Kök

ضرر

Kur'an'da 74 yerde, 70 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Bir insan hastalanır, işi kesilir, içi daralır. Kur’an buna dokunan sıkıntı der; bazen insanı mecbur bırakır ya da insanlar birbirini bilerek sıkıştırır. Sonunda şu netleşir: Gerçek etki gücü putlarda ve insanlarda değil, bu sıkıntıyı veren ve kaldıran Allah’tadır.

Türkçedeki izi

zarar
Zarar, bu kökten; olumsuz etki demek.
zararlı
Zararlı, zarar veren şey için söylenir.
zaruret
Zaruret, mecburiyet hali; kökteki darlıkla bağlantılı.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileنفع(menfaat)

    Zarar, durumu eksiltir ve can sıkar. Menfaat ise işe yarar ve ilerletir. Kısacası zarar olumsuz etki, menfaat olumlu sonuçtur.

    • 5:76Burada zarar kökü var; putların zarar verememesi anlatılır.
    • 6:71Burada menfaat yönü var; işe yaramama vurgulanır.
  • bu kökileغني(gani, müstağni)

    Gani tarafı, bir şeyin yetmesi ve işe yaramasıdır. Zarar ise bizzat kötü etkiyi doğurmak ya da ona uğramaktır. Kısacası zarar olumsuz etki, gani ise yetip fayda sağlamadır.

    • 25:3Burada zarar kökü var; sahte ilahların etkisizliği anlatılır.
    • 9:25Burada gny var; çokluk size yetmedi, fayda sağlamadı.

Müfessir diliyle

Drr, bir kimseye/şeye olumsuz etki yükleyip durumunu eksiltmek, sıkıntı ve darlık doğurmak yahut buna maruz kalmak.

İsim olarak ضُرّ/ضرّاء, kişinin üzerine ‘dokunan’ ve ancak ‘kaldırılan’ bir sıkıntı hâlini gösterir (6:17; 10:107; 21:83-84; 16:53-54). Fiil olarak يضرّ, böyle bir olumsuz etkiyi gerçekleştirme kudretini ifade eder; putların ve insanların bu kudreti ellerinde tutmadıkları, hele Allah’a dönük hiçbir eksiltme yapamayacakları vurgulanır (5:76; 25:3; 13:16; 3:144; 3:176). III. bâbda ضِرار/يُضارّ kasıtlı sıkıştırma ve hak daraltmayı, VIII. bâbda اضطُرّ ise darlığın kişiyi mecbur bırakmasını anlatır (2:231; 2:233; 2:282; 65:6; 9:107; 2:173; 5:3; 27:62; 2:126).

Somuttan soyuta

Kök, önce somut darlık-hastalık-açlık gibi halden başlar (21:83-84; 12:88; 5:3), oradan insanın insana kasıtlı sıkıştırmasına (2:231; 65:6) ve nihayet kudret nisbetine, yani kimlerin böyle bir olumsuz etkiyi gerçekleştirebileceğine taşınır (25:3; 13:16).

Kardeş köklerden farkı

  • نفعile farkı

    Drr, durumu eksiltip sıkıştıran olumsuz etkiyi; nfa‘ ise ilerleten/işe yarayan olumlu sonucu ifade eder. Çoğu yerde karşıt kutuplar olarak birlikte anılır (Drr: etkiyi kötüye çevirme; nfa‘: işe yarama) (5:76; 6:71; 25:3; 2:102).

  • غنيile farkı

    Gny, ‘yetme/karşı koyma/işe yaramış olma’ yönünü anlatır; bir şeyin sonucu savuşturmaya veya işe yaramaya elverişli olup olmamasını bildirir (8:19; 9:25; 11:101; 3:116; 10:101). Drr ise bizzat olumsuz etkiyi doğurma veya ona maruz kalma olgusunu ifade eder (25:3).

Anlam alanları · 5

  1. Somut darlık ve sıkıntı hâli

    Kişiye ‘dokunan’ ve ancak Allah’ın kaldırdığı olumsuz hâl; çoğu kez dua ve yönelişi tetikler.

  2. Kudret/yetki nisbeti (kim etkileyebilir?)

    İlah edinilenlerin ve insanların kendi kendilerine olumsuz etki oluşturma/bertaraf etme gücünü taşımadıkları, bu kudretin Allah’a ait olduğu.

  3. Etkisiz kalan teşebbüs (Allah’a/mü’minlere karşı)

    Olumsuz etkileme niyeti bulunsa da sonuç alamama; Allah’a hiçbir eksiltme verilememesi, mü’minlerin korunması.

  4. Kasıtlı sıkıştırma ve hak daraltma

    Aile/alışveriş/vasiyet bağlamında karşı tarafa bilerek güçlük çıkarmak, mağdur etmek; ayrıca amaçlı ‘muhalefet yapısı’ kurmak.

  5. Zorunluluk ve mecburiyet (اضطر)

    Darlığın kişiyi mecbur bırakması; bu hâlin doğurduğu istisnalar ve ‘çaresiz’in duasına icabet.

Biçimlerin kullanımı

ضُرّ
Kişinin başına gelen olumsuzluk/darlık hâli; Allah ‘dokundurur’ ve ‘kaldırır’ (6:17; 21:84).
ضَرَّاء
سرّاء’nın karşıtı yaygın sıkıntı dönemi; darlık ve sarsıntı safhası (2:214; 10:21).
يَضُرُّ
Birine/şeye olumsuz etki yapıp durumunu eksiltmek; çoğu yerde ‘buna güç yetirememek’ vurgulanır (5:76; 3:111).
ضِرَار
Kasıtlı mağduriyet üretme, hak daraltma ve karşıtlık için araç kılma (2:231; 9:107).
يُضَارَّ
Taraflardan birinin diğerine bilerek güçlük çıkarması; sözleşme/aile bağlamında (2:233; 2:282; 65:6).
ٱضْطُرَّ
Darlık sebebiyle mecbur ve çaresiz kalmak; zorunlu istisna hâli (2:173; 5:3).

Güven: Güçlü · incelenen 62 ayetin 42'i açıklandı (%68) · toplam 70 ayetten dengeli örnek

Kök çok sayıda surede, farklı bâblarda ve tutarlı bağlamlarda geçerek ortak çekirdeği açıkça pekiştiriyor.

Açık soru: ‘البأساء–الضرّاء’ ikilisindeki derece farkı ve aralarındaki sınır, sadece bu ayetlerle tam belirginleşmeyebilir (2:177; 2:214; 6:42; 7:94).

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

31 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:102'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 40Medenî · 30
isim · 45fiil · 29

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 42

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

ضَرّٗا7ٱلضُّرُّ5ٱضطُرَّ4وَٱلضَّرَّآءِ4يَضُرُّهُم3يَضُرُّكُم3يَضُرُّواْ3بِضُرّٖ3ضُرّٖ3ضَرَّآءَ3ضُرّٞ3ضِرَارٗا2ضَرًّا2بِضَآرِّينَ1أَضطَرُّهُٓ1وَٱلضَّرَّآءُ1تُضَآرَّ1يُضَآرَّ1يَضُرُّوكُم1يَضُرَّ1مُضَآرّٖ1ٱلضَّرَرِ1يَضُرُّونَكَ1يَضُرُّوكَ1يَضُرُّنَا1ٱضطُرِرتُم1ٱلضَّرَّآءُ1تَضُرُّوهُ1ضُرَّهُ1يَضُرُّكَ1تَضُرُّونَهُ1ٱلضُّرَّ1ٱلضُّرِّ1يَضُرُّهُ1ضَرُّهُٓ1يَضُرُّونَ1ٱلمُضطَرَّ1نَضطَرُّهُم1بِضُرٍّ1ضُرِّهِٓ1

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:102Tuttular da Süleyman mülküne dair şeytanların uydurup izledikleri şeyin ardına düştüler. Halbuki Süleyman inkâr edip kâfir olmadı, lakin o şeytanlar kâfirlik ettiler; insanlara sihir öğretiyorlar ve Bâbil'de Harut ve Marut'a, bu iki meleğe indirilen şeyleri öğretiyorlardı. Halbuki o ikisi "biz ancak ve ancak sizi denemek için gönderildik, sakın sihir yapıp da kâfir olmayın!" demeden kimseye birşey öğretmezlerdi. İşte bunlardan karı ile kocanın arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. Fakat Allah'ın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilecek değillerdi. Kendi kendilerine zarar verecek ve bir fayda sağlamayacak bir şey öğreniyorlardı. Yemin olsun ki, onu her kim satın alırsa, onu alanın ahirette bir nasibi olmayacağını da çok iyi biliyorlardı. Hakkiyle bilselerdi, uğruna canlarını sattıkları şey ne çirkin bir şeydiبِضَآرِّينَ
  2. 2:126Ve o vakit İbrahim "Ey Rabbim, burasını güvenli bir belde kıl, halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenleri çeşitli meyvalarla rızıklandır" diye yalvardı. Allah buyurdu ki: "küfredeni dahi rızıklandırır da hayattan biraz nasip aldırırım, sonra da onu ateş azabına uğratırım ki, orası ne yaman bir duraktırأَضطَرُّهُٓ
  3. 2:173O, size yalnız şunları haram kıldı: Ölü hayvan, kan, domuz eti, bir de Allah'tan başkası adına kesilen hayvanlar. Sonra kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına tecavüz etmemek ve zaruret ölçüsünü geçmemek şartıyla ona da bir günah yükletilmez. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidirٱضطُرَّ
  4. 2:177Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardırوَٱلضَّرَّآءِ
  5. 2:214Yoksa siz, kendinizden önce gelip geçenlerin hali (uğradıkları sıkıntılar) başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar, öyle sıkıntılar dokundu ve öyle sarsıldılar ki, hatta peygamber ve beraberinde iman edenler: "Allah'ın yardımı ne zaman?" derlerdi. Bak işte! Gerçekten Allah'ın yardımı yakındırوَٱلضَّرَّآءُ
  6. 2:231Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, artık kendilerini ya iyilikle tutun veya güzellikle salın. Yoksa haklarına tecavüz için zararlarına olarak onları tutmayın. Her kim bunu yaparsa nefsine zulmetmiş olur. Sakın Allah'ın âyetlerini alay konusu edinmeyin, Allah'ın üzerinizdeki nimetini, size kendisiyle öğüt vermek üzere indirdiği kitap ve hikmeti hatırlayıp, düşünün. Hem Allah'tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi bilirضِرَارٗا
  7. 2:233Anneler, çocuklarını, emzirmenin tamamlanmasını isteyenler için tam iki yıl emzirirler. Çocuk kendisine ait olan babaya da emzirenlerin yiyecekleri ve giyecekleri geleneklere uygun olarak bir borçtur. Bununla beraber herkes ancak gücüne göre mükellefolur. Çocuğu sebebiyle bir anne de, çocuğu sebebiyle bir baba da zarara sokulmasın. Varise düşen de yine aynı borçtur. Eğer ana ve baba birbirleriyle istişare edip, her ikisinin de rızasıyla çocuğu memeden ayırmak isterlerse kendilerine bir günah yoktur. Eğer çocuklarınızı başkalarına emzirtmek isterseniz vereceğinizi güzel güzel verdikten sonra bunda da size bir günah yoktur. Bununla beraber Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görürتُضَآرَّ
  8. 2:282Ey iman edenler! Belli bir vade ile karşılıklı borç alış verişinde bulunduğunuz vakit onu yazın. Hem aranızda doğruluğuyla tanınmış yazı bilen biri yazsın. Yazı bilen biri, Allah'ın, kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın da yazsın. Bir de hak kendi üzerinde olan adam söyleyip yazdırsın ve herbiri yazarken Rabbi olan Allah'dan korksun da haktan birşey eksiltmesin. Şayet borçlu bir bunak veya küçük bir çocuk veya söyleyip yazdıramıyacak durumda biri ise velisi doğrusunu söyleyip yazdırsın. Erkeklerinizden hazırda olan iki kişiyi şahit de yapın. Şayet iki tane erkek hazırda yoksa, o zaman doğruluğuna güvendiğiniz şahitlerden bir erkekle iki kadın ki, birisi unutunca, öbürü hatırlatsın, şahitler de çağırıldıklarında kaçınmasınlar; siz yazanlar da az olmuş, çok olmuş, onu vadesine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun olduğu gibi; hem şahitlik için daha sağlam, hem şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Meğer ki, aranızda hemen devredeceğiniz bir ticaret olsun, o zaman bunu yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alım satım yaptığınız vakit de yine şahit tutun. Ayrıca ne yazan, ne de şahitlik eden bir zarar görmesin. Eğer onlara zarar verirseniz, o işte mutlaka size dokunacak bir günah olur. Üstelik Allah'dan korkun. Allah size ayrıntılarıyla öğretiyor ve Allah her şeyi bilirيُضَآرَّ
  9. 3:111Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım da edilmezيَضُرُّوكُم
  10. 3:120Size bir iyilik dokunsa fenalarına gider, başınıza bir kötülük gelse onunla sevinirler. Eğer sabreder ve Allah'dan gereğince korkarsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez; çünkü Allah onları kendi amelleriyle kuşatmıştırيَضُرُّكُم
  11. 3:134O (Allah'tan hakkıyla korka)nlar, bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları affederler. Allah iyilik edenleri severوَٱلضَّرَّآءِ
  12. 3:144Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremez. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktırيَضُرَّ
  13. 3:176Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah'a hiç bir şekilde zarar veremezler. Allah onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük bir azap vardırيَضُرُّواْ
  14. 3:177İman karşılığında inkarı satın alanlar Allah'a hiç bir zarar veremezler. Onlar için acı bir azap vardırيَضُرُّواْ
  15. 4:12Eğer hanımlarınızın çocukları yoksa, bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. Şâyet bir çocukları varsa o zaman mirasın dörtte biri sizindir. Bu paylar, ölenin vasiyeti yerine getirildikten ve varsa, borcu ödendikten sonra verilir. Eğer siz çocuk bırakmadan ölürseniz, geriye bıraktığınız mirasın dörtte biri hanımlarınızındır. Şâyet çocuklarınız varsa o zaman bıraktığınız mirasın sekizde biri hanımlarınızındır. Bu paylar, yaptığınız vasiyetler yerine getirilip ve varsa borcunuz ödendikten sonra verilir. Eğer ölen bir erkek veya kadının çocuğu ve babası bulunmadığı halde kelâle olarak (yan koldan) mirasına konuluyor ve kendisinin bir erkek veya kızkardeşi bulunuyorsa, bunlardan herbirinin miras payı terekenin altıda biridir. Eğer mevcut olan kardeşler bundan daha çok iseler, bu takdirde kardeşler mirasın üçte birini zarara uğratılmaksızın aralarında eşit olarak taksim ederler. Bu paylar ölenin vasiyeti yerine getirilip ve varsa borcu ödendikten sonra verilir. Bunlar, Allah tarafından bir emirdir. Allah her şeyi bilen ve yarattıklarına çok yumuşak davranandırمُضَآرّٖ
  16. 4:95Müminlerden özür sahibi olmaksızın oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, oturanlardan üstün kıldı. Allah onların hepsine de cenneti vaad etmiştir. Bununla beraber Allah mücahitlere, oturanların üzerinde büyük bir ecir vermiştirٱلضَّرَرِ
  17. 4:113Eğer Allah'ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir güruh seni sapıtmaya çalışırdı. Halbuki onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana Kitab (Kur'an)ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah'ın sana olan lütfu büyüktürيَضُرُّونَكَ
  18. 5:3Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkasının adı anılarak kesilen; boğulmuş, vurulmuş, yukardan düşmüş, boynuzlanmış, canavar yırtmış olup da canlı iken kesmedikleriniz; dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet (şans) aramanız size haram kılındı. Bunların hepsi doğru yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, dininize karşı ümitsizliğe düşmüşlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâmı beğendim. Kim açlıktan daralır, günaha istekle yönelmeden bunlardan yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendirٱضطُرَّ
  19. 5:42Onlar, yalana çok kulak verirler ve çok haram yerler. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hükmet, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir zarar veremezler. Eğer aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Şüphesiz Allah, adaletli davrananları severيَضُرُّوكَ
  20. 5:76De ki: "Allah'ı bırakıp da size ne zarar, ne de fayda vermeye gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah işitendir, bilendirضَرّٗا
  21. 5:105Ey inananlar, kendinize dikkat edin. Siz doğru yolda olduğunuz takdirde doğru yoldan sapanlar size zarar veremezler. Hepinizin dönüşü Allah'adır. Yaptıklarınızı size O haber verecektirيَضُرُّكُم
  22. 6:17Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine kendisinden başka açacak yoktur. Ve eğer sana bir hayır dokundursa, kuşkusuz O, herşeyi yapabilendirبِضُرّٖ
  23. 6:42Şüphesiz ki senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik. Bize yalvarsınlar diye onları darlık ve sıkıntı ile yakalayıp cezalandırdıkوَٱلضَّرَّآءِ
  24. 6:71De ki: "Biz Allah'ı bırakıp da bize fayda veya zarar vermeyen şeylere mi yalvaralım? Allah bizi doğru yola kavuşturduktan sonra ardımıza mı dönelim? Arkadaşları, bize gel, diye doğru yola çağırdıkları halde yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp, şeytanların ayartarak uçuruma çektikleri ahmak gibi mi olalım?". De ki: "Allah'ın gösterdiği yol, yegane doğru yoldur. Bize, bütün âlemlerin Rabb'ine teslim olmamız emrolunduيَضُرُّنَا
  25. 6:119Size ne oluyor da Allah'ın adı anılarak kesilenlerden yemiyorsunuz? Halbuki O size, mecbur kalmanızın dışında haram olan şeyleri genişce açıklamıştır. Doğrusu birçokları bilmeden keyiflerine uyarak insanları doğru yoldan saptırıyorlar. Muhakkak ki, Rabbin, sınırı aşanları çok iyi bilirٱضطُرِرتُم
  26. 6:145De ki: "Bana vahyolunanda, (bu haram dediklerinizi) yiyen kimse için haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Ancak leş, veya akıtılmış kan, yahut domuz etiki bu gerçekten pistir yahut Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvan olursa, bunlar haramdır. Ama kim çaresiz kalırsa, (başkasının hakkına) tecavüz etmemek ve zaruret sınırını aşmamak üzere (bunlardan yiyebilir)" Çünkü Rabbin çok bağışlayandır, merhamet edendirٱضطُرَّ
  27. 7:94Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, onun halkınıyalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdırوَٱلضَّرَّآءِ
  28. 7:95Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik (bolluk) getirdik, nihayet çoğaldılar ve: "Atalarımıza da böyle darlık ve sevinç dokunmuştu." dediler ve hemen onları, hiç farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladıkٱلضَّرَّآءُ
  29. 7:188De ki, ben kendi kendime Allah'ın dilediğinden başka ne bir menfaat elde etmeye, ne de bir zararı önlemeye malik değilim. Ben eğer gaybı bilseydim daha çok hayır yapardım ve kötülük denilen şey yanıma uğramazdı. Ben iman edecek bir kavme müjde veren ve uyaran bir peygamberden başka biri değilimضَرًّا
  30. 9:39Eğer topluca savaşa katılmazsanız, O sizi acı bir azaba uğratır ve yerinize başka bir kavmi getirir ve siz O'na zerrece bir zarar veremezsiniz. Allah'ın herşeye gücü yeterتَضُرُّوهُ

Bu kök 70 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.