Kök

وعد

Kur'an'da 151 yerde, 130 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Birine ‘yarın saat beşte şu parkta buluşalım’ dersin. Kur’an’da vaat, böyle açıkça ilan edilen ve ilan edeni bağlayan bir sözdür. Zamanı ve yeri belirlenir, geldiğinde geri dönülmez; kimi ayette müjde, kiminde uyarıdır. Musa ile kırk gece randevudan, kıyametin belirlenmiş gününe kadar böyle anlatılır.

Türkçedeki izi

vaat
Arapçadaki va'd kökünden; söz verme demek.
miat
Arapçadaki mi'ad; belirlenmiş vakit, vade.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileوثق(vesika, misak)

    Vesika ve misak iki tarafın bağlandığı alınmış sözdür. Vaat tek tarafın ilan ettiği ve zamanı gelen sözdür. Kısacası misak bağlayıcı sözleşme, vaat zamanlı tek taraflı sözdür.

    • 2:83Burada ‘misak aldık’ denir; iki taraflı resmî bağ anlatılır.
    • 3:9Burada vaat edenin caymayacağı söylenir; tek taraflı üstleniş vurgulanır.
  • bu kökileطور(Tur Dağı)

    Tur yerin adıdır. Vaat ise o yerde ya da başka bir yerde belirlenen buluşma ve zaman demektir. Kısacası Tur mekân, vaat randevudur.

    • 7:142Musa’ya kırk gecelik vaat; açık bir randevu sahnesi.
    • 20:80Tur adı geçer; buluşmanın mekânı işaret edilir.

Müfessir diliyle

Geleceğe ilişkin, ilan edenin kendine yüklediği ve belirlenen vakitte vuku bulan üstlenim.

Kök, ilan edenin kendi üzerine aldığı ilerideki fiil ya da sonucu kesinleştirmesini ifade eder; bu, ‘üzerimize borç’ vurgusuyla belirir [9:111, 21:104] ve geri dönmeme ilkesiyle teyit edilir [3:9, 13:31]. Aynı kök, vakit ve buluşma tayiniyle somutlanır [8:42, 34:30] ve hem esenlik hem de uyarı yüklü beyanlarda kullanılır [5:9, 50:14].

Somuttan soyuta

Önce somut randevu/buluşma vakti ve yeri: Musa ile kırk gece ve karşılaşma tayini [2:51, 7:142, 20:58]; oradan kıyametin ‘tayinli günü’ ve kaçınılmaz karşılaşmalara yükselen soyut kesinleşme [34:30, 85:2].

Kardeş köklerden farkı

  • وثقile farkı

    وثق, ‘alınan’ ve iki tarafı bağlayan sağlam bağ/ahd çerçevesidir; çoğunlukla ‘aldık’ fiiliyle dayatılan resmî bağlayıcılık taşır [2:83, 5:12, 4:154]. وعد ise tek taraftan ilan edilen ve ilan edeni bağlayan ileriki üstlenimdir; geri dönmeme ve tayinli vakit özellikleri öne çıkar [3:9, 9:111, 20:58].

  • طورile farkı

    طور mekân adıdır (dağın adı/yer); وعد o mekânda/çevresinde belirlenen buluşmayı ve zamanı kurar: ‘Musa ile tayin ettik’ [2:51, 7:142] ve ‘Tûr’un yanında buluşma’ [20:80].

Anlam alanları · 5

  1. Tayinli vakit ve buluşma (randevu)

    Karşılaşmanın zamanı/yerini belirleyen ilan: ‘buluşmayı tayin etme’ ve ‘tayinli gün’ vurgusu.

  2. İlâhî üstlenimin kesinliği

    Geri dönmeyen, gerçekleşmesi zorunlu kılınmış beyan: ‘üzerimize borç’, ‘doğru’ ve ‘caymama’.

  3. Esenlik ve nimet beyanı

    Bağışlanma, cennet ve büyük karşılık yönünde üstlenim.

  4. Uyarı ve kötü akıbet ilânı

    Azap/akıbet bildirimi; muhatap çağrılır, vakti gelince karşılaşılır.

  5. Beşerî taahhüt ve sadakat/ihlâf

    Kişinin başkasına yahut Allah’a kendi üzerine aldığı şeyi tutması ya da bozması.

Biçimlerin kullanımı

وَعَدَ
İleride gerçekleşecek fiil/sonucu kendine bağlayarak ilan etmek; muhataba yöneltmek [2:268, 48:29].
وَعْد
Bu üstlenimin adı; gerçekleşmesi beklenen ilân edilmiş sonuç [3:152, 31:9].
مَوْعِد
Belirlenmiş buluşma yeri/zamanı; randevu/kararlaştırılmış karşılaşma [20:58, 15:43, 18:58].
مِيعَاد
Tayinli vakit/termin; geri bırakılmayan kesin zaman [3:9, 8:42, 34:30].
وَعِيد
Kötü akıbeti bildiren sert uyarı ilânı [14:14, 50:14, 50:28].
مَوْعُود
İlanla belirlenmiş ve beklenen şey; özellikle ‘belirlenmiş gün’ [85:2].

Güven: Güçlü · incelenen 64 ayetin 37'i açıklandı (%58) · toplam 130 ayetten dengeli örnek

Kökün olumlu/olumsuz kutupları ve randevu-zaman boyutu çok sayıda açık nazîrle tutarlı görünmektedir.

Açık soru: ‘Üstlenim’ ile diğer ahid/bağ köklerinin (özellikle عهد) sınır çizgisi bu listede kısmen görünür; tam ayrım için tüm nazâir taraması gerekebilir.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

51 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:51'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 101Medenî · 29
fiil · 76isim · 74sıfat · 1

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 64

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

وَعدَ17تُوعَدُونَ12وَعَدَ10يُوعَدُونَ10ٱلوَعدُ7وَعدُ7وَعدًا5ٱلمِيعَادَ4تَعِدُنَآ4نَعِدُهُم4وَعَدَنَا3وُعِدَ3وَعِيدِ3وَعدَهُ3يَعِدُكُمُ2يَعِدُكُم2يَعِدُهُمُ2وَعدٗا2مَّوعِدٗا2وَعدُهُ2مَوعِدٗا2ٱلوَعِيدِ2وُعِدنَا2وَٰعَدنَا1تُوَاعِدُوهُنَّ1وَعدَهُٓ1وَعَدتَّنَا1يَعِدُهُم1تُوعِدُونَ1وَوَٰعَدنَا1تَوَاعَدتُّم1ٱلمِيعَٰدِ1وَعَدُوهُ1مَّوعِدَةٖ1وَعَدَهَآ1مَوعِدُهُ1وَعدَكَ1وَعدٌ1مَوعِدَهُمُ1وَعَدَكُم1

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:51Hani bir zamanlar Musa'ya kırk gecelik vaad verdik de sonra siz onun arkasından buzağıyı put edindiniz ve o halinizle zalimler idinizوَٰعَدنَا
  2. 2:235Böyle kadınlara evlenme isteğinizi üstü kapalı biçimde çıtlatmanızda veya gönlünüzde tutmanızda size bir vebal yoktur. Allah biliyor ki siz onları mutlaka anacaksınız. Fakat meşru bir söz söylemekten başka bir şekilde kendileriyle gizlice sözleşmeyin. Farz olan iddet sona erinceye kadar da nikâh akdine azmetmeyin (kesin karar vermeyin). Bilin ki Allah gönlünüzdekini bilir. Öyle ise O'nun azabından sakının. Yine bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok yumuşaktırتُوَاعِدُوهُنَّ
  3. 2:268Şeytan sizi fakirlikle korkutup çirkin çirkin şeylere teşvik eder. Allah da lütfundan ve bağışlamasından birtakım vaatlerde bulunuyor. Allah'ın lütfu geniştir. O herşeyi bilendirيَعِدُكُمُ
  4. 3:9Ey Rabbimiz! Muhakkak ki, Sen, geleceğinde hiç şüphe olmayan bir günde bütün insanları bir araya toplayacaksın. Muhakkak ki Allah, hiç sözünden caymazٱلمِيعَادَ
  5. 3:152Siz Allah'ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vaadini yerine getirmiştir. Allah size sevdiğiniz (galibiyeti) gösterdikten sonra zaafa düştünüz. (Peygamber'in verdiği) emir hakkında tartışmaya kalkıştınız ve isyan ettiniz. Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi, denemek için onlardan geri çevirdi ve sizi bağışladı. Allah müminlere karşı çok lütufkârdırوَعدَهُٓ
  6. 3:194Rabbimiz! bize peygamberlerine vaad ettiğini ver, kıyamet günü bizi rezil etme. Muhakkak sen verdiğin sözden dönmezsinوَعَدتَّنَا
  7. 4:95Müminlerden özür sahibi olmaksızın oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, oturanlardan üstün kıldı. Allah onların hepsine de cenneti vaad etmiştir. Bununla beraber Allah mücahitlere, oturanların üzerinde büyük bir ecir vermiştirوَعَدَ
  8. 4:120Şeytan onlara vaad eder ve onları boş umutlarla oyalar. Oysa şeytanın onlara vaadi, aldatmadan başka bir şey değildirيَعِدُهُم
  9. 4:122İman edip iyi işler yapanları da altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağız, orada ebedî olarak kalacaklardır. Bu, Allah'ın gerçek vaadidir. Allah'dan daha doğru sözlü kim olabilirوَعدَ
  10. 5:9Allah, iman edenlere ve salih amel işleyenlere şöyle vaad etmiştir: Onlar için mağfiret ve büyük bir mükafat vardırوَعَدَ
  11. 6:134Size vaad edilenler muhakkak gelecektir, siz, onun önüne geçemezsinizتُوعَدُونَ
  12. 7:44Cennet ehli, cehennem ehline: "Rabbimizin bize vaad ettiğini gerçek bulduk. Siz de Rabbinizin size vaad ettiğini gerçek buldunuz mu?" diye seslenirler. Onlar da "evet" derler. Bunun üzerine aralarında bir çağırıcı şöyle seslenir: "Allah'ın laneti zalimler üzerine olsunوَعَدَنَا
  13. 7:70Dediler ki: "Ya, demek sen tek Allah'a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi (bize) geldin? Eğer doğrulardan isen bizi tehdit ettiğin (o azabı) bize getirتَعِدُنَآ
  14. 7:77Derken dişi deveyi boğazladılar ve Rablerinin buyruğundan dışarı çıktılar; "Ey Sâlih, eğer hakikaten elçilerdensen, bizi tehdit ettiğin (o azabı) bize getir! "dedilerتَعِدُنَآ
  15. 7:86Tehdit ederek, inananları Allah yolundan alıkoyarak ve o yolun eğriliğini arayarak öyle her yolun başında oturmayın. Düşünün ki siz az idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın ki bozguncuların sonu nasıl olmuşturتُوعِدُونَ
  16. 7:142Ve Musa'ya otuz geceye vaat verdik ve süreye bir on gece daha ekledik ve böylece Rabbinin mikatı (tayin ettiği vakit) tam kırk gece oldu. Musa, kardeşi Harun'a şöyle dedi: Kavmim içinde benim yerime geç, ıslaha çalış ve bozguncuların yolundan gitmeوَوَٰعَدنَا
  17. 8:7İşte o zaman Allah size iki taifeden (kervan veya kureyş ordusundan) birini vaad ediyordu ki, sizin olacaktı. Siz ise arzu ediyordunuz ki, şanı ve şerefi olmayan şey (kervan) sizin olsun. Halbuki Allah, âyetleriyle hakkı yerine oturtmak ve kâfirlerinarkasını kesmek istiyorduيَعِدُكُمُ
  18. 8:42O vakit siz vadinin yakın bir yamacında idiniz, onlarsa uzak yamacında idiler. Kervan da sizden daha aşağıda idi. Öyle ki, şayet onlarla sözleşmiş olsaydınız, öyle bir buluşma yeri için mutlaka anlaşmazlık çıkarırdınız. Fakat olması gereken (zafer)in olması için Allah böyle takdir etti. Tâ ki, helak olan apaçık bir delil gördükten sonra helak olsun, sağ kalanlar da yine apaçık bir delilden sonra yaşasın. Kesindir ki Allah, işitendir, bilendirتَوَاعَدتُّم
  19. 9:68Allah, erkek kadın bütün münafıklara ve bütün kâfirlere cehennem ateşini ebedî olarak vaad buyurdu. O ateş onlara yeter. Allah onlara lânet etmiştir. Onlara bitmez tükenmez bir azap vardırوَعَدَ
  20. 9:72Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan cennetler vaad buyurdu. Orada ebedi kalacaklardır. Hem de Adn cennetlerinde hoş meskenler vaad etmiştir. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte asıl büyük kurtuluş da budurوَعَدَ
  21. 9:77Allah'a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için, O da bu yaptıklarının sonucunu kıyamet gününe kadar yüreklerinde sürüp gidecek bir münafıklığa çevirdiوَعَدُوهُ
  22. 9:111Allah, müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır: Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler. Bu, Tevrat'ta da, İncil'de de Kur'ân'da da Allah'ın kendi üzerine yüklendiği bir ahittir. Allah'dan ziyade ahdine riayet edecek kim vardır? O halde yaptığınız alışveriş ahdinden dolayı size müjdeler olsun! Ve işte o büyük kurtuluş budurوَعدًا
  23. 9:114İbrahim'in babası için istiğfar etmesi de sırf ona vermiş olduğu bir sözden dolayı idi. Böyle iken onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıklanınca o işten vazgeçti. Şüphesiz ki İbrahim, çok bağrı yanık, çok halim birisi idiمَّوعِدَةٖ
  24. 10:4Dönüşünüz hep O'nadır. Allah'ın vaadi haktır. Herşeyi ilk baştan yaratan O'dur. Sonra iman edip salih amel işleyenleri hak ettikleri ölçüde mükâfatlandırmak için geri döndürecek olan yine O'dur. Kâfirlere de inkâr ettikleri için kaynar sudan bir içki ve acıklı bir azap vardırوَعدَ
  25. 10:46Onlara vaad ettiğimizin bir kısmını sana göstersek de, göstermeden seni vefat ettirsek de, sonunda onların dönüşü bize olacak. Sonra onların ne yapacaklarına Allah şahit olacaktırنَعِدُهُم
  26. 10:48Onlar, "Eğer doğru söylüyorsanız bu vaad ne zaman yerine gelecek?" diyorlarٱلوَعدُ
  27. 10:55Haberiniz olsun ki, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Açın gözünüzü, Allah'ın vaadi muhakkak ki, haktır, gerçektir. Lâkin onların çoğu bunu bilmezlerوَعدَ
  28. 11:17O dünyayı isteyenler, hiç Rabbinden açık bir belge üzere olan kimse gibi midir? O belgeyi yine Allah'dan gelen bir şahid olarak Kur'ân izliyor, ondan önce de bir rehber ve rahmet olan kitap, Musa'nın kitabı yine onu destekliyor. Böyle olanlar Kur'ân'a inanırlar. Hangi hizipten olursa olsun kim onu inkâr ederse, ona vaad edilen yer ateştir. İşte bütün bunlardan dolayı sen de bu Kur'ân'dan şüphe içinde olma. Kesinlikle o haktır, Rabbindendir. Fakat insanların çoğu iman etmezlerمَوعِدُهُ
  29. 11:32Dediler ki; "Ey Nuh! Bizimle didişip durdun, didişmende de çok ileri gittin. Eğer doğru söylüyorsan, bizi tehdit ettiğin şu azabı getir de görelimتَعِدُنَآ
  30. 11:45Nuh Rabbine niyaz edip dedi ki: "Ey Rabbim! Oğlum benim ehlimdendi senin vaadin de elbette haktır ve gerçektir. Ve sen hakimler hakimisinوَعدَكَ

Bu kök 130 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.