Kök

جعل

Kur'an'da 346 yerde, 311 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Birinin parmağını kulağına tıkadığını ya da bir su kabının bir yükün içine konmasını düşün. Kur’an’da bu fiil önce böyle somut yerleştirmeyi anlatır (2:19; 12:70), sonra geceyi dinlenmeye, gündüzü çalışmaya ayarlamak gibi düzeni (10:67). Sonra da birine görev ve pay vermeyi, kalplere nitelik yerleştirmeyi ve bir şeyi başka hâle çevirmeyi anlatır (2:30; 57:27).

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileبرك(bereket, mübarek)

    Bu fiil bir şeyi belli bir hâle koyar ya da bir görev verir. Bereket ise verilen güzel hâlin kendisidir ve sürer. Kısacası جعل yerleştirir ve pay verir, برك o verilen bereketi anlatır.

    • 19:31Burada جعل var. Bir niteliği bana yerleştiriyor: mübarek kıldı.
    • 17:1Burada bereket niteliği anlatılır. Verilen özelliğin kendisi öndedir.

Müfessir diliyle

Bir şeyi belirlenmiş bir konuma yahut hâle yerleştirip ona işlev, pay veya statü atamak yahut dönüştürmek.

Siyak çoğu yerde iki unsur kurar: nesne ve sonuç/işlev; örn. kitabı yol gösterici yapma (32:23), inkârcıların sözünü aşağı konuma indirme (9:40), yeryüzündekileri kupkuru zemine çevirme (18:8). Başka yerlerde belirli bir yere/kimseye has kılma, bir sınır koyma yahut kalplere nitelik yerleştirme görünür (25:53; 57:27). İnsan fiiliyle de basit yerleştirme/tahsis çıkar (2:19; 12:70).

Somuttan soyuta

Somut yerleştirmeden başlar: parmağı kulağa koymak, kabı yüküne koymak (2:19; 12:70). Oradan kozmik düzenlemeye (24:43; 10:67), sonra da toplumsal-siyasal atamaya ve kalbî/ahlâkî nitelik tayinine yükselir (2:30; 57:27).

Kardeş köklerden farkı

  • بركile farkı

    جعل fiili, bir şeyi belirli bir hâle/işleve koyan icra ve tayindir; برك ise verilen niteliğin kendisi olan bereket/esenlik ve sürekliliktir. Nitekim ‘beni mübârek kıldı’ ifadesinde icra جعل, nitelik ise برك’tir (19:31; ayrıca برك: 17:1; 34:18).

Anlam alanları · 5

  1. Kozmik ve tabiî düzenleme

    Varlıkları belirli işlevlere ve düzene yerleştirme: gece-sükûn, gündüz-görürlük/ma‘âş; bulutu yığma; denizler arasına engel.

  2. Atama ve statü tayini

    Kişi ve şeylere rol, makam veya nişane verme: halîfe, eş/nesil, şeâir, hidayet, yeryüzünde ardıllık.

  3. Dönüştürme ve sonuçlandırma

    Bir şeyi başka bir hâle çevirme veya neticeye indirgeme: altını üstüne getirme, süprüntüye çevirme, acılaştırma.

  4. Tahsis, nisbet ve ortak koşma

    Bir pay, isnat veya eş koşma belirleme; ayrıca somut yerleştirme ve pay ayırma.

  5. Yol açma ve engel koyma

    Birine imkân veya çıkış yolu hazırlama; yahut karşı tarafa imkân tanımama.

Biçimlerin kullanımı

جَعَلَ
Yerleştirdi, atadı, tahsis etti; bir nesneyi/kişiyi belirli bir hâle/işleve çevirdi.
جَاعِل
Yerleştiren/atanan; bir sonucu/işlevi kuran özne (süreklilik/vaad tonu).

Güven: Güçlü · incelenen 61 ayetin 41'i açıklandı (%67) · toplam 311 ayetten dengeli örnek

Çok sayıdaki örnek, hem somut hem soyut bağlamlarda tutarlı bir ‘yerleştirme-tahsis/dönüştürme’ çekirdeğini tekrar eder.

Açık soru: 6:1 gibi yerlerde خلق ile جعل yan yana gelir; ilk yaratma ile sonraki düzenleme/işlev atamasının sınırı bazı ayetlerde iç içe görünebilir.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

66 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:19'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 243Medenî · 68
fiil · 340isim · 6

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 112

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

جَعَلَ44وَجَعَلنَا36وَجَعَلَ29جَعَلنَا28جَعَلنَٰهُ7وَجَعَلُواْ7ٱجعَل6يَجعَل6جَعَلَكُم6تَجعَلُواْ5جَعَلَهُ5وَٱجعَل5وَجَعَلنَٰهُم5يَجعَلَ4يَجعَلُ4تَجعَل4وَجَعَلَنِي4وَيَجعَل4جَعَلنَٰكَ3تَجعَلنَا3فَٱجعَل3وَيَجعَلُونَ3وَجَعَلنَٰهُ3نَجعَل3نَجعَلُ3جَعَلنَٰهَا3فَجَعَلنَٰهُم3فَجَعَلنَٰهُ3فَجَعَلَهُ3يَجعَلُونَ2فَجَعَلنَٰهَا2وَٱجعَلنَا2جَعَلنَٰكُم2لِيَجعَلَ2وَيَجعَلَ2لَجَعَلَكُم2تَجعَلنِي2وَيَجعَلُ2ٱجعَلنِي2جَعَلُواْ2

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:19Yahut (onların durumu), gökten boşanan, içinde karanlıklar, gök gürlemesi ve şimşek(ler) bulunan bir yağmur(a tutulmuşun hali) gibidir. Yıldırımlardan ölmek korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah, inkârcıları tamamen kuşatmıştırيَجعَلُونَ
  2. 2:22O (Rabb) ki yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Gökten su indirdi, onunla size rızık olarak çeşitli ürünler çıkardı. Öyleyse siz de, bile bile, Allah'a eşler koşmayınجَعَلَ
  3. 2:30Bir zamanlar Rabb'in meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. (Melekler): "A!.. Orada bozgunculuk yapacak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz seni överek tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz" dediler. (Rabb'in): "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim." dediجَاعِلٞ
  4. 2:66Bu ibret dolu cezayı öncekilere ve sonrakilere bir ders, korunacaklara da bir nasihat, bir öğüt yaptıkفَجَعَلنَٰهَا
  5. 2:124Şunu da unutmayın ki, bir zamanlar İbrahim'i Rabbi, birtakım kelimeler ile imtihan etti, o, onları sona erdirince, Rabbi ona, "Ben seni bütün insanlara imam yapacağım." buyurdu. İbrahim, "Zürriyetimden de yap!" dedi. Rabbi ona "zâlimler benim ahdime nail olamaz!" buyurduجَاعِلُكَ
  6. 2:125Biz ta o zaman bu Beyt'i, insanlar için bir sevap kazanma ve bir güven yeri kıldık. Siz de Makamı İbrahim'den kendinize bir namazgah edinin. Ayrıca İbrahim ile İsmail'e şöyle ahid verdik: "Beytimi, hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar için, hem de rükû ve secde edenler için tertemiz tutunجَعَلنَا
  7. 2:126Ve o vakit İbrahim "Ey Rabbim, burasını güvenli bir belde kıl, halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenleri çeşitli meyvalarla rızıklandır" diye yalvardı. Allah buyurdu ki: "küfredeni dahi rızıklandırır da hayattan biraz nasip aldırırım, sonra da onu ateş azabına uğratırım ki, orası ne yaman bir duraktırٱجعَل
  8. 2:128Ey bizim Rabbimiz, hem bizim ikimizi yalnız senin için boyun eğen müslümanlar kıl, hem de soyumuzdan yalnız senin için boyun eğen müslüman bir ümmet meydana getir ve bize ibadetimizin yollarını göster, tevbemize rahmetle bakıver. Hiç şüphesiz Tevvâb sensin, Rahîm sensinوَٱجعَلنَا
  9. 2:143Ve işte böyle, sizi ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki, siz bütün insanlar üzerine adalet örneği ve hakkın şahitleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun. Daha önce içinde durduğun Kâ'be'yi kıble yapmamız da şunun içindir: Peygamber'in izince gidecekleri, iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayıralım. Bu iş elbette Allah'ın hidayet ettiği kimselerin dışındakilere çok ağır gelecekti. Allah imanınızı kaybedecek değildir. Hiç şüphesiz Allah, bütün insanlara çok şefkatlidir, çok merhametlidirجَعَلنَٰكُم
  10. 2:224Sözünüzde durmanız, kötülükten sakınmanız ve insanların arasını düzeltmeniz için, Allah'ı yeminlerinize hedef veya siper edip durmayın. Allah, her şeyi işitir ve bilirتَجعَلُواْ
  11. 2:259Yahut o kimse gibisini (görmedin mi) ki, bir şehre uğramıştı, altı üstüne gelmiş, ıpıssız yatıyordu. "Bunu bu ölümünden sonra Allah, nerden diriltecek?" dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü, sonra diriltti, "Ne kadar kaldın?" diye sordu. Oda: "Bir gün, yahut bir günden eksik kaldım." dedi. Allah buyurdu ki: "Hayır, yüz sene kaldın, öyle iken bak yiyeceğine, içeceğine henüz bozulmamış, hele eşeğine bak, hem bunlar, seni insanlara karşı kudretimizin bir işareti kılalım diyedir. Hele o kemiklere bak, onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?" Böylece gerçek ona açıkça belli olunca: "Şimdi biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir." dediوَلِنَجعَلَكَ
  12. 2:260Bir zamanlar İbrahim de: "Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!" demişti. Allah: "İnanmadın mı ki?" buyurdu. İbrahim: "İnandım, fakat kalbim iyice yatışsın diye istiyorum." dedi. Allah buyurdu ki: "Öyle ise kuşlardan dördünü tut da onları kendine çevir, iyice tanıdıktan sonra (kesip) her dağın başına onlardan birer parça dağıt, sonra da onları çağır, koşa koşa sana gelecekler ve bil ki, Allah gerçekten çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirٱجعَل
  13. 3:41Zekeriyya: "Rabbim! (oğlum olacağına dair) bana bir alâmet ver" dedi. Allah da buyurdu ki: "Senin için alâmet, insanlara üç gün, işaretten başka söz söyleyememendir. Ayrıca Rabbini çok an, sabah akşam tesbih etٱجعَل
  14. 3:55O zaman Allah şöyle dedi: "Ey İsa, şüphesiz ki seni öldüreceğim, seni kendime yükselteceğim ve seni inkârcılardan temizleyeceğim. Hem sana uyanları, kıyamete kadar o küfredenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz banadır, ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğimوَجَاعِلُ
  15. 3:61Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da lanetleşelim; Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelimفَنَجعَل
  16. 3:126Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım, yalnız daima galip ve hikmet sahibi olan Allah katındandırجَعَلَهُ
  17. 3:156Ey iman edenler! Sizler inkâr edenler ve yeryüzünde sefere veya savaşa çıkan kardeşleri için: "Eğer bizim yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi." diyenler gibi olmayın. Allah bunu, onların kalplerine bir hasret (yarası) olarak koydu. Allah, diriltir ve öldürür. Allah yaptıklarınızı görmektedirلِيَجعَلَ
  18. 3:176Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah'a hiç bir şekilde zarar veremezler. Allah onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük bir azap vardırيَجعَلَ
  19. 4:5Allah'ın, sizi başına diktiği mallarınızı aklı ermezlere vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyinجَعَلَ
  20. 4:15Kadınlarınızdan zina edenlere karşı, içinizden dört şahit getirin. Eğer onlar, şahitlik yaparlarsa, bu kadınları, ölüm alıp götürünceye kadar veya Allah onlara bir çıkış yolu açıncaya kadar evlerde hapsedinيَجعَلَ
  21. 4:19Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Verdiğiniz mehrin bir kısmını kurtaracaksınız diye, onları sıkıştırmanız da helal değildir. Ancak açık bir hayasızlık yapmış olurlarsa başka. Onlarla iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmasanız da Allah onda bir çok hayır takdir etmiş bulunurوَيَجعَلَ
  22. 4:33Anne, baba ve akrabaların bıraktıkları her şey için bir mirasçı tayin ettik. Yemin akdiyle mirasçı kıldıklarınızın paylarını da verin. Şüphesiz Allah, her şeye şahittirجَعَلنَا
  23. 4:75Hem size ne oluyor ki, Allah yolunda: "Ey Rabbimiz! bizleri bu halkı zâlim olan memleketten çıkar, tarafından bizi iyi idare edecek bir sahip ve bize katından bir kurtarıcı gönder" diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların kurtarılması uğrunda savaşa çıkmıyorsunuzوَٱجعَل
  24. 4:90Ancak o kimselere dokunmayın ki, sizinle aralarında anlaşma olan bir kavme sığınmış bulunurlar. Yahut ne sizinle, ne de kendi kavimleriyle savaşmayı gönüllerine sığdıramayıp tarafsız olarak size gelmişlerdir. Eğer Allah dileseydi, onları size musallat kılardı, onlar da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak dururlar, sizinle savaşmayıp size barış teklif ederlerse, Allah, sizin için onlar aleyhine bir yol vermemiştirجَعَلَ
  25. 4:91Diğer birtakım kimseleri de bulacaksınız ki; hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak isterler. Fitne için her davet olunuşlarında onun içine başaşağı dalarlar. Eğer bunlar sizden çekinmezlerse, kendilerini bulduğunuz yerde yakalayın ve öldürün. İşte bunlar aleyhinde size açık bir ferman verdikجَعَلنَا
  26. 4:141Onlar sizi gözetleyip dururlar. Eğer Allah tarafından size bir zafer nasip olursa: "Biz sizinle beraber değil miydik?" derler. Şayet kâfirlerin zaferden bir payı olursa: (Bu defa da onlara): "Size üstünlük sağlayarak sizi müminlerden korumadık mı?" derler. Allah, kıyamet gününde aranızda hükmünü verecektir. Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektirيَجعَلَ
  27. 4:144Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah'a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuzتَجعَلُواْ
  28. 5:6Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı meshedin, iki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz temizlenin. Hasta iseniz, yahut yolculukta iseniz, yahut biriniz abdest bozmaktan gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız, su da bulamamışsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin. Bunun için de yüzlerinizi ve ellerinizi o toprakla meshedin. Allah size bir güçlük çıkarmak istemiyor, fakat sizi temizlemek ve şükredesiniz diye de üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyorلِيَجعَلَ
  29. 5:13Sözlerini bozdukları için onları lanetledik ve kalblerini katılaştırdık. Kelimeleri yerlerinden değiştiriyorlar. Uyarıldıkları şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden pek azı hariç, daima onlardan hainlik görürsün. Yine de onları affet, aldırma. Çünkü Allah güzel davrananları severوَجَعَلنَا
  30. 5:20Musa kavmine şöyle demişti: "Ey kavmim! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. O, içinizden peygamberler çıkardı. Sizi hükümdarlar yaptı. Ve âlemlerde hiçbir kimseye vermediğini size verdiجَعَلَ

Bu kök 311 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.