Kök
نظر
Kur'an'da 129 yerde, 114 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
Deniz yarılıyor, siz kurtuluyor, Firavun boğuluyor. Siz de bakıp kalıyorsunuz (2:50). Nazar sadece görmek değil; dikkati oraya çevirip sonucu düşünmektir. Bu yüzden bazen beklemek, bazen de süre tanımak anlamı taşır. Allah’ın kuluna bakması ise değer vermek, yüz çevirmesi ise değerden yoksun bırakmaktır.
Türkçedeki izi
- nazar
- Nazar bakış demek; günlük dilde hem bakış hem göz değmesi.
- manzara
- Manzara görünen yer demek; kökünde bakış fikri var.
- münazara
- Münazara karşılıklı bakış açısını tartışma demek.
Tanıdık kelimelerle kıyas
bu kökileفسد(fesat)
Nazar sonuçlara bakıp düşünmektir. Fesat düzeni bozmaktır. Kısacası nazar sonucu tartar, fesat sonucu doğuran bozmadır.
bu kökileارض(arazi, arz)
Arz yerin kendisidir. Nazar o yerde olana bakıp sonuç çıkarır. Kısacası arz zemin, nazar o zemine yönelen dikkat.
bu kökileدري()
Dary bilme ya da bilmeme dilidir. Nazar görmek için yönelip düşünmektir. Kısacası dary bilmiyoruz der, nazar bak ve anla der.
Müfessir diliyle
Yüz ve dikkati bir şeye yöneltip seyrini ve sonucunu tartmak; buna göre beklemek yahut mühlet tanımak.
Nazr, sırf görmeden öte yöneltilmiş dikkat ve değerlendirmedir: sonuç ve akıbet okumaya çağırır (6:11; 10:14; 59:18). Aynı kökten, sonucu görmek üzere bekleme (7:71; 10:102) ve süre tanıma/erteme boyutu çıkar (2:162; 32:29). İlâhî nazar ise yöneliş ve itibar yahut ondan mahrum bırakmadır (3:77; 7:129).
Somuttan soyuta
Metin, çıplak müşâhededen (2:50; 7:108; 26:33), ibret ve muhasebeye (30:50; 59:18; 78:40), oradan da beklenti ve mühlete (7:71; 2:162) açılır.
Kardeş köklerden farkı
فسدile farkı
Nazar, olguyu gözleyip akıbetini tartmadır; fesad, düzeni bozma eylemidir. Nazar, müfsidlerin sonucunu temaşa etmeye çağırır (7:86), fesad ise o sonucu doğuran fiildir (2:11).
ارضile farkı
Ard mekân ve zemin adıdır; nazar bu zemindeki iz ve sonuçları tetkik eden yöneliştir (6:11; 30:9). Ard yaratılış ve döşenişi bildirir (2:22), nazar ise ona dönük şahitlik ve ibrettir.
دريile farkı
Dary, bilip bilmemeye dair kesinlik/cehalet dilidir (45:32); nazar ise bu kesinliğe ulaşmak üzere yönelme, inceleme ve bekleyişi ifade eder (7:185; 86:5).
Anlam alanları · 5
Görsel şahitlik ve yöneliş
Olayı doğrudan temaşa etme, gözün oraya çevrilmesi; çoğu kez ‘siz görürken’ vurgusuyla.
İnceleme ve ibret (akıbet okuması)
‘Kayfa kânat âkıbetu…’ kalıbıyla sonuçların tetkiki ve delillerden hükme varma çağrısı.
İlâhî nazar ve gözetim
Allah’ın kulun fiiline yönelmesi yahut ondan yüz çevirmesi; imtihan ve itibar boyutu.
Bekleyiş ve mühlet
Sonucu görmek üzere bekleme (intizâr) ve süre tanıma/tanınmama (inzâr pasif).
İç muhasebe ve tefekkür
Kişinin yaratılışını, yaptıklarını ve yarına bıraktığını göz önüne alması.
Biçimlerin kullanımı
- نَظَرَ
- Yüz/dikkati çevirmek; şahit olmak, incelemek, sonucu tartmak.
- يُنظَرُ
- Mühlet verilmek; ertelemeye/soluklanmaya fırsat tanınmak ya da tanınmamak.
- يَنتَظِرُ
- Sonucu görmek üzere beklemek; akıbeti kollamak.
- مُنتَظِرُون
- Bekleyiş halinde olanlar; sonucu gözleyenler.
- مُنظَرُون
- Mühlet tanınmış olanlar; süre verilmiş kimseler.
- نَاظِرَة
- Yönelmiş, dikkat kesilmiş; yüzün/kişinin yönünü bir yere çevirmiş hali.
Güven: Güçlü · incelenen 61 ayetin 44'i açıklandı (%72) · toplam 115 ayetten dengeli örnek
Kök, çok sayıda ayette somut görme, tefekkür, bekleyiş ve mühlet boyutlarıyla tutarlı bir çekirdek sergiliyor.
Açık soru: 75:23’te ‘Rablerine nazır’ ifadesi, yöneliş mi müşâhede mi; bağlam iki ihtimale de imkân tanır.
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 52
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 2:50Hani bir zamanlar sizin için denizi yarıp, sizi kurtardık da Firavun'un adamlarını suda boğduk, siz de bakıp duruyordunuzتَنظُرُونَ
- 2:55Hani bir zamanlar "Ey Musa biz Allah'ı açıkça görmedikçe senin sözünle asla inanmayacağız." demiştiniz de bunun üzerine sizi yıldırım çarpmıştı ve siz de bakakalmıştınızتَنظُرُونَ
- 2:69Onlar, "Bizim için Rabbine dua et, rengi ne ise onu bize açıklasın." dediler. Musa, "Rabbim buyuruyor ki, o, bakanlara sürur veren, sapsarı bir sığırdır." dediٱلنَّـٰظِرِينَ
- 2:104Ey iman edenler! "râine" demeyin, "unzurna" deyin ve iyi dinleyin, kâfirler için elemli bir azap vardırٱنظُرنَا
- 2:162Onlar ebedi olarak onun altında kalırlar. Ne azabları hafifletilir, ne de kendilerine göz açtırılırيُنظَرُونَ
- 2:210Onlar sadece gözetiyorlar ki, Allah, buluttan gölgelikler içinde meleklerle birlikte geliversin de iş bitiriliversin. Halbuki bütün işler Allah'a döndürülüp götürülürيَنظُرُونَ
- 2:259Yahut o kimse gibisini (görmedin mi) ki, bir şehre uğramıştı, altı üstüne gelmiş, ıpıssız yatıyordu. "Bunu bu ölümünden sonra Allah, nerden diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" diye sordu. Oda: "Bir gün, yahut bir günden eksik kaldım." dedi. Allah buyurdu ki: "Hayır, yüz sene kaldın, öyle iken bak yiyeceğine, içeceğine henüz bozulmamış, hele eşeğine bak, hem bunlar, seni insanlara karşı kudretimizin bir işareti kılalım diyedir. Hele o kemiklere bak, onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Böylece gerçek ona açıkça belli olunca: "Şimdi biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir." dediفَٱنظُر
- 2:280Eğer borçlu darlık içindeyse, ona ödeme kolaylığına kadar bir süre tanıyın. Ve bu gibi borçlulara alacağınızı bağışlayıp sadaka etmeniz eğer bilirseniz sizin için, daha hayırlıdırفَنَظِرَةٌ
- 3:77Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlar var ya, işte onların ahirette bir payı yoktur; Allah kıyamet günü onlarla hiç konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecektir. Onlar için acı bir azab vardırيَنظُرُ
- 3:88Onlar bu (lanetin) içinde ebedî kalacaklardır. Kendilerinden ne bu azab hafifletilir, ne de yüzlerine bakılırيُنظَرُونَ
- 3:137Muhakkak ki sizden önce birçok olaylar, şeriatler gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin, dolaşın da yalancıların sonunun nasıl olduğunu bir görünفَٱنظُرُواْ
- 3:143Andolsun ki siz ölümle karşılaşmadan önce onu arzuluyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyorsunuzتَنظُرُونَ
- 4:46Yahudilerden bir kısmı, (Allah'ın kitabındaki) kelimeleri esas mânâsından kaydırıp; dillerini eğerek ve dine saldırarak, "Sözünü işittik, emirlerine isyan ettik, dinle, dinlemez olası ve râinâ (bizi gözet)" diyorlar. Halbuki onlar, "İşittik ve itaatettik; dinle ve bize de bak" deselerdi bu, kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Fakat Allah, küfürleri yüzünden kendilerini lanetlemiştir. Artık onlar, pek azı müstesna, iman etmezlerوَٱنظُرنَا
- 4:50Bak nasıl da Allah'a yalan uyduruyorlar. Apaçık bir günah olarak bu yeterٱنظُر
- 5:75Meryem'in oğlu Mesih (İsa), sadece bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Anası da dosdoğru bir kadındır. Her ikisi de yemek yerlerdi. Bak onlara âyetleri nasıl açıklıyoruz. Sonra yine bak nasıl yüz çeviriyorlarٱنظُر
- 6:8O'na bir melek indirilmeli değil miydi?" dediler. Eğer bir melek indirseydik, iş bitirilmiş olurdu, sonra kendilerine hiç göz açtırılmazdıيُنظَرُونَ
- 6:11De ki: "Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş, görünٱنظُرُواْ
- 6:24Bak, vicdanlarına karşı nasıl yalan söylediler! O uydurdukları putlar da kendilerinden kaybolup gittiٱنظُر
- 6:46De ki: "Söyleyin bakalım, eğer Allah kulaklarınızı ve gözlerinizi alır da kalblerinize mühür vurursa, Allah'tan başka onları size getirecek tanrı kimdir?". Dikkat et, âyetlerimizi nasıl türlü türlü açıklıyoruz, sonra da onlar yüz çeviriyorlarٱنظُر
- 6:65De ki: "O'nun üstünüzden ve ayaklarınızın altından azab göndermeye, yahut sizi fırkalara ayırıp kiminizin kiminize hıncını tattırmaya gücü yeter". Bak, âyetlerimizi nasıl inceden inceye açıklıyoruz ki, onlar iyice anlasınlarٱنظُر
- 6:99Gökten suyu indiren O'dur. Onunla her çeşit bitkiyi çıkardık, o bitkiden bir yeşillik çıkardık, ondan da birbiri üzerine binmiş taneler; hurmanın tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar (bahçeleri) çıkarıyoruz. (Bunların) kimi birbirine benzer, kimi benzemez. Bunlar meyvelendikleri zaman meyvelerinin olgunlaşmasına bakın! Bunlarda inanan bir toplum için ibretler vardırٱنظُرُوٓاْ
- 6:158(İnanmak için) ille meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin gelmesini, ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Ama Rabbinin (azab) işaretlerinin geldiği gün, daha önce iman etmemiş, yahut imanında bir hayır kazanmamış kimseye, artık inanması bir fayda sağlamaz. De ki: "Bekleyin; biz de beklemekteyizيَنظُرُونَ
- 7:14(İblis) dedi: (Bari) bana (insanların) tekrar diriltilecekleri güne kadar süre verأَنظِرنِيٓ
- 7:15(Allah) buyurdu: "Haydi sen süre verilmişlerdensinٱلمُنظَرِينَ
- 7:53İlle onun te'vilini mi gözetiyorlar? Onun te'vili geldiği (verdiği haberler ortaya çıktığı) gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: "Doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği getirmiş. Şimdi bizim şefaatçilerimiz var mı ki bize şefaat etsinler, yahut tekrar geri döndürülmemiz mümkün mü ki eski yaptıklarımızdan başkasını yapalım?" Onlar, kendilerini zarara soktular ve uydurdukları şeyler kendilerinden saptı, kaybolup gittiيَنظُرُونَ
- 7:71(Hûd) dedi ki: "Artık size Rabbinizden bir azap ve bir hışım inmiştir. Haklarında Allah'ın hiç bir delil indirmediği, sadece sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor musunuz? Bekleyin öyleyse, şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenimفَٱنتَظِرُوٓاْ
- 7:84Ve üzerlerine bir (azab) yağmuru yağdırdık. Bak ki günahkârların sonu nasıl olduفَٱنظُر
- 7:86Tehdit ederek, inananları Allah yolundan alıkoyarak ve o yolun eğriliğini arayarak öyle her yolun başında oturmayın. Düşünün ki siz az idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın ki bozguncuların sonu nasıl olmuşturوَٱنظُرُواْ
- 7:103Sonra onların arkasından Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve topluluğuna gönderdik. Tuttular o mucizeleri inkâr ettiler. Ettiler de bak, o bozguncuların âkıbetleri nasıl olduفَٱنظُر
- 7:108Ve Musa elini koynundan çıkarıverdi, eli bembeyaz olmuş, bakanların gözünü kamaştırıyorduلِلنَّـٰظِرِينَ
Bu kök 114 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.