Kök

بلغ

Kur'an'da 77 yerde, 73 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Bir kervan günlerce gider ve sonunda şehre varır. Bazen de bir söz, ağızdan çıkar ve dinleyenin kalbine ulaşır. Bu kök, hedefe varmayı ve bir şeyi hedefe ulaştırmayı anlatır; yer, zaman, yaş ve söz için böyledir.

Türkçedeki izi

tebliğ
Bir sözü muhataba ulaştırmak anlamındadır.
belagat
Sözün hedefe eksiksiz ulaşması fikrinden gelir.
mübalağa
Anlamı aşırıya taşımak, ölçüyü fazlaca geçirmek.

Müfessir diliyle

Bir şeyin belirlenen hedefe, sınıra ya da muhatabına varması ve oraya ulaştırılması.

Basit fiil, yer-zaman-eşik gibi somut son noktalara erişmeyi anlatır (2:231; 18:60; 56:83). Türetme bâblar, özellikle bir sözü/emri muhatabına götürmeyi, yani ulaştırmayı ifade eder (5:67; 7:62; 11:57). İsim biçimleri, bu ulaştırma fiilini ve onun yeterli/açık niteliğini adlaştırır (3:20; 5:92; 13:40).

Somuttan soyuta

Önce somut varış: kurbanın yerine gitmesi, seferde hedefe varış (2:196; 18:60; 16:7). Buradan soyuta: canın boğaza dayanması, sözün içe işlemesi, delilin tam etkisi (56:83; 4:63; 6:149; 54:5).

Anlam alanları · 5

  1. Mekânsal varış

    Bir nesnenin/kişinin tayinli yere ulaşması veya götürülmesi.

  2. Zamansal sona eriş

    Belirlenmiş sürenin/vaadin sonuna varma; “ecel/âcel”e erişme.

  3. Büyüme ve eşiğe ulaşma

    Bedenî/kişisel gelişimde belirgin eşiklere varma (güçlenme, olgunlaşma, ihtiyarlama).

  4. Ölçü/mertebe ve imkân dâiresi

    Bir düzeye/ölçüye erişmek ya da ona asla erişememek; pay/limit.

  5. Ulaştırma (söz/emir/bildiri)

    Sözün ve vahyin muhataplara götürülmesi; ulaştırmanın açıklığı/yeterliliği.

Biçimlerin kullanımı

بَلَغَ
Varmak/erişmek: yer, zaman, eşik, ölçü (2:231; 18:60; 56:83).
بَلَّغَ
Bir şeyi birine ulaştırmak; söz/emir iletmek (7:62; 33:39).
أَبْلَغَ
Erdirmek/ulaştırmak; birini güven yerine götürmek de dâhil (7:79; 9:6; 11:57).
بَلَٰغ
Ulaştırma/ulaşmış bildiri; görevin adı ve çıktısı (3:20; 5:92; 13:40).
بَٰلِغ
Hedefine varan/varacak olan; ulaşabilir (5:95; 16:7; 13:14; 40:56).
بَلِيغ
Etkisi muhatabın içine varan, nüfuz eden (4:63).

Güven: Güçlü · incelenen 59 ayetin 55'i açıklandı (%93) · toplam 73 ayetten dengeli örnek

Kök, çok sayıda ve farklı bağlamlarda tutarlı biçimde “varma/ulaştırma” ekseninde kullanılır.

Açık soru: Balāğ biçimleri ‘yeterli/açık ulaştırma’ nüansını ima eder; ‘kesinlik’ derecesi (6:149; 54:5) bağlama göre değişebilir.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

36 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:196'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 47Medenî · 26
fiil · 51isim · 23sıfat · 3

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 46

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

ٱلبَلَٰغُ11بَلَغَ9يَبلُغَ5أَبلَغتُكُم3فَبَلَغنَ2بَلَغنَ2بَلَغُواْ2أُبَلِّغُكُم2بَلَٰغٞ2لِتَبلُغُوٓاْ2بَلَغَتِ2بَلَغَنِيَ1بَلِيغٗا1بَلِّغ1بَلَّغتَ1بَٰلِغَ1وَبَلَغنَآ1ٱلبَٰلِغَةُ1بَٰلِغُوهُ1أَبلِغهُ1لِيَبلُغَ1بِبَٰلِغِهِ1بَٰلِغِيهِ1يَبلُغَنَّ1تَبلُغَ1أَبلُغَ1بَلَغَا1بَلَغتَ1يَبلُغَآ1بَلَغتُ1لَبَلَٰغٗا1يَبلُغُواْ1وَبَلَغَتِ1يُبَلِّغُونَ1أَبلُغُ1بِبَٰلِغِيهِ1وَلِتَبلُغُوٓاْ1وَلِتَبلُغُواْ1وَبَلَغَ1وَأُبَلِّغُكُم1

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:196Hac ve umreyi de Allah için tamam yapın. Eğer bunlardan alıkonursanız, o zaman kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Bununla beraber bu kurban, kesileceği yere varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olana veya başından bir rahatsızlığı bulunana tıraş için oruç veya sadaka yahut da kurbandan ibaret bir fidye gerekir. Engellemeden kurtulduğunuz zaman da her kim hacca kadar umre ile sevab kazanmak isterse, ona da kolayına gelen bir kurban gerekir. Bunu bulamayana ise üç gün hacda, yedi de döndüğünüzde ki tam on gün oruç tutması lazım gelir. Bu hüküm, ailesi Mescidi Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah'ın azabı gerçekten çok şiddetlidirيَبلُغَ
  2. 2:231Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, artık kendilerini ya iyilikle tutun veya güzellikle salın. Yoksa haklarına tecavüz için zararlarına olarak onları tutmayın. Her kim bunu yaparsa nefsine zulmetmiş olur. Sakın Allah'ın âyetlerini alay konusu edinmeyin, Allah'ın üzerinizdeki nimetini, size kendisiyle öğüt vermek üzere indirdiği kitap ve hikmeti hatırlayıp, düşünün. Hem Allah'tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi bilirفَبَلَغنَ
  3. 2:232Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, aralarında meşru bir şekilde rızalaştıkları takdirde, kendilerini kocalarıyla nikâhlanacaklar diye sıkıştırıp, engellemeyin. İşte bu, içinizden Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere verilen bir öğüttür. Bu, sizin hakkınızda daha hayırlı ve daha nezihtir. Allah bilir, siz bilemezsinizفَبَلَغنَ
  4. 2:234İçinizden vefat edip de geride eşler bırakan kimselerin hanımları, kendi başlarına dört ay on gün beklerler. İddet (bekleme) sürelerini bitirdikleri zaman, artık kendileri hakkında meşru bir şekilde yapacakları hareketten size bir günah yoktur. Allah, yaptıklarınızdan haberdardırبَلَغنَ
  5. 2:235Böyle kadınlara evlenme isteğinizi üstü kapalı biçimde çıtlatmanızda veya gönlünüzde tutmanızda size bir vebal yoktur. Allah biliyor ki siz onları mutlaka anacaksınız. Fakat meşru bir söz söylemekten başka bir şekilde kendileriyle gizlice sözleşmeyin. Farz olan iddet sona erinceye kadar da nikâh akdine azmetmeyin (kesin karar vermeyin). Bilin ki Allah gönlünüzdekini bilir. Öyle ise O'nun azabından sakının. Yine bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok yumuşaktırيَبلُغَ
  6. 3:20Buna karşı seninle münakayaşa kalkışırlarsa de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü Allah'a teslim etmişimdir". Kendilerine kitap verilenlere ve (kitap verilmeyen) ümmîlere de ki: "Siz de İslâm'ı kabul ettiniz mi?" Eğer İslâm'a girerlerse hidayete ermiş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen şey ancak tebliğ etmektir. Allah kulları görendirٱلبَلَٰغُ
  7. 3:40Zekeriyya: "Ey Rabbim, benim nasıl oğlum olabilir? Bana ihtiyarlık gelip çattı, karım ise kısırdır." dedi. Allah: "Öyledir, fakat Allah dilediğini yapar." buyurduبَلَغَنِيَ
  8. 4:6Evlenme çağına gelinceye kadar yetimleri gözetip deneyin. Onların akılca olgunlaştıklarını görürseniz, mallarını kendilerine teslim edin. "Büyüyecekler de mallarına sahip olacaklar" endişesiyle onları israf ederek, tez elden yemeyin. Zengin olan, onların malını yemekten çekinsin. Fakir olan ise, meşrû sûrette yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, bunu şahitler karşısında yapın. Hesap görücü olarak Allah yeterبَلَغُواْ
  9. 4:63Onlar, Allah'ın kalblerindekini bildiği kimselerdir; Onlara aldırma, onlara öğüt ver ve onların içlerine tesir edecek güzel söz söyleبَلِيغٗا
  10. 5:67Ey şanlı Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan O'nun peygamberlik görevini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Doğrusu Allah, kâfirler toplumunu doğru yola iletmezبَلِّغ
  11. 5:92Allah'a itaat edin, Peygamber'e de itaat edin. Kötülüklerden sakının. Eğer yüz çevirirseniz, biliniz ki, Peygamber'imize düşen sadece apaçık tebliğdirٱلبَلَٰغُ
  12. 5:95Ey iman edenler, ihramlı iken av hayvanı öldürmeyin. İçinizden kim kasten onu öldürürse, yaptığı işin vebalini tatması için, öldürdüğü hayvanın dengi ona cezadır ki, Kâbe'ye ulaşacak bir kurban olmak üzere buna yine içinizden iki adaletli kişi hükmeder; yahut (ceza olmak üzere) bir keffarettir ki, ya o nisbette fakirleri doyurmak, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim de bu suçu tekrarlarsa, Allah ondan intikamını alır. Allah damia gâliptir, intikam sahibidirبَٰلِغَ
  13. 5:99Peygamber'in üzerine düşen sadece duyurmadır. Allah, açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilirٱلبَلَٰغُ
  14. 6:19De ki: "Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür?". De ki: "Allah, benimle sizin aranızda şahittir ve bana bu Kur'ân vahyolundu ki, onunla hem sizi, hem de sizden sonra kendisine ulaşan herkesi uyarayım. Allah'la beraber başka ilâhlar olduğuna siz gerçekten şahitlik eder misiniz?" De ki: "Ben buna şahitlik etmem". "O, ancak ve ancak bir tek ilâhtır ve gerçekten ben, sizin ortak tuttuğunuz şeylerden uzağım"deبَلَغَ
  15. 6:128(Allah), onların hepsini topladığı gün, cinlere: "Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız" der. İnsanlardan cinlerin dostu olanlar da şöyle derler: "Rabbimiz! Biz birbirimizden faydalandık. Nihayet bize tayin ettiğin vademize ulaştık". Allah da: "Sizin durağınız cehennemdir. Orada, Allah'ın dilemesi müstesna, ebedi olarak kalacaksınız" der. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, her şeyi bilendirوَبَلَغنَآ
  16. 6:149De ki: "En kesin ve üstün delil, Allah'ındır. Allah isteseydi, elbette hepinizi doğru yola iletirdiٱلبَٰلِغَةُ
  17. 6:152Yetimin malına yaklaşmayın; yalnız erginlik çağına erişinceye kadar (malına) en güzel biçimde (yaklaşabilir ve uygun şekilde harcayabilirsiniz). Ölçü ve tartıyı tam adaletle yapın. Biz kimseye gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmeyiz. Söylediğiniz zaman da, yakınınız da olsa âdil olun ve Allah'a verdiğiniz sözü tutun. Öğüt alıp düşünesiniz diye Allah bunları size emretmiştirيَبلُغَ
  18. 7:62Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorumأُبَلِّغُكُم
  19. 7:68Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri tebliğ ediyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyümأُبَلِّغُكُم
  20. 7:79Sâlih de o zaman onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: "Ey kavmim! And olsun ki ben size Rabbimin elçiliğini tebliğ ettim ve size öğüt verdim, fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuzأَبلَغتُكُم
  21. 7:93(Şu'ayb) onlardan öteye döndü de: "Ey kavmim! dedi, ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim, artık kâfir bir kavme nasıl acırımأَبلَغتُكُم
  22. 7:135Ne zaman ki, belli bir süreye kadar onlardan azabı kaldırdık, derhal yeminlerini bozdularبَٰلِغُوهُ
  23. 9:6Eğer müşriklerden biri aman dilerse, ona aman ver. Ta ki, Allah'ın kelâmını dinlesin. Sonra onu güvenlik içinde olduğu yere kadar gönder. Çünkü bunlar gerçekten de bilgisiz bir kavimdirlerأَبلِغهُ
  24. 11:57Eğer, yine de yüz çevirirseniz, ben size ne ile gönderilmişsem, işte onu tebliğ ettim. Ayrıca Rabbim, sizin yerinize başka bir kavmi getirir de siz O'na zerrece zarar veremezsiniz. Hiç şüphesiz O, herşeyi koruyup gözetendirأَبلَغتُكُم
  25. 12:22O, tam erginlik çağına gelince, kendisine ilim ve hüküm verdik. İşte biz, güzel iş yapanları böyle mükafatlandırırızبَلَغَ
  26. 13:14Gerçek dua O'nadır. O'nun dışında yalvarıp durdukları ise onlara hiçbir şeyle cevap veremezler. Onlar olsa olsa ağzına su gelsin diye iki avucunu açana benzer ki, o, ona gelmez. Kâfirlerin duası hep bir sapıklık içindedirلِيَبلُغَ
  27. 13:40Onlara vaad ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek, yahut seni, onu görmeden vefat ettirsek, yine de sana düşen sadece tebliğ etmek, bize düşen de hesaba çekmektirٱلبَلَٰغُ
  28. 14:52Bu Kur'ân, kendisiyle uyarılsınlar, Allah'ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir tebliğdirبَلَٰغٞ
  29. 16:7Bu hayvanlar, ancak güçlükle varabileceğiniz bir memlekete yüklerinizi taşır. Rabbiniz, şüphesiz çok şefkatlidir, çok merhametlidirبَٰلِغِيهِ
  30. 16:35Allah'a ortak koşanlar dediler ki: "Allah dileseydi, ne biz, ne atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık ve O'nun emri dışında hiçbir şeyi haram kılmazdık" Kendilerinden öncekiler de böyle yaptılar. Buna karşı peygamberlerin vazifesi, ancak açık seçik bir tebliğden, ibarettirٱلبَلَٰغُ

Bu kök 73 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.