki, bir şehre uğramıştı, altı üstüne gelmiş, ıpıssız yatıyordu. "Bunu bu ölümünden sonra Allah, nerden diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" diye sordu. Oda: "Bir gün, yahut bir günden eksik kaldım." dedi. Allah buyurdu ki: "Hayır, yüz sene kaldın, öyle iken bak yiyeceğine, içeceğine henüz bozulmamış, hele eşeğine bak, hem bunlar, seni insanlara karşı kudretimizin bir işareti kılalım diyedir. Hele o kemiklere bak, onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Böylece gerçek ona açıkça belli olunca: "Şimdi biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir." dediبَعدَ
- 3:8Ey Rabbimiz! Bize ihsan ettiğin hidayetten sonra kalblerimizi haktan saptırma, bize kendi katından rahmet ihsan eyle! Şüphesiz ki, Sen bol ihsan sahibisinبَعدَ
- 3:19Doğrusu Allah katında din, İslâm'dır; o kitap verilenlerin anlaşmazlıkları ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki taşkınlık ve ihtirastan dolayıdır. Her kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse iyi bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendirبَعدِ
- 3:30O gün her nefis, ne hayır işlemişse, ne kötülük yapmışsa onları önünde hazır bulur. Yaptığı kötülüklerle kendi arasında uzak bir mesafe bulunsun ister. Allah, size asıl kendisinden çekinmenizi emreder. Şüphesiz ki Allah, kullarını çok esirgerبَعِيدٗا
- 3:61Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da lanetleşelim; Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelimبَعدِ
- 3:65Ey Kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Oysa Tevrat da, İncil de ondan sonra indirilmiştir. Siz hiç düşünmüyor musunuzبَعدِهِٓ
- 3:80Ve O size: "Melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin." diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size hiç inkârı emreder miبَعدَ
Bu kök 220 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.