Kök

غفر

Kur'an'da 234 yerde, 202 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Mesela bir genç kalabalıkta pot kırdı, yüzü kızardı. Biri üstüne bir örtü çekti, kimse görmedi, ceza da gelmedi. Kur’an’da mağfiret (ayıbı örtme) böyle anlatılır: kusurun izini kapatır, kişiyi utançtan ve cezadan korur; dünyada hoşgörü, ahirette güven kapısı olur.

Türkçedeki izi

mağfiret
Bu kökten; ayıbı örtme ve cezayı engelleme demektir.
estağfirullah
Bu kökten; Allah’tan örtmesini ve korumasını dilerim demektir.
istiğfar
Bu kökten; Allah’tan bu örtüyü sürekli istemektir.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileذنب(zenb, zünûb)

    Zenb kusurun kendisi. Mağfiret ise o kusurun izini örter ve cezayı engeller. Kısacası zenb hata, mağfiret koruyucu örtüdür.

    • 66:8Burada mağfiret istenir; utanmadan kurtulma ve güven vurgusu var.
    • 3:135Burada zenb anılır; kişi günahı için örtülme diler.
  • bu kökileعفو(af)

    Af daha çok yükün silinmesi. Mağfiret ayıbın üstünü örter ve emniyet sağlar. Kısacası af siler, mağfiret örter.

    • 61:12Mağfiret var; günahla ceza arasına kalkan konur.
    • 22:60Af ve mağfiret birlikte; önce yük düşer, sonra örtü gelir.
  • bu kökileرحم(rahmet, merhamet)

    Rahmet olumlu ikram ve yakınlıktır. Mağfiret önce engeli kaldırır, ayıbı örter, sonra rahmete yol açar. Kısacası mağfiret kapıyı açar, rahmet içeri alır.

    • 23:118Önce bağışla denir, sonra merhamet istenir; sıra açıktır.
    • 7:151Musa hem bağışlama hem rahmet diler; örtü ve ikram beraber.

Müfessir diliyle

Kusurun izini örten, faili utanç ve yaptırımdan koruyan ilahî örtü ve himaye.

Kök, çoğu yerde suç/eksik ile onun akıbeti arasına bir siper konmasını anlatır; bu, azabın karşıtıdır (2:175; 39:53; 48:14). Dualarda ghfr talebinin ardından “bizi ateşten/azaptan koru” dileğinin gelmesi, işlevin cezayı düşürme ve ayıbı gizleme yönünde olduğunu gösterir (3:16; 40:7; 61:12). Kimi ayetlerde utanmaya maruz bırakmama vurgusu, kökün “ayıbı setretme” nüvesini destekler (66:8).

Somuttan soyuta

Önce dünyevî-protokol kusurlarında ve toplumsal bağlamda hoşgörünün örtüsü (5:101; 24:62; 8:70), oradan nihai günde rezil olmama ve azaptan korunma gibi uhrevî kapsama genişler (66:8; 61:12; 36:27).

Kardeş köklerden farkı

  • ذنبile farkı

    ذنب failin işlediği kusur/borçtur; غفر ise bu kusurun sorumluluğunu örter, akıbetini düşürür. “Günahları kim örter Allah’tan başka” ifadesi hedefin ذنب olduğunu, eylemin ise koruyucu örtme olduğunu gösterir.

  • عفوile farkı

    عفو çoğunlukla hakkın düşürülmesi/terkidir; غفر ise ayıbın üstünü örter ve cezaya kalkan olur. İkisi birlikte zikredildiğinde, önce talep edilen afv (yükün silinmesi), ardından ghfr (ayıbın setri ve emniyeti) gelir.

  • رحمile farkı

    رحم olumlu ihsan ve yakınlıkla kuşatmadır; غفر ise önce engeli kaldıran setir ve siper olup çoğu kez رحمة’ya kapı açar: “Bizi bağışla ve rahmetine dâhil et.”

Anlam alanları · 5

  1. Azabın karşıtı koruma

    Kusur ile ceza arasına kalkan konması; ghfr doğrudan azabın zıddı olarak sunulur.

  2. Ayıbın setri ve rezil olmaktan kurtuluş

    Failin utanmaya maruz bırakılmaması, kusurun üzerinin örtülmesi talebi.

  3. İstiğfar ve şartlı lütuf

    Tevbe, iman ve salih amel ile talep edilen ilahî örtü; süreklilik ve çokluk vurgusu.

  4. Dünyevî-protokol kusurlarında örtü

    Topluluk adabındaki eksiklerde hoşgörü ve setir; otoritenin istiğfarıyla destek.

  5. Örtüden sonra bolluk ve ikram

    Ghfr, çoğu kez fazladan ihsan/rıdvan ve rızıkla birlikte gelir; engel kaldırılır, lütuf gelir.

Biçimlerin kullanımı

غَفَرَ
Kusurun sonuçlarını düşürüp faili cezadan ve ayıplanmadan korumak (örn. يَغْفِرُ).
ٱسْتَغْفَرَ
İlahî örtüyü talep etmek; kusur ile ceza arasına siper istenmesi.
غَفُور
Sürekli ve genişçe örten; cezayı defetmede süreklilik vurgusu olan sıfat.
غَفَّار
Defalarca, çokça örten; ısrarlı setir ve himayeyi ifade eden mübâlağa.
غَافِر
Örten, cezayı düşüren özneyi bildiren isim; “ذنب’ı örten”.
مَّغْفِرَة
Örtülmüşlük/korunmuşluk hali; azabın karşısına konan ilahî siper.

Güven: Güçlü · incelenen 63 ayetin 24'i açıklandı (%38) · toplam 202 ayetten dengeli örnek

Ayetler geniş bir spektrumda kökü, azabın karşıtı siper ve ayıbın setri olarak tutarlı biçimde göstermektedir.

Açık soru: Somut köken anlamına dair delil ayetlerde açık geçmez; “örtü” yorumu, bağlamlardan yapılan ihtiyatlı çıkarımdır.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

56 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:58'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 90Medenî · 112
fiil · 105isim · 97sıfat · 32

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 76

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

غَفُورٞ46غَفُورٗا19ٱلغَفُورُ11مَّغفِرَةٞ10يَغفِرُ8لَغَفُورٞ8وَيَغفِر7ٱغفِر7فَٱغفِر6يَغفِرَ6غَفُورٌ5وَٱستَغفِر5وَٱغفِر4مَغفِرَةٖ4لِيَغفِرَ4وَٱستَغفِرُواْ3مَّغفِرَةٗ3وَيَغفِرُ3تَغفِر3وَمَغفِرَةٞ3تَستَغفِر3ٱستَغفِرُواْ3يَغفِر3نَّغفِر2فَٱستَغفَرُواْ2يَستَغفِرُونَ2ٱستَغفِر2ٱلغَفَّـٰرُ2وَيَستَغفِرُونَ2ٱلمَغفِرَةِ2بِٱلمَغفِرَةِ1وَٱلمَغفِرَةِ1وَمَغفِرَةٌ1فَيَغفِرُ1غُفرَانَكَ1وَٱلمُستَغفِرِينَ1لَمَغفِرَةٞ1غَفُورًا1وَٱستَغفَرَ1وَمَغفِرَةٗ1

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:58Hani bir zamanlar "Şu şehre girin de onun nimetlerinden dilediğiniz şekilde bol bol yiyin ve kapıdan secde ederek girin ve "hıtta" (bizi bağışla!) deyin ki, size, hatalarınızı mağfiret ediverelim, iyilik yapanlara nimetlerimizi daha da arttıracağız" dedikنَّغفِر
  2. 2:173O, size yalnız şunları haram kıldı: Ölü hayvan, kan, domuz eti, bir de Allah'tan başkası adına kesilen hayvanlar. Sonra kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına tecavüz etmemek ve zaruret ölçüsünü geçmemek şartıyla ona da bir günah yükletilmez. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidirغَفُورٞ
  3. 2:175İşte onlar, hidayeti verip sapıklığı, affedilmeyi bırakıp azabı satın alan kimselerdir. Bunlar, ateşe karşı ne kadar da sabırlıdırlarبِٱلمَغفِرَةِ
  4. 2:182Her kim de vasiyet edenin, bir hata işlemesinden veya bir günaha girmesinden endişe eder de tarafların arasını düzeltirse, ona bir vebal yoktur. Şüphesiz ki, Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidirغَفُورٞ
  5. 2:192Artık şirkten vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidirغَفُورٞ
  6. 2:199Sonra insanların akıp geldiği yerden siz de akıp gelin. Allah'tan bağışlanmanızı isteyin. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidirوَٱستَغفِرُواْ
  7. 2:218Şüphesiz ki iman edenlere, Allah yolunda hicret edip, cihad edenlere gelince, işte onlar, Allah'ın rahmetini umarlar. Allah, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidirغَفُورٞ
  8. 2:221Müşrik kadınları, iman etmedikçe nikâhlamayın. Bir müşrik kadın, sizin hoşunuza gitse bile, iman etmiş olan bir cariye herhalde ondan daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de mümin kadınları nikâh ettirmeyin. Bir müşrik, sizin hoşunuza gitse bile, mümin bir köle elbette ondan daha hayırlıdır. Onlar sizi ateşe davet ederler, Allah ise, kendi izniyle cennete ve mağfirete davet ediyor ve âyetlerini insanlara açıklıyor. Umulur ki onlar hatırda tutup, öğüt alırlarوَٱلمَغفِرَةِ
  9. 2:225Allah, sizi yeminlerinizde bilmeyerek ettiğiniz lağıv (herhangi bir kasıt olmadan, kanaate göre yanlış yere yapılan yemin)dan sorumlu tutmaz. Fakat kalbinizin kazandığı yalan yere yapılan yeminden sorumlu tutar. Allah çok bağışlayıcıdır, çok halimdirغَفُورٌ
  10. 2:226Kadınlarından îlâ edenler (onlara yaklaşmamaya yemin edenler) için dört ay beklemek vardır. Eğer bu yeminlerinden dönerlerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidirغَفُورٞ
  11. 2:235Böyle kadınlara evlenme isteğinizi üstü kapalı biçimde çıtlatmanızda veya gönlünüzde tutmanızda size bir vebal yoktur. Allah biliyor ki siz onları mutlaka anacaksınız. Fakat meşru bir söz söylemekten başka bir şekilde kendileriyle gizlice sözleşmeyin. Farz olan iddet sona erinceye kadar da nikâh akdine azmetmeyin (kesin karar vermeyin). Bilin ki Allah gönlünüzdekini bilir. Öyle ise O'nun azabından sakının. Yine bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok yumuşaktırغَفُورٌ
  12. 2:263Bir tatlı dil ve kusurları bağışlamak, arkasından eza ve gönül bulantısı gelecek bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, halimdir, yumuşak davranırوَمَغفِرَةٌ
  13. 2:268Şeytan sizi fakirlikle korkutup çirkin çirkin şeylere teşvik eder. Allah da lütfundan ve bağışlamasından birtakım vaatlerde bulunuyor. Allah'ın lütfu geniştir. O herşeyi bilendirمَّغفِرَةٗ
  14. 2:284Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Siz içinizdekileri açığa vursanız da gizli tutsanız da Allah onunla sizi hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine de azab eder. Allah her şeye kadirdirفَيَغفِرُ
  15. 2:285Peygamber, Rabbi'nden kendisine ne indirildiyse ona iman etti. Müminlerin de hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler. "Biz Allah'ın peygamberleri arasında ayırım yapmayız, duyduk ve itaat ettik. Ey Rabbimiz, bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır." dedilerغُفرَانَكَ
  16. 2:286Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez. Herkesin kazandığı hayır kendisine, yaptığı kötülüğün zararı yine kendisinedir. Ey Rabbimiz, eğer unuttuk ya da yanıldıysak bizi tutup sorguya çekme! Ey Rabbimiz, bize bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmeyeceği yükü de yükleme! Bağışla bizi, mağfiret et bizi, rahmet et bize! Sensin bizim Mevlamız, kâfir kavimlere karşı yardım et bizeوَٱغفِر
  17. 3:16Onlar ki, "Ey Rabbimiz! Biz inandık, iman getirdik, artık bizim suçlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru!" derlerفَٱغفِر
  18. 3:17O sabredenleri, o doğruluktan şaşmayanları, o elpençe divan duranları, o nafaka verenleri ve seher vakitlerinde o istiğfar edip yalvaranları (görür)وَٱلمُستَغفِرِينَ
  19. 3:31De ki, siz gerçekten Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdırوَيَغفِر
  20. 3:89Ancak bundan sonra tevbe edip kendini düzeltenler başka. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan ve çok esirgeyendirغَفُورٞ
  21. 3:129Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendirيَغفِرُ
  22. 3:133Rabbinizin bağışına ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, Allah'tan gereği gibi korkanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşunمَغفِرَةٖ
  23. 3:135Ve onlar çirkin bir günah işledikleri, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Allah'tan başka günahları kim bağışlayabilir? Bir de onlar, bile bile, işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmezlerفَٱستَغفَرُواْ
  24. 3:136İşte onların mükafatı (ödülleri) Rableri tarafından bağışlanma ve altından ırmaklar akan, ebedî kalacakları cennetlerdir. Çalışanların mükafatı ne güzeldirمَّغفِرَةٞ
  25. 3:147Onların sözleri ancak: "Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işlerimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve (yolunda) ayaklarımızı diret, Kâfirler güruhuna karşı da bize yardım et!" demekten ibarettiٱغفِر
  26. 3:155İki toplumun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip gidenler var ya, şeytan onların kazandıkları bazı şeylerden dolayı ayaklarını kaydırmak istedi. Ama yine de Allah onları affetti. Kuşkusuz Allah çok bağışlayandır, halim(çok yumuşak)dirغَفُورٌ
  27. 3:157Eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah'ın bağışlaması ve rahmeti, (sizin için) onların topladıkları (dünyalıkları)ndan daha hayırlıdırلَمَغفِرَةٞ
  28. 3:159Sen (o zaman), sırf Allah'ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları sen bağışla, onlar için Allah'dan mağfiret dile. (Yapacağın) işlerde onlara da danış, bir kere de azmettin mi, artık Allah'a dayan. Muhakkak ki Allah kendine dayanıp güvenenleri severوَٱستَغفِر
  29. 3:193Rabbimiz! Biz, 'Rabbinize iman edin' diye imana çağıran bir davetçi işittik, hemen iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, bizleri sana ermiş kullarınla beraber yanına alفَٱغفِر
  30. 4:23Size şunları nikahlamak haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek ve kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kızkardeşleriniz ve karılarınızın anneleri, ve kendileri ile zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan olan ve evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Eğer üvey kızlarınızın anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Sulbünüzden gelen (öz) oğullarınızın hanımları ile evlenmeniz ve iki kız kardeşi birlikte nikahlamanız da haramdır. Ancak cahiliyyet devrinde geçen geçmiştir. Şüphesiz ki Allah gafur (çok bağışlayıcı) ve çok merhamet edicidirغَفُورٗا

Bu kök 202 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.