Kök
سكن
Kur'an'da 69 yerde, 66 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
Gece çöküyor, rüzgâr kesiliyor, su toprağa çekilip duruyor. İnsan eve yerleşince içi de sakinleşiyor. Kur'an bu kökle, durma ve yerleşmeden doğan güveni anlatır; bazen ev ve geceyle, bazen de kalbe inen sakinlikle ve imkânı donmuş kişiyle, yani miskinle görünür.
Türkçedeki izi
- sükunet
- Hareketin durmasıyla oluşan sakinliği anlatır.
- mesken
- Oturulan yer, ev demektir; kökle doğrudan bağlıdır.
- sakin
- Hem huzurlu kişi hem de bir yerde oturan kişi demektir.
Tanıdık kelimelerle kıyas
bu kökileقرب(akraba, kurban)
qrb ilişkisel yakınlığı anlatır. skn durup yerleşmekten doğan huzuru anlatır. Kısacası qrb yakınlık, skn sükûnet ve barınak.
bu kökileيتم(yetim)
ytm korumasız çocuğu anlatır. skn barınmayı ve imkânı donmuş kişiyi de anlatır. Kısacası ytm çocuk statüsü, skn sükûnet ve barınma.
bu kökileفقر(fakir)
fqr kalıcı maddi eksikliği anlatır. skn’den türeyen miskin temel ihtiyaca erişimi fiilen donmuş kişidir. Kısacası fqr yoksunluk, skn miskin ve barınak.
Müfessir diliyle
Hareketin durmasıyla oluşan yerleşme ve dinginleşme; mekâna yerleşme ve gönle inen yatıştırma ekseni.
Ayetlerde kök, bir yere oturmak/ikamet (2:35; 7:161; 16:80), gecenin ve rüzgârın durulması gibi fizikî sükûnet (10:67; 42:33), kalbe indirilen güven (sakīna) (2:248; 48:4) ve imkânı kısıtlanmış kişiler (miskīn) (5:89; 69:34) için kullanılır. Hepsinde ortak çizgi, dağınık hareketin kesilmesiyle oluşan ‘durma-yerleşme’ ve bunun sağladığı emniyettir.
Somuttan soyuta
Önce somut: gece ‘sakan’ olur, rüzgâr durur, su yere yerleştirilir (10:67; 42:33; 23:18). Buradan soyuta: kalplere ‘sakīna’ iner (48:4) ve imkânı donmuş kişi ‘miskīn’ diye anılır (90:16; 68:24).
Kardeş köklerden farkı
قربile farkı
qrb yakınlık/akrabalığı bildirir; skn ise durulma-yerleşme ve buradan doğan emniyeti. Bağış dağıtımında qrb ilişkisel yakınlığı (2:215), skn ise sükûnet ve barınağı ifade eder (16:80; 9:103).
يتمile farkı
ytm, korunaksız kalmış çocuğun statüsünü; skn ise ikamet/huzur yahut imkânı donmuş kişiyi ifade eder. İkisi yan yana sayılır ama farklıdır (4:8; 76:8).
فقرile farkı
fqr, kalıcı/malî eksikliği; skn’den türeyen ‘miskīn’ ise özellikle temel ihtiyaca erişimi fiilen donmuş kişiyi ve onu doyurma yükümlülüğünü vurgular (5:89; 69:34), ikisi ayrı başlıkta geçer (9:60).
Anlam alanları · 5
Barınma ve ikamet
Bir mekâna yerleşip orayı mesken edinme; yerlerin meskûn/boş oluşu.
Fizikî sükûnet
Gece, rüzgâr, gölge ve su gibi unsurların durulması/yerine oturması.
İçsel yatışma (sakīna)
Kalplere inen huzur, korkuyu söndüren ilahî destek.
Ailevi huzur ve yerleştirme
Eşe yönelen sükûnet ve aile bireylerini bir yere yerleştirme.
Toplumsal kırılganlık ve destek (miskīn/maskanah)
Erişimi donmuş kişilerin doyurulması; dayatılmış edilgenlik/çökmüşlük.
Biçimlerin kullanımı
- سَكَنَ
- Durulmak/yerleşmek; bir mekâna yahut birine yönelip sükûnet bulmak.
- أَسْكَن
- Yerleştirmek; bir şeyi/durumu durultup yerine oturtmak.
- مَسْكَن
- Barınak; ikamet edilen yer, yurt/ev.
- سَكَن
- Sükûnet/barınma; güven veren durulmuş hâl.
- سَكِينَة
- Kalbe inen yatıştırıcı emniyet; telaşı söndüren dinginlik.
- مِسْكِين
- Erişimi/iktidarı donmuş kimse; temel ihtiyacını karşılamada eli bağlı olan.
Güven: Güçlü · incelenen 61 ayetin 33'i açıklandı (%54) · toplam 66 ayetten dengeli örnek
Kökün kullanımları çok çeşitli bağlamlarda aynı ‘durma-yerleşme-sükûnet’ ekseninde birleşiyor.
Açık soru: ‘Miskīn’ ile ‘faqīr’in kapsam farkı nazâirde görünüyor; derece/önceliklendirme sınırı bağlama göre değişiyor olabilir.
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 46
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 2:35Dedik ki: "Ey Âdem, sen ve eşin cennette oturun, ikiniz de ondan dilediğiniz yerde bol bol yeyin, fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuzٱسكُن
- 2:61Hani bir zamanlar, "Ey Musa, biz tek çeşit yemeğe asla katlanamayacağız, yeter artık bizim için Rabbine dua et de bize yerin yetiştirdiği şeylerden; sebzesinden, kabağından, sarmısağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın." dediniz. O da size "O üstün olanı daha aşağı olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Bir kasabaya konaklayın o vakit istediğiniz elbette olacaktır." dedi. Üzerlerine zillet ve meskenet damgası vuruldu ve nihayet Allah'dan bir gazaba uğradılar. Evet öyle oldu, çünkü Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Evet öyle oldu, çünkü isyana dalıyorlar ve aşırı gidiyorlardıوَٱلمَسكَنَةُ
- 2:83Hani bir vakitler İsrailoğulları'ndan şöylece mîsak (kesin bir söz) almıştık: Allah'dan başkasına tapmayacaksınız, anababaya iyilik, yakınlığı olanlara, öksüzlere, çaresizlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzellikle söz söyleyecek, namazı kılacak, zekatı vereceksiniz. Sonra çok azınız müstesna olmak üzere sözünüzden döndünüz, hâlâ da dönüyorsunuzوَٱلمَسَٰكِينِ
- 2:177Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardırوَٱلمَسَٰكِينَ
- 2:184(Size farz kılınan oruç), sayılı günlerdedir. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan ise, diğer günlerde, tutamadığı günler sayısınca tutar. Ona dayanıp kalacaklar üzerine de bir yoksulu doyuracak kadar fidye gerekir. Her kim de hayrına fidyeyi artırırsa, hakkında daha hayırlıdır. Bununla beraber, eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdırمِسكِينٖ
- 2:215Ey Muhammed! Sana nereye infak edeceklerini soruyorlar. De ki: Hayır olarak verdiğiniz nafaka, ana baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak daha ne yaparsanız herhalde Allah onu bilirوَٱلمَسَٰكِينِ
- 2:248Peygamberleri, onlara şunu da söylemişti: Haberiniz olsun, Onun hükümdarlığının alâmeti, size o tabutun gelmesi olacaktır ki onda Rabbinizden bir sekine (sükûnet, gönül rahatlığı), Musa ve Harun ailelerinin bıraktıklarından bir bakiyye (kalıntı) vardır. Onu melekler getirecektir. Eğer iman etmiş kimselerden iseniz, bunda sizin için kesin bir ibret, bir alâmet vardırسَكِينَةٞ
- 3:112Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üzerlerine alçaklık damgası vurulmuştur. Meğer ki Allah'ın ipine ve insanlar (müminler)ın ahdine sığınmış olsunlar. Onlar Allah'ın hışmına uğradılar ve üzerlerine de miskinlik damgası vuruldu. Bunun sebebi, onların Allah'ın âyetlerini inkâr etmiş olmaları ve haksız yere peygamberleri öldürmeleridir. Ayrıca isyan etmiş ve haddi de aşmışlardıٱلمَسكَنَةُ
- 4:8Paylaşma sırasında akrabalar, öksüzler, yoksullar hazır bulunurlarsa, onlara da bir şey verin ve onlara güzelce sözler söyleyerek gönüllerini alınوَٱلمَسَٰكِينُ
- 4:36Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmezوَٱلمَسَٰكِينِ
- 5:89Allah sizi, kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerinizden sorumlu tutmaz. Fakat kasıtlı yaptığınız yeminlerinizden sizi sorumlu tutar. Bozulan yeminin keffareti (cezası), ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on yoksulu yedirmek veya giydirmek yahut da bir köle azad etmektir. Verecek bir şey bulamayan kimse için de üç gün oruç tutmaktır. İşte yemin ettiğiniz zaman yeminlerinizi bozmanın cezası budur. Yeminlerinizi koruyun. İşte Allah âyetlerini size böyle açıklar ki, şükredesinizمَسَٰكِينَ
- 5:95Ey iman edenler, ihramlı iken av hayvanı öldürmeyin. İçinizden kim kasten onu öldürürse, yaptığı işin vebalini tatması için, öldürdüğü hayvanın dengi ona cezadır ki, Kâbe'ye ulaşacak bir kurban olmak üzere buna yine içinizden iki adaletli kişi hükmeder; yahut (ceza olmak üzere) bir keffarettir ki, ya o nisbette fakirleri doyurmak, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim de bu suçu tekrarlarsa, Allah ondan intikamını alır. Allah damia gâliptir, intikam sahibidirمَسَٰكِينَ
- 6:13Gecede, gündüzde barınan her şey O'nundur. O, işitendir, bilendirسَكَنَ
- 6:96Karanlığı yarıp tanyerini ağartan O'dur. Geceyi, dinlenmek için; Güneş'i, Ay'ı (vakitlerinizi) hesaplamak için yaratmıştır. İşte bu, her şeye galip gelen ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridirسَكَنٗا
- 7:19(Sonra Allah, Âdem'e hitab etti): "Ey Âdem! Sen ve eşin cennette durun, dilediğiniz yerden yeyin; fakat şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuzٱسكُن
- 7:161Ve o vakit onlara denilmişti ki; Şu şehre yerleşin ve orada dilediğiniz şeylerden yiyin, "hitta" (günahlarımızı bağışla.) deyin ve secde ederek kapısından girin ki, suçlarınızı bağışlayalım. İyilere nimetlerimizi daha da arttıracağızٱسكُنُواْ
- 7:189Sizi bir tek nefisten yaratan, onunla sükûnet bulsun diye eşini de ondan yaratan Allah'tır. O, eşini kucaklayıp sarılınca (ona yaklaşınca), eşi hafif bir yük yüklendi (hâmile kaldı). Bir müddet böyle geçti, derken yükü ağırlaştı. O vakit ikisi birden Rableri olan Allah'a şöyle dua ettiler: "Eğer bize salih bir evlat verirsen, biz muhakkak şükredenlerden olacağızلِيَسكُنَ
- 8:41Şunu da biliniz ki, ganimet olarak aldığınız her hangi bir şeyden beşte biri mutlaka Allah içindir. O da peygambere ve ona yakınlığı olanlara, yetimlere, miskinlere ve yolda kalmışlara aittir. Eğer siz Allah'a iman etmiş, hak ile batılın ayrıldığı o gün, iki ordunun karşı karşıya geldiği o (Bedir) günü kulumuza indirdiğimiz âyetlere iman getirmiş iseniz bunu böyle biliniz. Ve biliniz ki, Allah, herşeye kâdirdirوَٱلمَسَٰكِينِ
- 9:24Onlara de ki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler ve meskenler, size Allah ve Resulünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah böyle fasıklar topluluğuna hidayet nasip etmezوَمَسَٰكِنُ
- 9:26Sonra Allah, Resulünün üzerine ve müminlerin üzerine sekinetini (kalplere huzur veren rahmetini) indirdi ve gözle görmediğiniz ordular indirdi de kendisini tanımayan kâfirleri azaba uğrattı. Ve o kâfirlerin cezası işte budurسَكِينَتَهُ
- 9:40Eğer siz ona (Peygamber'e) yardım etmezseniz, Allah ona yardım eder. Hani o kâfirler, onu Mekke'den çıkardıkları vakit sadece iki kişiden biri iken, ikisi de mağarada bulundukları sırada arkadaşına "Üzülme, çünkü Allah bizimledir." diyordu. Allah onun kalbine sükûnet ve kuvvet indirmişti ve onu görmediğiniz bir orduyla desteklemişti. Kâfirlerin sözünü alçaltmıştı. Yüce olan Allah'ın kelimesidir. Ve Allah güçlüdür, hikmet sahibidirسَكِينَتَهُ
- 9:60Sadakalar ancak şunlar içindir: Fakirler, yoksullar, o işte çalışan görevliler, müellefei kulûb (kalbleri İslâm'a ısındırılacaklar), köleler, borçlular, Allah yolundakiler, yolda kalmışlar. Allah tarafından böyle farz kılındı. Allah her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidirوَٱلمَسَٰكِينِ
- 9:72Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından ırmaklar akan cennetler vaad buyurdu. Orada ebedi kalacaklardır. Hem de Adn cennetlerinde hoş meskenler vaad etmiştir. Allah'ın rızası ise hepsinden büyüktür. İşte asıl büyük kurtuluş da budurوَمَسَٰكِنَ
- 9:103Onların mallarından sadaka al ki, onunla kendilerini temizlersin, tertemiz edersin. Bir de haklarında hayır dua et. Çünkü senin duan kalblerini yatıştırır. Allah işitendir, bilendirسَكَنٞ
- 10:67O, öyle bir Allah'dır ki, içinde dinlenesiniz diye sizin için geceyi, göresiniz diye de gündüzü yaptı. Elbette bunda söz dinleyecek olan bir kavim için âyetler (ibretler) vardırلِتَسكُنُواْ
- 12:31Azizin karısı, onların gizliden gizliye dedikodu yaydıklarını işitince, onlara davetçi gönderdi ve onlara mükellef bir sofra hazırladı. Her birine bir bıçak verdi, beri taraftan da Yusuf'a "çık karşılarına" dedi. Görür görmez hepsi onu gözlerinde çok büyüttüler ve (şaşkınlıkla) ellerini kestiler. Dediler ki: "Hâşâ! Allah için, bu bir insan değil, olsa olsa yüce bir melektirسِكِّينٗا
- 14:14Ve Onlardan sonra sizi mutlaka o yerde yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve tehdidimden korkan içindirوَلَنُسكِنَنَّكُمُ
- 14:37Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını namazı dosdoğru kılmaları için, senin Beyti Haram'ının yanında, ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmını onlara meylettir. Ve onları bazı meyvelerle rızıklandır ki şükretsinlerأَسكَنتُ
- 14:45Siz, kendilerine zulmedenlerin yurtlarında oturdunuz. Onlara nasıl azab ettiğimiz size apaçık belli oldu. Ve size misaller de vermiştikوَسَكَنتُم
- 16:80Allah size evlerinizden bir huzur ve dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden gerek yolculuğunuzda ve gerekse konaklama zamanlarınızda kolayca taşıyacağınız hafif evler (çadırlar v. s.) ve yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (giyinecek, kuşanacak, serilecek ve döşenecek) bir eşya ve ticaret malı yaptıسَكَنٗا
Bu kök 66 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.