Kök
تلو
Kur'an'da 63 yerde, 61 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
Akşam, ayın güneşin ardından ilerlediğini düşün (91:2). Tilavet sıralı okuma demek; elçi kendisine ineni insanlara düzenli biçimde okur ve aktarır (2:151, 13:30). Yani kelime hem peşi sıra gelmeyi hem de sözün sırayla okunmasını anlatır.
Türkçedeki izi
- tilavet
- Tilavet Arapçadaki تلا kökünden gelir ve sıralı okuma demektir.
Tanıdık kelimelerle kıyas
bu kökileايي(ayet)
Ayet içeriktir, işaretlerdir. Tilavet o içeriği sırayla okumak ve aktarmaktır. Kısacası Ayy içerik, تلا okuma.
bu kökileجحد(yok)
جحد bilinçli reddetmektir. Tilavet ise önce sözün duyurulmasıdır. Kısacası جحد ret, تلا okuma.
bu kökileفصل(fasıl, tafsilat)
Fasl içeriği ayırıp açıklamaktır. Tilavet açıklanmış olanı sırayla okumaktır. Kısacası فصل açıklama, تلا okuma.
Müfessir diliyle
Ard arda gelmek; özellikle metni, delili yahut haberi takip edip sırayla başkasına aktarmak.
Hakiki anlam 'ardından gelmek'tir (91:2); buradan 'bir şeyin arkasından gelen şahit' kullanımına uzanır (11:17). Bu somut eksenden sözün düzenli aktarımı doğar: elçi, kendisine indirilenleri muhataplara sıralı biçimde iletir (2:151, 3:164, 62:2), fiil hem doğru hem bâtıl içeriğin aktarımı için kullanılır (2:102). 'Utlu' emirleri kıssa ve hükümleri sıra ile nakletmeyi bildirir (5:27, 6:151, 18:27). Pasif yapılarda muhatapların işitip tepki verdikleri görülür (8:2, 8:31, 10:15).
Somuttan soyuta
Somut ardıllık (ayın güneşi izlemesi) (91:2) mecazî/sözlü ardıllığa, yani vahyin ve haberlerin düzenli okunup aktarılmasına genişler (2:151, 6:151).
Kardeş köklerden farkı
اييile farkı
Bu kök, içerik birimlerini/işaretleri adlandırır; تلو ise o içerikleri muhataba ardışık biçimde aktarma fiilidir. İçerik (آيات) ile eylem (نتلوها) aynı ayette yan yana görünür.
جحدile farkı
جحد muhatabın bilinçli reddi/inkârıdır; تلو ise ondan önce gelen işittirme/aktarımdır. Reddediş çoğu kez tilâvetten sonradır.
فصلile farkı
فصل içeriği ayırıp ayrıntılı kılma, açıklama işidir; تلو açıklanmış içeriğin sırayla okunup iletilmesidir.
Anlam alanları · 5
Ardışıklık/izleme (hakikat)
Bir şeyin bir diğerinin arkasından gelmesi; şahidin bir delilin arkasından gelmesi.
Vahyin sözlü iletimi (elçinin görevi)
İndirilen sözlerin muhataplara düzenli, işitilir biçimde aktarılması.
Metni nizâm üzere okuma (insanların fiili)
Elde bulunan yazılı metnin sıralı okunması; hakka uygun icrası imanla ilişkilidir.
Kıssa ve hükümleri sıralı anlatma
Geçmiş haberlerin ve yükümlülüklerin ardışık tertip içinde nakli.
Tilâvet karşısında muhatap tepkileri
İşitildiğinde artan teslimiyet ya da kibirle reddediş ve alaya alma.
Biçimlerin kullanımı
- تَلَىٰ
- Ardından gelmek; söz/metni sırayla ve işitilir biçimde aktarmak.
- تِلَاوَت
- Sıralı/tertipli okuma ve aktarma eylemi; 'hakkıyla' icrası sadakat ima eder (2:121).
Güven: Güçlü · incelenen 60 ayetin 32'i açıklandı (%53) · toplam 61 ayetten dengeli örnek
Kök hem somut izleme hem yaygın sözlü aktarım bağlamlarında tutarlı ve çok sayıda örnekle sabit.
Açık soru: ‘حق تلاوته’nin kapsamı (sadece sesli okuma mı, yoksa uyma/sadakat de mi) bağlamdan tamamen sabitlenmiyor.
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 23
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 2:44İnsanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz? Halbuki kitab (Tevrat)ı okuyorsunuz. Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınızتَتلُونَ
- 2:102Tuttular da Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Halbuki Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, lakin o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil'de Harut ve Marut'a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi "biz ancak ve ancak sizi denemek için gönderildik, sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!" demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah'ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkiyle bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydiتَتلُواْ
- 2:113Yahudiler dediler ki, "Hıristiyanlar birşey üzerinde değiller", Hristiyanlar da "Yahudiler bir şey üzerinde değiller" dediler. Oysa hepsi de kitabı okuyorlar. Hiçbir bilgisi olmayanlar da öyle onların dedikleri gibi dediler. İşte bundan dolayı Allah, ihtilafa düştükleri bu gibi şeylerde, kıyamet günü aralarında hüküm verecektirيَتلُونَ
- 2:121Kendilerine kitabı verdiğimiz ehliyetli kimseler onu, tilavetinin hakkını vererek okurlar. İşte onlar, ona iman ederler. Her kim de onu inkâr ederse, işte o inkârcılar hüsran içindedirlerيَتلُونَهُ
- 2:129Ey bizim Rabbimiz, bir de onlara içlerinden öyle bir peygamber gönder ki, onlara senin âyetlerini tilavet eylesin, kendilerine kitabı ve hikmeti öğretsin, içlerini ve dışlarını tertemiz yapıp onları pâk eylesin. Hiç şüphesiz Azîz sensin, hikmet sahibi Sensinيَتلُواْ
- 2:151Nitekim içinizden size bir peygamber gönderdik. O size âyetlerimizi okuyor, sizi temizliyor, size kitabı ve hikmeti öğretiyor. Size bilmediğiniz şeyleri öğretiyorيَتلُواْ
- 2:252İşte bunlar, Allah'ın âyetleridir. Onları sana hakkıyla okuyoruz. Şüphesiz ki sen o gönderilen resullerdensinنَتلُوهَا
- 3:58İşte bu sana okuduğumuz, âyetlerden ve hikmetli Kur'ân'dandırنَتلُوهُ
- 3:93Tevrat indirilmeden önce, İsrail (Yakub)in kendisine haram kıldığı dışında, yiyeceklerin hepsi İsrailoğullarına helal idi. De ki: "Eğer doğrulardan iseniz, haydi Tevrat'ı getirip okuyunفَٱتلُوهَآ
- 3:101Size Allah'ın âyetleri okunup dururken ve Allah'ın elçisi de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Kim Allah'a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle doğru yola iletilmiştirتُتلَىٰ
- 3:108Bunlar Allah'ın, sana gerçek olarak okuyageldiğimiz, âyetleridir. Allah âlemlere hiçbir haksızlık etmek istemezنَتلُوهَا
- 3:113Hepsi bir değildirler. Kitap ehli içinde doğruluk üzere bulunan bir ümmet (topluluk) vardır ki, gecenin saatlerinde onlar secdeye kapanarak Allah'ın âyetlerini okurlarيَتلُونَ
- 3:164Andolsun ki Allah, müminlere kendilerinden, onlara kendi âyetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara kitab ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içindeydilerيَتلُواْ
- 4:127Kadınlar hakkında senden fetva isterler. De ki: Onlar hakkındaki fetvayı size Allah veriyor: Yazılmış hakları olan mirası kendilerine vermediğiniz ve nikahlanmayı istemediğiniz öksüz kızlar ve zavallı çocuklara ve bir de yetimlere adaletle davranmanız hakkında Kitap'ta size okunan âyetler vardır. Sizin her yaptığınız iyiliği, muhakkak Allah bilirيُتلَىٰ
- 5:1Ey iman edenler! Sözleşmeleri yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helal saymamanız şartıyla, çeşitli hayvanlar size helal kılındı. Ancak haram oldukları size okunacak olanlar müstesna. Şüphesiz Allah dilediği hükmü verirيُتلَىٰ
- 5:27Onlara Âdem'in iki oğluyla ilgili haberi hakkıyle oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, ötekine): " Seni öldüreceğim" demişti. Diğeri ise şöyle demişti: "Allah, yalnız kendisinden korkanlardan kabul ederوَٱتلُ
- 6:151De ki: Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haksız yere Allah'ın haram kıldığı cana kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emrettiأَتلُ
- 7:175Onlara, kendisine âyetlerimizi sunduğumuz o adamın kıssasını da anlat; âyetlerden sıyrılıp çıktı, derken onu şeytan arkasına taktı, en sonunda da helak olanlardan olduوَٱتلُ
- 8:2Gerçek müminler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, âyetleri okunduğu zaman imanlarını arttırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederlerتُلِيَت
- 8:31Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman, "işittik, dilersek bunun gibisini biz de söyleriz, bu, eskilerin efsanelerinden başka bir şey değildir" diyorlardıتُتلَىٰ
- 10:15Böyle iken, âyetlerimiz, kesin birer belge olarak kendilerine okunduğu zaman, o bizimle karşılaşmayı ummayanlar, "Bundan başka bir Kur'ân getir veya bunu değiştir." dediler. De ki, "Onu kendiliğimden değiştiremem, benim açımdan bu olacak bir şey değildir. Ben ancak bana vahyolunana uyarım. Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarımتُتلَىٰ
- 10:16De ki, "Eğer Allah dileseydi ben onu size okumazdım. O da onu hiçbir şekilde size bildirmezdi. Bilirsiniz ki, ben sizin içinizde bundan önce yıllarca bulundum. Siz hâlâ aklınızı başınıza toplamayacak mısınızتَلَوتُهُ
- 10:61Hangi işi yaparsan yap, Kur'ân'dan ne okursan oku, ne işte çalışırsan çalış, unutmayın ki, siz ona dalıp gitmişken, biz sizin üzerinizde şahidiz. Ne yerde, ne de gökte zerre kadar hiç bir şey Rabbinin gözünden kaçmaz. Ne zerreden daha küçük, ne de ondan daha büyük! Ancak bunların hepsi apaçık bir kitaptadırتَتلُواْ
- 10:71Bir de onlara Nuh'un kıssasını oku: Hani o bir zamanlar kavmine demişti ki: "Ey kavmim, eğer benim aranızda duruşum ve Allah'ın âyetleriyle öğüt verişim size ağır geliyorsa, şunu bilin ki, ben yalnızca Allah'a dayanmışımdır, artık siz ve ortaklarınız her ne yapacaksanız toplanıp bütün gücünüzle karar veriniz. Sonra bu işiniz size dert olmasın. Sonra bana ne yapacaksanız yapın, bana mühlet de vermeyinوَٱتلُ
- 11:17O dünyayı isteyenler, hiç Rabbinden açık bir belge üzere olan kimse gibi midir? O belgeyi yine Allah'dan gelen bir şahid olarak Kur'ân izliyor, ondan önce de bir rehber ve rahmet olan kitap, Musa'nın kitabı yine onu destekliyor. Böyle olanlar Kur'ân'a inanırlar. Hangi hizipten olursa olsun kim onu inkâr ederse, ona vaad edilen yer ateştir. İşte bütün bunlardan dolayı sen de bu Kur'ân'dan şüphe içinde olma. Kesinlikle o haktır, Rabbindendir. Fakat insanların çoğu iman etmezlerوَيَتلُوهُ
- 13:30İşte seni böyle, kendilerinden önce nice ümmetler gelip geçmiş olan bir ümmet içinde gönderdik ki, onlar Rahmân'a küfredip dururlarken, sen onlara sana vahyettiğimiz kitabı okuyasın. De ki: "O Rahmân benim Rabbimdir, O'ndan başka tanrı yoktur. Ben O'na dayandım, tevbem de O'nadırلِّتَتلُوَاْ
- 17:107Ey Muhammed! De ki: İster ona (Kur'ân'a) inanın, ister inanmayın; o daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda onlar, yüzleri üstü secdeye kapanırlarيُتلَىٰ
- 18:27Rabbinin kitabından sana vahyolunanı oku! Onun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. Ve O'ndan başka bir sığınılacak da bulamazsınوَٱتلُ
- 18:83Bir de sana Zülkarneyn'den soruyorlar. De ki: Size ondan bir hatıra okuyacağımسَأَتلُواْ
- 19:58İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem'in soyundan ve gemide Nuh ile beraber taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim ve İsrail'in soyundan, hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdir. Kendilerine Rahmân (olan Allah)ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardıتُتلَىٰ
Bu kök 61 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.