Kök

ولي

Kur'an'da 232 yerde, 201 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Bir şeye bitişip onun tarafına meyletme; bu yakınlıktan doğan işi üstlenme ve sahiplenme.

Kök, önce yön alış ve ayrılış hareketinde görünür: dönmek, bir tarafa çekilmek, arkayı dönmek (2:115; 2:149; 3:111; 27:10; 31:7). Aynı kökten türeyen ad biçimleri ise birine yakın durup onun işini üstlenmeyi, onu gözetip yönetmeyi bildirir (2:107; 6:14; 47:11). Böylece ortak öz, bitişiklikten doğan taraf olma ve tasarruf alma şeklinde toplanır (18:44; 41:31).

Somuttan soyuta

Somut olarak yön değiştirme ve yakınlık: en yakındakiyle muhatap olma (9:123), istikameti belirleme (2:149; 2:115). Buradan, yakınlığın hukuk ve koruma yetkisine dönüşmesi: sahip çıkma, yönetme, öncelik ve hak iddiası (2:107; 18:44; 3:68; 33:6).

Kardeş köklerden farkı

  • عرضile farkı

    i‘râd, bir şeyi dikkate almadan uzak durma ve ilişkiyi kesme iken; wly, bir tarafa çekilip o tarafı benimseme yahut kendi safına dönme yönü taşır. Aynı ayette ikisinin ayrılığı görünür: çağrıdan sonra kendi tarafına dönenler ve genel olarak yüz çevirenler (3:23); ayrıca Allah’ın ‘daha yakın/öncelikli’ oluşu (wly) varken eğip bükme yahut yüz çevirme (i‘râd) ayrı fiillerdir (4:135).

  • مايile farkı

    mAy, miktar ve sayıyı ifade eder (yüz, iki yüz); wly ise yakınlık, taraf olma ve yetki bağını anlatır. Biri nicelik bildirirken diğeri ilişki ve istikamet kurar.

  • بيضile farkı

    byD renk/parlaklıkla ilgilidir (ak/beyaz); wly yöneliş ve yakınlık temellidir. Aynı bağlamda ayrım görünür: birinin gözü akarırken (byD) onlara sırtını dönmüştür (wly) (12:84); eldeki parlaklık (byD) ile korkudan dönüp kaçma (wly) yan yanadır (27:12; 27:10).

Anlam alanları · 5

  1. Fizikî yöneliş ve geri duruş

    Önünü/arkasını bir tarafa vermek; bir tarafa çekilip ayrılmak yahut istikamet belirlemek.

  2. Yakınlık ve taraf tutma (ittisâl)

    Yakın durup aynı safta yer alma; bir güç odağına intisap etme.

  3. Himaye ve tasarruf (velâyet)

    Birinin işini üstlenip onu gözetme; koruma ve yönetme yetkisi.

  4. Hukukî vekâlet ve yakın hak sahipliği

    Vekil/vasî olarak söz ve işlem üstlenme; en yakın/öncelikli hak sahibinin belirlenmesi.

  5. Öncelik ve daha yakın hak (awlā)

    Yakınlıktan doğan üstün hak ve tasarruf önceliği.

Biçimlerin kullanımı

وَلِىّ
Yakın durup işi üstlenen; koruyan-gözeten taraf.
مَوْلَىٰ
Bağlanılan ve tasarrufu altında bulunulan merci/sahip.
تَوَلَّىٰ
Bir tarafa çekilip onu benimsemek; bağlama göre uzaklaşıp ayrılmak.
وَلَّىٰ
İstikameti vermek; arkayı/önü başka tarafa çevirmek.
أَوْلَىٰ
Daha yakın ve bu yakınlıktan ötürü daha hak sahibi/öncelikli.

Güven: Güçlü · incelenen 65 ayetin 33'i açıklandı (%51) · toplam 202 ayetten dengeli örnek

Kök, farklı bab ve isimlerde çok sayıda örnekle hem somut yöneliş hem de velâyet anlam halkasında tutarlı biçimde görünmektedir.

Açık soru: تولى bazı yerlerde yalnızca uzaklaşma değil, “baş çekip işi üstlenme”yi de ima eder (24:11; 20:60); bağlam belirleyicidir.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

55 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:64'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 93Medenî · 108
isim · 120fiil · 109sıfat · 2

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 91

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

أَولِيَآءَ27تَوَلَّواْ20وَلِيّٗا13وَلِيّٖ10تَوَلَّيتُم8تَوَلَّىٰ8أَولَىٰ7أَولِيَآءُ7مَولَىٰكُم5وَتَوَلَّىٰ5يَتَوَلَّ4فَتَوَلَّىٰ4تَتَوَلَّواْ4وَلَّواْ4تُوَلُّواْ3فَوَلِّ3وَلِيُّ3يَتَوَلَّهُم3وَلِيّٞ3ٱلمَولَىٰ3وَلَّىٰ3فَتَوَلَّ3فَوَلُّواْ2مَولَىٰنَا2يَتَوَلَّىٰ2يَتَوَلَّونَ2مَولَىٰهُمُ2وَلِيُّنَا2وَتَوَلَّواْ2مَولَىٰهُ2لِوَلِيِّهِ2ٱلوَلِيُّ2فَأَولَىٰ2وَتَوَلَّىٰٓ2وَلَّىٰهُم1فَلَنُوَلِّيَنَّكَ1مُوَلِّيهَا1أَولِيَآؤُهُمُ1وَلِيُّهُ1أَولَى1

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:64Sonra verdiğiniz sözün arkasından yüz çevirdiniz, eğer üzerinizde Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasa idi herhalde zarara uğrayanlardan olurdunuzتَوَلَّيتُم
  2. 2:83Hani bir vakitler İsrailoğulları'ndan şöylece mîsak (kesin bir söz) almıştık: Allah'dan başkasına tapmayacaksınız, anababaya iyilik, yakınlığı olanlara, öksüzlere, çaresizlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzellikle söz söyleyecek, namazı kılacak, zekatı vereceksiniz. Sonra çok azınız müstesna olmak üzere sözünüzden döndünüz, hâlâ da dönüyorsunuzتَوَلَّيتُم
  3. 2:107Bilmez misin ki, hakikaten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır, hepsi O'nundur. Size de Allah'dan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardırوَلِيّٖ
  4. 2:115Bununla beraber, doğu da Allah'ın, batı da Allah'ındır. Artık nereye dönerseniz dönün, orası Allah'a çıkar. Şüphe yok ki, Allah(ın rahmeti) geniştir, O, her şeyi bilendirتُوَلُّواْ
  5. 2:120Sen onların milletlerine tabi olmadıkça ne yahudiler, ne de hıristiyanlar senden asla hoşnud ve razı olmayacaklar. De ki, gerçekten de Allah'ın hidayeti, hidayetin ta kendisidir. Şânım hakkı için, sana vahiyle gelen bu kadar bilgiden sonra, kalkıp da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, sana Allah'dan ne bir dost bulunur, ne de bir yardımcıوَلِيّٖ
  6. 2:137Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse doğru yola girmiş, hidayeti bulmuş olurlar. Yok eğer yüz çevirirlerse onlar sadece ve sadece didişmenin içindedirler. Allah onlara karşı sana yeter. Ve O, işitendir, bilendirتَوَلَّواْ
  7. 2:142İnsanlar içinde bir kısım beyinsizler takımı, "Bunları bulundukları kıbleden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da, batı da Allah'ındır. O, kimi dilerse onu hidayete erdirirوَلَّىٰهُم
  8. 2:144Doğrusu, biz, yüzünün semaya yöneldiğini, orada şekilden şekile geçerek, aranıp durduğunu görüyorduk. Artık seni hoşnud olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Haydi bakalım, yüzünü Mescidi Haram'a doğru çevir. Siz de ey müminler, nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa doğru çevirin! Kendilerine kitap verilmiş olanlar da kesinlikle bilirler ki, Rabblerinden gelen o emir haktır. Ve Allah, onların yaptıklarından ve yapmakta olduklarından gafil değildirفَلَنُوَلِّيَنَّكَ
  9. 2:148Ümmetlerden her birinin bir yönü vardır, o ona yönelir, haydin, hep hayırlara koşun, yarışın. Her nerede olsanız Allah sizi toplar, bir araya getirir. Şüphesiz ki Allah her şeye kâdirdirمُوَلِّيهَا
  10. 2:149Hem her nereden yola çıkarsan (namazda) hemen Mescidi Haram'a doğru yüzünü çevir. Bu emir şüphesiz hak, Rabbinden olduğu gerçektir. Allah yaptıklarınızdan habersiz de değildirفَوَلِّ
  11. 2:150Her nereden yola çıkarsan yüzünü Mescidi Haram'a doğru çevir, ve her nerede olsanız yüzünüzü ona doğru çevirin ki insanlar için aleyhinizde bir delil olmasın. Ancak içlerinden haksızlık edenler başka. Siz de onlardan korkmayın, benden korkun. Hem üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım, hem gerek ki doğru yolu bulasınızفَوَلِّ
  12. 2:177Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardırتُوَلُّواْ
  13. 2:205İş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli helak etmek için koşar. Allah ise bozgunculuğu sevmezتَوَلَّىٰ
  14. 2:246Baksana, İsrail oğullarının Musa'dan sonra ileri gelenlerine! Hani onlar, bir peygamberlerine: "Bize bir kumandan gönder de Allah yolunda savaşalım..." dediler. O da: "Size savaş farz kılınırsa, acaba yapmamazlık eder misiniz?" dedi. Onlar: "Bize ne oldu da yurtlarımızdan çıkarıldığımız ve çocuklarımızdan ayrıldığımız halde Allah yolunda savaşmayalım?" dediler. Bunun üzerine savaş kendilerine farz kılınınca da onlardan pek azı hariç, yüz çevirdiler. Ama Allah, o zalimleri bilirتَوَلَّواْ
  15. 2:257Allah, iman edenlerin velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri de tağuttur, onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî olarak kalırlarوَلِيُّ
  16. 2:282Ey iman edenler! Belli bir vade ile karşılıklı borç alış verişinde bulunduğunuz vakit onu yazın. Hem aranızda doğruluğuyla tanınmış yazı bilen biri yazsın. Yazı bilen biri, Allah'ın, kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın da yazsın. Bir de hak kendi üzerinde olan adam söyleyip yazdırsın ve herbiri yazarken Rabbi olan Allah'dan korksun da haktan birşey eksiltmesin. Şayet borçlu bir bunak veya küçük bir çocuk veya söyleyip yazdıramıyacak durumda biri ise velisi doğrusunu söyleyip yazdırsın. Erkeklerinizden hazırda olan iki kişiyi şahit de yapın. Şayet iki tane erkek hazırda yoksa, o zaman doğruluğuna güvendiğiniz şahitlerden bir erkekle iki kadın ki, birisi unutunca, öbürü hatırlatsın, şahitler de çağırıldıklarında kaçınmasınlar; siz yazanlar da az olmuş, çok olmuş, onu vadesine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun olduğu gibi; hem şahitlik için daha sağlam, hem şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Meğer ki, aranızda hemen devredeceğiniz bir ticaret olsun, o zaman bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alım satım yaptığınız vakit de yine şahit tutun. Ayrıca ne yazan, ne de şahitlik eden bir zarar görmesin. Eğer onlara zarar verirseniz, o işte mutlaka size dokunacak bir günah olur. Üstelik Allah'dan korkun. Allah size ayrıntılarıyla öğretiyor ve Allah her şeyi bilirوَلِيُّهُ
  17. 2:286Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez. Herkesin kazandığı hayır kendisine, yaptığı kötülüğün zararı yine kendisinedir. Ey Rabbimiz, eğer unuttuk ya da yanıldıysak bizi tutup sorguya çekme! Ey Rabbimiz, bize bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmeyeceği yükü de yükleme! Bağışla bizi, mağfiret et bizi, rahmet et bize! Sensin bizim Mevlamız, kâfir kavimlere karşı yardım et bizeمَولَىٰنَا
  18. 3:20Buna karşı seninle münakayaşa kalkışırlarsa de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü Allah'a teslim etmişimdir". Kendilerine kitap verilenlere ve (kitap verilmeyen) ümmîlere de ki: "Siz de İslâm'ı kabul ettiniz mi?" Eğer İslâm'a girerlerse hidayete ermiş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen şey ancak tebliğ etmektir. Allah kulları görendirتَوَلَّواْ
  19. 3:23Görmüyor musun, o kendilerine kitaptan bir nasip verilmiş olanlar, aralarında hüküm vermek için Allah'ın kitabına davet olunuyorlar da, sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyorlarيَتَوَلَّىٰ
  20. 3:28Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin ve onu her kim yaparsa Allah'dan ilişiği kesilmiş olur, ancak onlardan bir korunma yapmanız başkadır. Bununla beraber Allah sizi kendisinden korunmanız hususunda uyarır. Nihâyet gidiş Allah'adırأَولِيَآءَ
  21. 3:32De ki, Allah'a ve Peygamber'e itaat edin! Eğer aksine giderlerse, şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmezتَوَلَّواْ
  22. 3:63Eğer (haktan) yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah bozguncuları çok iyi bilendirتَوَلَّواْ
  23. 3:64De ki: Ey kitap ehli! Sizinle bizim aramızda ortak olan bir söze geliniz. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, deyin ki: "Şahit olun biz müslümanlarızتَوَلَّواْ
  24. 3:68Doğrusu onların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber ve iman edenlerdir. Allah da müminlerin dostudurأَولَى
  25. 3:82Artık bundan sonra her kim dönerse, işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridirتَوَلَّىٰ
  26. 3:111Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmezيُوَلُّوكُمُ
  27. 3:122O zaman içinizden iki takım bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi. İnananlar, yalnız Allah'a dayanıp güvensinlerوَلِيُّهُمَا
  28. 3:150Hayır! Sizin mevlanız Allah'tır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdırمَولَىٰكُم
  29. 3:155İki toplumun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip gidenler var ya, şeytan onların kazandıkları bazı şeylerden dolayı ayaklarını kaydırmak istedi. Ama yine de Allah onları affetti. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, halim(çok yumuşak)dirتَوَلَّواْ
  30. 3:175(Size o haberi getiren) ancak şeytandır, (sadece) kendi dostlarını korkutabilir. Onlardan korkmayın, eğer mümin iseniz benden korkunأَولِيَآءَهُ

Bu kök 201 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.