Kök
اخذ
Kur'an'da 273 yerde, 244 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
Birinin kolunu tutup kendine çektiğini düşün. Kur’an’da “almak/tutmak” önce böyle fiziki kavramadır. Sonra Allah’ın toplulukları kıstırıp yakalaması, topluluktan söz alması, bir şeyi kendine seçip o statüde görmesi ve en sonda kişiyi kastına göre hesaba çekmesi anlamlarına açılır.
Tanıdık kelimelerle kıyas
bu kökileوحد(bir, tek, tevhid)
wHd birlik ve tek oluşu söyler. Akhadh ise bir şeyi kendine almak veya ona öyle davranmaktır. Kısacası wHd tekliği anlatır, akhadh sahiplenip statü vermeyi.
bu kökileصيح(çığlık, nara)
SyH çığlığın kendisini anlatır. Akhadh o çığlığın yaptığı işi, yani yakalayıp ele geçirmeyi. Kısacası SyH araçtır, akhadh sonuç.
bu kökileبطش(zorbalık, darbe)
bT$ kaba kuvvetle vurup ezmektir. Akhadh daha geniştir: tutmak, söz almak, cezayla kıstırmak. Kısacası bT$ sert darbe, akhadh kapsamlı el koyma.
Müfessir diliyle
Bir şeyi kendine geçirip tasarrufu altına alma: tutma, bağlama yahut kendine mal edip o statüde muamele etme.
Hakikatte el atıp kavrama ve el koyma vardır (7:150; 55:41; 34:51); bu, ilâhî müdahale olarak da görünür (11:102; 8:52; 6:42). Aynı kök, bağlayıcı söz alma (2:84; 5:12; 3:187) ve VIII. bâbta bir şeyi kendine edinme/öyle muamele etme anlamına açılır (2:51; 5:116; 3:28; 4:125). III. bâb, kişiyi kazancının karşılığıyla yüzleştirip mesul kılmayı ifade eder (2:225; 16:61).
Somuttan soyuta
Somut tutma ve el koymadan (7:150; 55:41) cezayla kuşatmaya (11:102; 23:64), oradan seçme/edinme ve statü tayinine (5:116; 3:28) ve nihayet hesaba çekmeye (2:225) yükselir.
Kardeş köklerden farkı
وحدile farkı
Bu kök ontolojik birliği bildirir; sayı ve eşsizlik beyanıdır (2:163; 4:171). اخذ ise fiilî veya iradî temellük/atama eylemini anlatır: bir şeyi kendine kılma ya da ona o muameleyi reva görme (5:116; 9:31; 4:125).
صيحile farkı
صيح, helâki getiren çığlığın kendisini, yani aracı bildirir; اخذ, o aracın gerçekleştirdiği ele geçirme fiilidir: “çığlık onları alt etti” (11:94; 15:73; 23:41; 36:49).
بطشile farkı
بطش, zorbalıkla vurup ezmeyi, şiddetli saldırıyı belirtir (26:130; 85:12). اخذ daha genel bir kavrayış/el koymadır; cezalandırma, yakına alma, söz alma gibi geniş alanlarda işler (11:102; 40:5).
Anlam alanları · 5
Fizikî tutuş ve ele geçirme
Bedenî kavrayış veya kişinin/bir şeyin kontrol altına alınması.
İlâhî müdahale olarak el koyma
Haddi aşan toplulukların üzerlerine ceza ile el konulması; beklenmedik ve kaçınılmaz bir kuşatma.
Ahd ve teminatı bağlama
Topluluktan bağlayıcı söz alınması; hukukî/ahlakî bağ kurulması.
Benimseme, atama ve muamele etme (VIII. bâb)
Bir şeyi kendine edinme, ona belirli bir statü/işlev atama veya öyle davranma.
Sorumluluğa çekme
Kişinin kastına uygun karşılık yüklenmesi; mesul tutma.
Biçimlerin kullanımı
- أَخَذَ
- Doğrudan el koymak, tutmak; cezayla kuşatmak; söz/bedel almak.
- ٱتَّخَذَ
- Kendine edinmek, seçip atamak; bir şeye belirli muamele/konum vermek.
- يُؤَاخِذُ
- Mesul kılmak; kasda göre karşılık yüklemek.
- أَخْذ
- El koyma/ele geçirme fiili; özellikle ilâhî müdahale için.
- آخِذ
- Tutan, idaresi altına alan; bağlayıcı kontrol kuran (11:56).
- مُتَّخِذ
- Edinen/benimseyen; gizli ilişki/doğrultu tutan kişi (4:25; 5:5).
Güven: Güçlü · incelenen 65 ayetin 27'i açıklandı (%42) · toplam 244 ayetten dengeli örnek
Kökün tüm bâbları ve somut-soyut kullanımları çok sayıda ayette tutarlı biçimde görünmektedir.
Açık soru: VIII. bâbın nüansları (seçmek, kullanıma ayırmak, o statüde muamele etmek) bağlama göre değişir; sınırlar yer yer iç içe geçebilir.
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 144
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 2:48Ve öyle bir günden korunun ki, kimse kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden şefaat da kabul edilmez, kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım da yapılmazيُؤخَذُ
- 2:51Hani bir zamanlar Musa'ya kırk gecelik vaad verdik de sonra siz onun arkasından buzağıyı put edindiniz ve o halinizle zalimler idinizٱتَّخَذتُمُ
- 2:54Hani bir zamanlar Musa kavmine dedi ki; Ey kavmim cidden siz o buzağıyı put edinmekle kendi kendinize zulmettiniz, bari gelin Rabbinize tevbe ile dönün de nefislerinizi öldürün. Böyle yapmanız Bârî Teâlânız katında sizin için hayırlıdır, böylece tevbenizi kabul buyurdu. Gerçekten de o Tevvab ve Rahîm'dirبِٱتِّخَاذِكُمُ
- 2:55Hani bir zamanlar "Ey Musa biz Allah'ı açıkça görmedikçe senin sözünle asla inanmayacağız." demiştiniz de bunun üzerine sizi yıldırım çarpmıştı ve siz de bakakalmıştınızفَأَخَذَتكُمُ
- 2:63Hani bir zamanlar sizden mîsak (sağlam bir söz) almıştık, Tur'u üstünüze kaldırıp demiştik ki; size verdiğimiz kitaba kuvvetle tutunun ve içindekilerden gafil olmayın, gerek ki, korunursunuzأَخَذنَا
- 2:67Hani bir zamanlar Musa kavmine demişti ki Allah, size bir bakara (sığır) boğazlamanızı emrediyor. Onlar da "ayol sen bizimle eğleniyor, alay mı ediyorsun?" dediler. Musa da: "Böyle cahillerden biri olmaktan Allah'a sığınırım." dediأَتَتَّخِذُنَا
- 2:80Bir de dediler ki: "Bize sayılı birkaç günden başka asla ateş azabı dokunmaz". De ki; "Siz Allah'dan bir ahit mi aldınız? Böyle ise Allah sözünden dönmez. Yoksa siz Allah'a karşı bilemeyeceğiniz şeyleri mi söylüyorsunuzأَتَّخَذتُم
- 2:83Hani bir vakitler İsrailoğulları'ndan şöylece mîsak (kesin bir söz) almıştık: Allah'dan başkasına tapmayacaksınız, anababaya iyilik, yakınlığı olanlara, öksüzlere, çaresizlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzellikle söz söyleyecek, namazı kılacak, zekatı vereceksiniz. Sonra çok azınız müstesna olmak üzere sözünüzden döndünüz, hâlâ da dönüyorsunuzأَخَذنَا
- 2:84Yine bir zamanlar mîsakınızı almıştık; birbirinizin kanlarını dökmeyeceksiniz, nüfusunuzu diyarınızdan çıkarmıyacaksınız. Sonra siz buna ikrar da verdiniz ve ikrarınıza şahit de oldunuzأَخَذنَا
- 2:92Celâlim hakkı için Musa size belgelerle gelmişti de onun arkasından tuttunuz o buzağıya taptınız. Siz işte o zâlimlersinizٱتَّخَذتُمُ
- 2:93Bir zamanlar size, "verdiğimiz kitaba kuvvetle sarılın ve onu dinleyin." diye Tûr'u tepenize kaldırıp mîsakınızı aldık. (O yahudiler): "Duyduk, dinledik, isyan ettik." dediler, kâfirlikleri yüzünden o danayı yüreklerinde besleyip büyüttüler. De ki, " Eğer siz mümin kimseler iseniz, bu imanınız size ne çirkin şeyler emrediyorأَخَذنَا
- 2:116O zalimler, "Allah kendisine çocuk edindi." dediler. Hâşâ, O sübhândır. Doğrusu, göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Hepsi O'na boyun eğmiştirٱتَّخَذَ
- 2:125Biz ta o zaman bu Beyt'i, insanlar için bir sevap kazanma ve bir güven yeri kıldık. Siz de Makamı İbrahim'den kendinize bir namazgah edinin. Ayrıca İbrahim ile İsmail'e şöyle ahid verdik: "Beytimi, hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar için, hem de rükû ve secde edenler için tertemiz tutunوَٱتَّخِذُواْ
- 2:165İnsanlardan kimi de Allah'tan başka şeyleri O'na eş tutuyorlar da onları, Allah'ı sever gibi seviyorlar. Oysa iman edenlerin Allah sevgisi daha kuvvetlidir. O zulmedenler, azabı görecekleri zaman bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının gerçekten çok şiddetli bulunduğunu keşke anlasalardıيَتَّخِذُ
- 2:206Ona: "Allah'tan kork!" dendiği zaman da kendisini onuru (gururu) günah işlemeye sevkeder. Cehennem de onun hakkından gelir. O ne kötü bir yataktırأَخَذَتهُ
- 2:225Allah, sizi yeminlerinizde bilmeyerek ettiğiniz lağıv (herhangi bir kasıt olmadan, kanaate göre yanlış yere yapılan yemin)dan sorumlu tutmaz. Fakat kalbinizin kazandığı yalan yere yapılan yeminden sorumlu tutar. Allah çok bağışlayıcıdır, çok halimdirيُؤَاخِذُكُمُ
- 2:229Boşamak (talak) iki defadır. Ondan sonrası ya iyilikle tutmak veya güzellikle salmaktır. Onlara verdiklerinizden bir şey almanız da size helâl olmaz. Ancak Allah'ın çizdiği hudutta duramayacaklarından korkmaları başka. Eğer siz de bunların, Allah'ın çizdiği hudutta duramayacaklarından korkarsanız, kadının, ayrılmak için hakkından vazgeçmesinde artık ikisine de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın çizdiği hudududur. Sakın bunları aşmayın, Her kim Allah'ın hududunu aşarsa, işte onlar zalimlerdirتَأخُذُواْ
- 2:231Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, artık kendilerini ya iyilikle tutun veya güzellikle salın. Yoksa haklarına tecavüz için zararlarına olarak onları tutmayın. Her kim bunu yaparsa nefsine zulmetmiş olur. Sakın Allah'ın âyetlerini alay konusu edinmeyin, Allah'ın üzerinizdeki nimetini, size kendisiyle öğüt vermek üzere indirdiği kitap ve hikmeti hatırlayıp, düşünün. Hem Allah'tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi bilirتَتَّخِذُوٓاْ
- 2:255Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O'nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O'nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O'na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktürتَأخُذُهُ
- 2:260Bir zamanlar İbrahim de: "Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!" demişti. Allah: "İnanmadın mı ki?" buyurdu. İbrahim: "İnandım, fakat kalbim iyice yatışsın diye istiyorum." dedi. Allah buyurdu ki: "Öyle ise kuşlardan dördünü tut da onları kendine çevir, iyice tanıdıktan sonra (kesip) her dağın başına onlardan birer parça dağıt, sonra da onları çağır, koşa koşa sana gelecekler ve bil ki, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirفَخُذ
- 2:267Ey iman edenler! İnfakı gerek kazandıklarınızın, gerek sizin için yerden çıkardıklarımızın temizlerinden yapın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olamıyacağınız fenasını vermeye yeltenmeyin. Biliniz ki, Allah sadakalarınıza muhtaç değildir ve hamde layık olandırبِـَٔاخِذِيهِ
- 2:286Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez. Herkesin kazandığı hayır kendisine, yaptığı kötülüğün zararı yine kendisinedir. Ey Rabbimiz, eğer unuttuk ya da yanıldıysak bizi tutup sorguya çekme! Ey Rabbimiz, bize bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmeyeceği yükü de yükleme! Bağışla bizi, mağfiret et bizi, rahmet et bize! Sensin bizim Mevlamız, kâfir kavimlere karşı yardım et bizeتُؤَاخِذنَآ
- 3:11Gidişatları, Firavun soyunun ve daha öncekilerin gidişatı gibidir. Onlar, âyetlerimizi yalan saymışlardı. Bunun üzerine Allah da onları işledikleri günahlar yüzünden yakalayıp alaşağı etti. Allah, cezası çetin olandırفَأَخَذَهُمُ
- 3:28Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin ve onu her kim yaparsa Allah'dan ilişiği kesilmiş olur, ancak onlardan bir korunma yapmanız başkadır. Bununla beraber Allah sizi kendisinden korunmanız hususunda uyarır. Nihâyet gidiş Allah'adırيَتَّخِذِ
- 3:64De ki: Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahit olun biz müslümanlarızيَتَّخِذَ
- 3:80Ve O size: "Melekleri ve peygamberleri tanrılar edinin." diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra, size hiç inkârı emreder miتَتَّخِذُواْ
- 3:81Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (kitaplar)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. Onlar: "Kabul ettik" dediler. (Allah da) dedi ki: "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanımأَخَذَ
- 3:118Ey iman edenler! Kendi dışınızdakilerden sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Kin ve düşmanlıkları ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Düşünürseniz, biz size âyetleri açıkladıkتَتَّخِذُواْ
- 3:140Eğer size (Uhud savaşında) bir yara değmişse, (Bedir harbinde) o topluma da benzeri bir yara dokunmuştu. O günler ki, biz onları insanlar arasında döndürür dururuz. (Bu da) Allah'ın sizden iman edenleri ayırt etmesi ve sizden şahitler edinmesi içindir. Allah zalimleri sevmezوَيَتَّخِذَ
- 3:187Bir zaman Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemiyeceksiniz." diye söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler ve onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kadar kötüdürأَخَذَ
Bu kök 244 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.