Kök
عرف
Kur'an'da 70 yerde, 62 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
Kalabalıkta eski bir arkadaşını yüzünden hemen tanıdığını düşün. Kur’an’da ‘arafa (tanımak), önce böyle işaretten tanımayı anlatır. Sonra gerçeği tanıyıp kabullenmeye ve en sonda da herkesçe bilinen ölçüye göre davranmaya ve bunu başkasına söylemeye uzanır.
Türkçedeki izi
- marifet
- Tanıyarak, bilerek yapılan beceri; kökün bilmek anlamından.
- arif
- Bilen, tanıyan kişi demek; bu kökten gelir.
- maruf
- Herkesçe bilinen ve kabul gören ölçü anlamı taşır.
Tanıdık kelimelerle kıyas
bu kökileنسو(nisa, nisai)
‘arafa (tanımak) bilinen ölçüyü anlatır. nsw ise kadın topluluğunu adlandırır. Kısacası ‘arafa neye göre davranılacağını, nsw kime konuşulduğunu söyler.
bu kökileنكح(nikah)
nkH bağı, yani evlilik akdini kurar. ‘arafa (tanımak) bu bağda izlenecek bilinen ölçüyü gösterir. Kısacası nkH akdi kurar, ‘arafa kuralları açıklar.
bu kökileجنح(cenah)
jnH bir işte günah olup olmadığını bildirir. ‘arafa (tanımak) ise kabul gören ölçüyü gösterir. Kısacası jnH sorumluluk tarafını, ‘arafa ölçüyü anlatır.
Müfessir diliyle
Duyulup görülenden ayırt ederek bilmek; bu bilinirlikten doğan kabul, yerleşik ölçü ve başkasına bildirme.
Fiil olarak kök, yüz, işaret ve söyleyişten seçip tanımayı anlatır (2:273; 7:46; 47:30; 55:41). Aynı çekirdekten türeyen ism-i mef’ûl, toplumsal-hukukî bağlamlarda herkesçe bilinir ve kabul görür ölçüyü ifade eder (2:229; 4:19; 7:157; 22:41). VIII. bâbda ise kişinin kendisi hakkında bilinen gerçeği üstlenip kabullenmesi öne çıkar (9:102; 40:11; 67:11).
Somuttan soyuta
Önce duyusal işaretten teşhis (2:273; 12:58), sonra hakikati tanıma (2:146; 5:83), ardından kabule dayalı toplumsal ölçü ve hüküm (2:231; 7:199).
Kardeş köklerden farkı
نسوile farkı
Bu kök özneyi/konuyu değil, tanımayı ve tanınmış ölçüyü kurar; nsw ise muhatap kitlenin adıdır. Aynı bağlamda, ölçüyü belirleyen ‘ma‘rûf’tur, nsw sadece tarafı bildirir.
نكحile farkı
nkH bağın/akdin kurulmasını anlatır; ‘erf ise bu bağın hangi tanınmış ilkelere göre sürdürülüp çözüleceğini bildirir.
جنحile farkı
jnH sorumluluk-hükümde yükümlülüğün düşmesi/kalmasıyla ilgilidir; ‘erf ise ölçünün kendisini, yani neyin bilinir ve kabul edilebilir olduğunu gösterir.
Anlam alanları · 6
İşaretten tanıma/teşhis
Kişi veya durum, yüz, sima ve söyleyişten ayırt edilip bilinir.
Hakikati tanıma
Vahyin getirdiği gerçeği, önceki bilgi ve belirtilerle tanıyıp kabullenmek ya da reddetmek.
Karşılıklı tanışma
Toplumların birbirini bilip ayırt etmesi, temas kurması.
Kabul ve itiraf
Kişinin kendi aleyhine de olsa bilinen gerçeği üstlenmesi.
Tanınmış ölçü ve doğru davranış (ma‘rûf)
Aile, söz, infak ve yönetimde bilinen-kabul edilen ilkeye göre hareket emri.
Bildirme ve tanıtma
Bir şeyi başkasına belirgin kılma, bilgisini açığa çıkarma.
Biçimlerin kullanımı
- عَرَفَ
- İşaret ve alametle tanımak; ayırt ederek bilmek.
- مَّعْرُوف
- Toplumda bilinen ve kabul gören ilke/davranış; yerleşik ölçü.
- عُرْف
- Bilinen-kabul edilen ölçü/iyi teamül; 7:199’da açıkça bu anlamda.
- يَتَعَارَفُ
- Karşılıklı tanışıp birbirini bilmek.
- ٱعْتَرَفُ
- Kendisi hakkında bilinen gerçeği üstlenip kabullenmek (itiraf).
- عَرَّفَ
- Bir şeyi başkasına tanıtmak; bilgisini kısmen/açık biçimde bildirmek.
Güven: Güçlü · incelenen 61 ayetin 35'i açıklandı (%57) · toplam 62 ayetten dengeli örnek
Kökün tüm biçimleri, teşhis–kabul–yerleşik ölçü ekseninde tutarlı nazâir sergiliyor ve çok sayıda ayetle destekleniyor.
Açık soru: 77:1’deki ‘عُرْفًا’ hal kullanımı bağlamında nüans belirsiz; ayrıca ‘الأعراف’ isminin mahiyeti metinde ad olarak kalır.
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 35
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 2:89Yanlarındakini tasdik etmek üzere onlara Allah katından bir kitap gelince, daha önceleri inanmayanlara karşı onunla yardım isteyip durdukları halde, o tanıdıkları kendilerine gelince, bu sefer kendileri onu inkâr ettiler. İşte bundan dolayı Allah'ın laneti kâfirleredirعَرَفُواْ
- 2:146O kendilerine kitap verdiğimiz ümmetlerin âlimleri onu o peygamberi oğullarını tanır gibi tanırlar, böyle iken içlerinden bir takımı gerçeği bile bile gizlerlerيَعرِفُونَهُ
- 2:178Ey iman edenler! Öldürmede kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, ölenin kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uyması, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine saldırırsa, artık ona acı veren bir azab vardırبِٱلمَعرُوفِ
- 2:180Birinize ölüm geldiği vakit, bir hayır (bir mal) bırakacaksa, babası, anası ve en yakın akrabası için meşru bir surette vasiyet etmek, Allah'tan korkan kimseler üzerine yerine getirilmesi vacib bir hak olarak size farz kılındıبِٱلمَعرُوفِ
- 2:228Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç adet süresi beklerler ve Allah'ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri, kendilerine helâl olmaz. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa gizlemezler. Kocaları da, barışmak istedikleri takdirde o süre içersinde onları geri almaya daha layıktırlar. O kadınların, üzerlerindeki meşru hak gibi, kendilerinin de hakları vardır. Yalnız erkekler için, onların üzerinde bir derece vardır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirبِٱلمَعرُوفِ
- 2:229Boşamak (talak) iki defadır. Ondan sonrası ya iyilikle tutmak veya güzellikle salmaktır. Onlara verdiklerinizden bir şey almanız da size helâl olmaz. Ancak Allah'ın çizdiği hudutta duramayacaklarından korkmaları başka. Eğer siz de bunların, Allah'ın çizdiği hudutta duramayacaklarından korkarsanız, kadının, ayrılmak için hakkından vazgeçmesinde artık ikisine de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın çizdiği hudududur. Sakın bunları aşmayın, Her kim Allah'ın hududunu aşarsa, işte onlar zalimlerdirبِمَعرُوفٍ
- 2:231Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, artık kendilerini ya iyilikle tutun veya güzellikle salın. Yoksa haklarına tecavüz için zararlarına olarak onları tutmayın. Her kim bunu yaparsa nefsine zulmetmiş olur. Sakın Allah'ın âyetlerini alay konusu edinmeyin, Allah'ın üzerinizdeki nimetini, size kendisiyle öğüt vermek üzere indirdiği kitap ve hikmeti hatırlayıp, düşünün. Hem Allah'tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi bilirبِمَعرُوفٍ
- 2:232Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, aralarında meşru bir şekilde rızalaştıkları takdirde, kendilerini kocalarıyla nikâhlanacaklar diye sıkıştırıp, engellemeyin. İşte bu, içinizden Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere verilen bir öğüttür. Bu, sizin hakkınızda daha hayırlı ve daha nezihtir. Allah bilir, siz bilemezsinizبِٱلمَعرُوفِ
- 2:233Anneler, çocuklarını, emzirmenin tamamlanmasını isteyenler için tam iki yıl emzirirler. Çocuk kendisine ait olan babaya da emzirenlerin yiyecekleri ve giyecekleri geleneklere uygun olarak bir borçtur. Bununla beraber herkes ancak gücüne göre mükellefolur. Çocuğu sebebiyle bir anne de, çocuğu sebebiyle bir baba da zarara sokulmasın. Varise düşen de yine aynı borçtur. Eğer ana ve baba birbirleriyle istişare edip, her ikisinin de rızasıyla çocuğu memeden ayırmak isterlerse kendilerine bir günah yoktur. Eğer çocuklarınızı başkalarına emzirtmek isterseniz vereceğinizi güzel güzel verdikten sonra bunda da size bir günah yoktur. Bununla beraber Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görürبِٱلمَعرُوفِ
- 2:234İçinizden vefat edip de geride eşler bırakan kimselerin hanımları, kendi başlarına dört ay on gün beklerler. İddet (bekleme) sürelerini bitirdikleri zaman, artık kendileri hakkında meşru bir şekilde yapacakları hareketten size bir günah yoktur. Allah, yaptıklarınızdan haberdardırبِٱلمَعرُوفِ
- 2:235Böyle kadınlara evlenme isteğinizi üstü kapalı biçimde çıtlatmanızda veya gönlünüzde tutmanızda size bir vebal yoktur. Allah biliyor ki siz onları mutlaka anacaksınız. Fakat meşru bir söz söylemekten başka bir şekilde kendileriyle gizlice sözleşmeyin. Farz olan iddet sona erinceye kadar da nikâh akdine azmetmeyin (kesin karar vermeyin). Bilin ki Allah gönlünüzdekini bilir. Öyle ise O'nun azabından sakının. Yine bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok yumuşaktırمَّعرُوفٗا
- 2:236Eğer kadınları, kendilerine dokunmadan veya onlara bir mehir takdir etmeden boşarsanız (bunda) size bir vebal yoktur. Şu kadar ki onlara (mal verip) faydalandırın. Eli geniş olan hâline göre, eli dar olan da haline göre ve güzellikle faydalandırmalıdır. Bu, iyilik yapanlar üzerine bir borçturبِٱلمَعرُوفِ
- 2:240İçinizden hanımlarını geride bırakarak vefat edecek olanlar, eşleri için senesine kadar evlerinden çıkarılmaksızın kendilerine yetecek bir malı vasiyet ederler. Bununla birlikte eğer kendileri çıkarlarsa, kendi haklarında yaptıkları meşru bir hareketten dolayı size bir sorumluluk yoktur. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirمَّعرُوفٖ
- 2:241Boşanmış kadınlar için de meşru ve geleneğe uygun şekilde bir meta'(intifa hakkı) vardır ki verilmesi, Allah'tan korkanlar üzerine bir borçturبِٱلمَعرُوفِ
- 2:263Bir tatlı dil ve kusurları bağışlamak, arkasından eza ve gönül bulantısı gelecek bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, halimdir, yumuşak davranırمَّعرُوفٞ
- 2:273Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adamış olan fakirlere veriniz. Onlar yeryüzünde gezip dolaşmaya güç yetiremezler. Utangaç olduklarından dolayı, bilmeyenler, onları zengin sanırlar. Oysa sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük yapıp kimseden birşey de isteyemezler. Ne türden bir iyilik yaparsanız, şüphe yok ki, Allah onu bilirتَعرِفُهُم
- 3:104İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardırبِٱلمَعرُوفِ
- 3:110Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeğe çalışır ve Allah'a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler de var, ama pek çoğu yoldan çıkmışlardırبِٱلمَعرُوفِ
- 3:114Allah'a ve ahiret gününe inanırlar, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar, hayır işlerinde de birbirleriyle yarışırlar. İşte onlar iyi insanlardandırبِٱلمَعرُوفِ
- 4:5Allah'ın, sizi başına diktiği mallarınızı aklı ermezlere vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyinمَّعرُوفٗا
- 4:6Evlenme çağına gelinceye kadar yetimleri gözetip deneyin. Onların akılca olgunlaştıklarını görürseniz, mallarını kendilerine teslim edin. "Büyüyecekler de mallarına sahip olacaklar" endişesiyle onları israf ederek, tez elden yemeyin. Zengin olan, onların malını yemekten çekinsin. Fakir olan ise, meşrû sûrette yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, bunu şahitler karşısında yapın. Hesap görücü olarak Allah yeterبِٱلمَعرُوفِ
- 4:8Paylaşma sırasında akrabalar, öksüzler, yoksullar hazır bulunurlarsa, onlara da bir şey verin ve onlara güzelce sözler söyleyerek gönüllerini alınمَّعرُوفٗا
- 4:19Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Verdiğiniz mehrin bir kısmını kurtaracaksınız diye, onları sıkıştırmanız da helal değildir. Ancak açık bir hayasızlık yapmış olurlarsa başka. Onlarla iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmasanız da Allah onda bir çok hayır takdir etmiş bulunurبِٱلمَعرُوفِ
- 4:25Sizden her kim hür mümin kadınları nikah edecek bir zenginliğe gücü yetmiyorsa, ona da ellerinizin altındaki mümin cariyelerinizden efendilerinin rızası ile nikahlamak var. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Siz birbirinizdensiniz. O halde sahiplerinin izni ile ve mehirlerini örfe göre vermek suretiyle cariyelerden iffetli olan, zina etmeyen, dost da edinmeyenlerle evlenin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, o vakit hür kadınlar hakkında gerekli bulunan cezanın yarısı kendilerine lazım gelir. Bu hükümler, içinizden günah işlemekten korkanlaradır. Sabretmeniz ise, sizin için daha hayırlıdır. Allah Gafûrdur, Rahimdir (çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir)بِٱلمَعرُوفِ
- 4:114Bir sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı veyahut da insanlar arasını düzeltmeyi emreden(ler)inki hariç, onların aralarındaki gizli gizli konuşmalarının çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah'ın rızasını kazanmak için yaparsa, yakında ona büyük bir mükafat vereceğizمَعرُوفٍ
- 5:83Peygamber'e indirilen (Kur'ân)i dinledikleri zaman, onun hak olduğunu öğrendiklerinden dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Onlar: " Ey Rabb'imiz iman ettik, bizi de şahitlerden yaz" derlerعَرَفُواْ
- 6:20Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, Peygamber'i, kendi oğullarını bildikleri gibi, bilirler. Kendilerine yazık edenler var ya! İşte onlar iman etmezlerيَعرِفُونَهُ
- 7:46Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir perde vardır. A'raf üzerinde de, her iki taraftakileri simalarından tanıyan kişiler vardır. Bunlar cennetliklere: "selâm olsun size" diye seslenirler. Bunlar henüz cennete girmemiş, fakat girmeyi arzu eden kimselerdirٱلأَعرَافِ
- 7:48A'raftakiler yüzlerinden tanıdıkları kişilere seslenerek şöyle derler: "Ne topluluğunuz, ne de büyüklük taslamanız, size hiç bir yarar sağlamadıٱلأَعرَافِ
- 7:157Onlar ki, o ümmî peygambere uyarlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılmış bulacakları o peygambere uyup, onun izinden giderler ki, o, onlara iyiyi emreder ve onları kötülüklerden alıkoyar, temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılar, murdar ve kötü şeyleri de üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yükleri indirir, üzerlerindeki bağları ve zincirleri kırar atar, işte o vakit ona iman eden, ona kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliği ile birlikte indirilen nuru izleyen kimseler var ya, işte asıl murada eren kurtulmuşlar onlardırبِٱلمَعرُوفِ
Bu kök 62 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.