Kök

ظنن

Kur'an'da 69 yerde, 57 ayette geçer.

Önerilen okuma

Kur'an içi çıkarım

Kısaca

Bir gemi fırtınaya yakalanır, dalgalar yükselir; içindekiler artık bitti diye düşünür. Zan bazen böyle yakına bakıp güçlü bir beklentidir, bazen de sadece içten kurulan bir kabuldür. Özellikle Allah ve ahiret konusunda zan, bilginin yerini tutmaz.

Türkçedeki izi

zan
Türkçedeki zan doğrudan bu kökten gelir.
zannetmek
Zan kökünden, sonuna etmek eklenmiş hali.
zanlı
Zan kökünden türemiş, şüpheli kişi demektir.

Tanıdık kelimelerle kıyas

  • bu kökileخرص()

    Zan içte kurulan bir yargıdır. Uydurma söz ise dışarıda söylenen atmasyon ifadedir. Kısacası zan iç hüküm, uydurma söz dışa vurulmuş boş laftır.

    • 10:22Burada zan var; fırtınada 'bittik' diye düşünmeleri yakın tehlike beklentisidir.
    • 6:116Burada uydurma söz de var; 'saçmalarlar' ifadesi buna işaret eder.
  • bu kökileقرض(karz, karz-ı hasen)

    Borç vermek somut bir eylemdir, dışarı doğru yapılır. Zan ise kişinin içinde kurduğu hükümdür. Kısacası borç vermek eylem, zan iç yargıdır.

    • 10:36Burada zan var; zan gerçeğin yerini tutmaz denir.
    • 57:11Burada güzel borç vermek geçer; somut bir verme eylemidir.
  • bu kökileمرض(maraz)

    Maraz kalpte bozuk bir haldir ve kişiyi yanlış zanna iter. Zan ise o iç hükmün kendisi, bazen doğru bazen yanlıştır. Kısacası maraz zemin, zan sonuçtur.

    • 49:12Burada zan var; 'zannın bir kısmı günahtır' uyarısı yapılır.
    • 8:49Burada kalplerinde hastalık bulunanlar denir; bu marazdır.

Müfessir diliyle

Eksik/kat’î olmayan delille zihinde bir hüküm kurup bir sonucu baskın ihtimal sayma.

Ayetlerde ظنّ, bazen yakın tecrübe ve işaretlerden doğan kuvvetli beklenti (7:171; 10:22), bazen de bilgiyi dışlayan içsel kabuller için kullanılır (10:36; 53:28). Özellikle gayb ve akıbet konularında doğruya veya yanlışa yönelen bu zihnî hüküm, bilgi ve yakînin yerine geçemez (10:36; 53:28).

Somuttan soyuta

Önce görülen hâdiselerden doğan yakın sonuç beklentisi (7:171; 10:22), oradan Allah, ahiret ve kader hakkında içten kurulmuş hükümler düzeyine genişler (2:46; 48:12).

Kardeş köklerden farkı

  • خرصile farkı

    خرص, dışa vurulan uydurma/atmasyon türü söylem ve gelişigüzel kestirmedir; ظنّ ise içte kurulan hüküm ve baskın ihtimaldir. İkisi birlikte anıldığında خرص, ظنّ’ın sözleşmiş, temelsiz biçimini gösterir.

  • قرضile farkı

    قرض, dış dünyada yapılan somut bir verme/borçlandırma fiilidir ve muhataba yönelir (Allah yolunda sunu); ظنّ ise öznenin içinde gerçekleşen değerlendirmedir, eylem değil hüküm üretir.

  • مرضile farkı

    مرض, kalpteki arıza/bozuk hâli anlatır; bu hâl kişiyi yanlış hükümlere ve ظنّ’a uymaya yatkın kılar. ظنّ ise bizzat o hüküm/öngörünün kendisidir; hak veya bâtıl olabilir.

Anlam alanları · 5

  1. Yakın tehlike/olay için kuvvetli beklenti

    Dış şartların baskısıyla oluşan, gerçekleşmesi eli kulağında görülen hüküm.

  2. İtikadî konularda iç hüküm

    Allah, ahiret ve diriliş hakkında zihinde kurulan kabul veya reddiyeye dönük hüküm.

  3. Nefsânî/hevâ kaynaklı yanlış kabuller

    Hevâ ve kibirle süslenen, dünya işlerinde ve akıbette yanıltan hükümler.

  4. Bilgiyi ikame eden izleme (ittibâʿu’ẓ-ẓann)

    Kesin bilgiye karşı, temelsiz hükümlerin peşine düşme tavrı.

  5. Salih amele rehberlik eden ihtiyatlı öngörü

    Sorumluluğu hatırlatan, davranışı güzelleştiren baskın ihtimal.

Biçimlerin kullanımı

ظَنَّ
Fiil olarak, ‘…hakkında hüküm vermek/olası görmek’; çoğunlukla أنَّ/أنْ ile tamamlanır.
ظَنّ
İsim olarak, söz konusu hükmün/öngörünün kendisi; bilgiye alternatif olamaz (10:36; 53:28).

Güven: Güçlü · incelenen 57 ayetin 32'i açıklandı (%56)

Çok sayıda bağlamda, ‘bilgi/yaqîn’ karşısındaki konumu ve olumlu-olumsuz kullanımları açıkça ayrışıyor.

Açık soru: Kökteki derece farkı (yakın kesinlikten temelsiz varsayıma) siyâkla belirlenir; sabit bir yoğunluk düzeyi çıkarılamaz.

Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.

Kur'an'daki izi

32 sûreye yayılıyor; mushaf sırasında ilk kez 2:46'de.

FâtihaNâs
Mekkî · 43Medenî · 14
fiil · 47isim · 21sıfat · 1

Yoldaş kökler

Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.

Aldığı yüzler · 33

Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.

ٱلظَّنَّ7ظَنَّ6وَظَنُّوٓاْ6يَظُنُّونَ5ظَنَنتُم5ٱلظَّنِّ3وَظَنَّ3أَظُنُّ3ظَنُّ2وَتَظُنُّونَ2لَأَظُنُّكَ2يَظُنُّ2لَأَظُنُّهُ2ظَنَنَّآ2ظَنَّآ1لَنَظُنُّكَ1ظَنًّا1نَظُنُّكُم1فَظَنُّوٓاْ1فَظَنَّ1نَّظُنُّكَ1ٱلظُّنُونَا1ظَنَّهُ1ظَنُّكُم1ظَنُّكُمُ1وَظَنُّواْ1نَّظُنُّ1ظَنّٗا1ٱلظَّآنِّينَ1وَظَنَنتُم1ظَنَنتُ1ظَنُّواْ1تَظُنُّ1

Geçtiği ayetler · ilk 30

  1. 2:46Onlar ki, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten O'na döneceklerini bilirlerيَظُنُّونَ
  2. 2:78Bunların bir de ümmî (okuma yazması olmayan) kısmı vardır, kitabı bilmezler, ancak birtakım kuruntu yığınına, boş saplantılara kapılır ve zan içinde dolaşır dururlarيَظُنُّونَ
  3. 2:230Eğer kadını bir daha boşarsa, bundan sonra artık başka bir kocaya varıncaya kadar ona helâl olmaz. Eğer ikinci koca da onu boşarsa, Allah'ın hududunu sağlam tutacaklarını ümid ettikleri takdirde öncekilerin birbirlerine dönmelerinde her ikisine de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın tayin ettiği hudududur. Bunları, bilen bir kavim için açıklıyorظَنَّآ
  4. 2:249Talut, ordu ile hareket edince dedi ki: "Allah sizi mutlaka bir nehirle imtihan edecek. Kim ondan içerse, benden değildir. Kim de onu tatmazsa, işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka (bu kadarına ruhsat vardır)." Derken içlerinden pek azı hariç, hepsi de varır varmaz ondan içtiler. Talut ve beraberindeki iman eden kimseler nehri geçtiklerinde. "Bizim bugün, Calut ile ordusuna karşı duracak gücümüz yok." dediler. Allah'a kavuşacaklarına inanıp, bilenler ise şu cevabı verdiler: "Nice az topluluklar, Allah'ın izniyle nice çok topluluklara galip gelmişlerdir. Allah, sabırlılarla beraberdirيَظُنُّونَ
  5. 3:154Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize öyle bir eminlik, öyle bir uyku indirdi ki, o, içinizden bir zümreyi örtüp bürüyordu. Bir zümre de canları sevdasına düşmüştü. Allah'a karşı, cahiliyet zannı gibi, hakka aykırı bir zan besliyorlar ve "Bu işten bize ne?" diyorlardı. De ki: "Bütün iş Allah'ındır". Onlar sana açıklamayacaklarını içlerinde saklıyorlar (ve) diyorlar ki: "Bize bu işten bir şey olsaydı burada öldürülmezdik". Onlara şöyle söyle: "Eğer siz evlerinizde olsaydınız bile, üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar yine muhakkak yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gidecekti. Allah (bunu) göğüslerinizin içindekini denemek ve yüreklerinizdekini temizlemek için yaptı. Allah göğüslerin içinde olanı bilirيَظُنُّونَ
  6. 4:157Bir de "Biz Allah'ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük" demeleridir. Oysa onu ne öldürdüler, ne de astılar. Fakat öldürdükleri kimse, onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, ondan yana tam bir kuşku içindedirler. O hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesinlikle öldürmedilerٱلظَّنِّ
  7. 6:116Eğer yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece "zann"a uyarlar ve saçmalarlarٱلظَّنَّ
  8. 6:148Allah'a ortak koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz ortak koşardık, ne de atalarımız ortak koşardı, hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan önce yalanlayanlar da böyle söylemişlerdi de sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: "Yanınızda bize çıkarabileceğiniz bir bilgi mi var? Siz, sadece zanna uyuyorsunuz ve siz sadece saçmalıyorsunuzٱلظَّنَّ
  9. 7:66Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: "Biz seni bir çılgınlık içinde görüyoruz, ve gerçekten seni yalancılardan sanıyoruzلَنَظُنُّكَ
  10. 7:171Hani bir zamanlar biz o dağı gölgelik gibi tepelerine çekmiştik de üzerlerine düşüyor zannettikleri bir sırada demiştik ki; "size verdiğimiz kitabı kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın, umulur ki korunursunuzوَظَنُّوٓاْ
  11. 9:118Allah, haklarında hüküm beklenen o üç kişiyi de bağışladı. Çünkü o derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmeye başlamıştı, vicdanları da kendilerini sıkıntıya sokmuştu. Allah'dan kurtuluşun, ancak Allah'a sığınmakta olduğunu anlamışlardı. Sonra da Allah, onları tevbekâr olmaya muvaffak kıldı da tevbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çok çok kabul edendir, çok merhametli olandırوَظَنُّوٓاْ
  12. 10:22Sizi karada ve denizde gezdirip dolaştıran O'dur. Hatta gemilerde bulunduğunuz ve o gemiler, içindekilerle beraber hoş bir esinti ile akıp gittikleri ve tam keyiflendikleri sırada o gemilere şiddetli bir fırtına gelir çatar ve her taraftan onlara dalgalar gelmeye başlar. Bütünüyle kuşatılıp artık bittiklerini sanırlar. İşte o vakit tam ihlas ile Allah'a yalvarır ve dindar olurlar: "Eğer bizi buradan kurtarırsan, andolsun ki, şükredenlerden olacağız." derler. Sonra Allah onları oradan kurtarır, kurtulur kurtulmaz yeryüzünde çeşitli taşkınlıklara başlarlar. Ey insanlar taşkınlığınız sırf kendi zararınızadır. Şu değersiz dünya hayatının bir süre tadını çıkarınız, sonra nasıl olsa dönüp bize geleceksiniz. Biz de bütün yaptıklarınızı tek tek size haber vereceğizوَظَنُّوٓاْ
  13. 10:24Dünya hayatının misali şöyledir: Gökten indirdiğimiz su ile, insanların ve hayvanların yediği bitkiler birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü süslerini takınıp süslendiği ve sahipleri kendilerini ona gücü yeter sandıkları bir sırada, geceleyin veya gündüzün, ona emrimiz gelivermiştir, ansızın ona öyle bir tırpan atıvermişiz de sanki bir gün önce orada hiçbir şenlik yokmuş gibi oluvermiştir. Düşünen bir kavim için âyetlerimizi işte böyle açıklarızوَظَنَّ
  14. 10:36Onların birçoğu zandan başka bir şeye uymaz. Zan ise haktan hiç bir şeyin yerini tutmaz. Şüphesiz ki, Allah onların ne yaptıklarını bilirظَنًّا
  15. 10:60Allah'a yalanı iftira edenler kıyamet gününü ne sanıyorlar? Allah, insanlara çok ihsanda bulunmuştur, lâkin insanların çoğu şükretmezlerظَنُّ
  16. 10:66Açın gözünüzü! Göklerde kim var, yerde kim varsa hep Allah'ındır. Allah'dan başkasına tapanlar dahi, Allah'a ortak koştuklarına uymuş olmuyorlar, ancak zanna uymuş oluyorlar. Ve yalandan başka bir şey söylemiyorlarٱلظَّنَّ
  17. 11:27Buna karşılık, kavminin ileri gelen kâfirlerinden bir kısmı dediler ki: "Biz seni bizim gibi insanlardan biri olarak görüyoruz, başka değil. İlk bakışta bizim ayak takımımızdan başkasının senin arkana düştüğünü görmüyoruz. Sizin bizden fazla bir meziyetinizi de görmüyoruz. Aksine sizi yalancılar sanıyoruzنَظُنُّكُم
  18. 12:42Yusuf, hapisten kurtulacağına inandığı o ikiden birine dedi ki: "Beni efendinin yanında an". (Benden söz et ki, beni kurtarsın). Fakat Şeytan, ona, efendisinin yanında anmayı unutturdu. Bu yüzden Yusuf, daha yıllarca zindanda kaldıظَنَّ
  19. 12:110Nihayet peygamberleri (onların iman etmelerinden) ümit kesecek hale gelince ve kendilerinin yalancı durumuna düştüklerini sanınca, onlara yardımımız geldi, yetişti; dilediklerimiz kurtarıldı. Suçlular topluluğundan bizim azabımız geri çevrilemezوَظَنُّوٓاْ
  20. 17:52(Allah) sizi çağıracağı gün, tam bir hürmetle onun emrine koşacaksınız ve zannedeceksiniz ki, kabirlerinizde pek az bir müddet kaldınızوَتَظُنُّونَ
  21. 17:101Andolsun biz Musa'ya apaçık dokuz mucize verdik. (Ey Peygamber!) İsrailoğullarına sor, Musa kendilerine geldiğinde Firavun ona: "Ey Musa! Ben senin büyülenmiş olduğunu sanıyorum" demiştiلَأَظُنُّكَ
  22. 17:102Musa dedi ki: "Ey Firavun! Pekâlâ bilirsin ki, bu mucizeleri, birer ibret olmak üzere, ancak göklerin ve yerin Rabbi indirdi. Ey Firavun! Ben de seni helak olmuş zannediyorumلَأَظُنُّكَ
  23. 18:35Adam, bu şekilde kendine zulmederek bağına girdi ve şöyle dedi: "Bunun hiç yok olacağını sanmıyorumأَظُنُّ
  24. 18:36Kıyametin kopacağını da zannetmem. Şayet Rabbimin huzuruna götürürlürsem, muhakkak orada bundan daha hayırlı bir sonuç bulurumأَظُنُّ
  25. 18:53Günahkârlar ateşi görmüşler de artık ona düşeceklerini anlamışlardır. Fakat ondan kaçıp sığınacak bir yer bulamazlarفَظَنُّوٓاْ
  26. 21:87Zünnun'u (balık sahibi Yunus'u) da hatırla. Hani o, öfkelenerek gitmişti de, bizim kendisini hiçbir zaman sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Fakat sonunda karanlıklar içinde: "Senden başka ilâh yoktur, sen münezzehsin, Şüphesiz ben haksızlık edenlerden oldum" diye seslenmiştiفَظَنَّ
  27. 22:15Allah'ın ona (peygambere) dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanan kimse hemen yukarıya bir ip uzatsın, sonra (kendini intihar edip) boğsun da baksın bu hilesi kendisini öfkelendiren şeyi giderecek miيَظُنُّ
  28. 24:12Erkek ve kadın müminlerin, bu iftirayı işittiklerinde kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da, "bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydiظَنَّ
  29. 26:186Sen de bizim gibi bir beşerden başka nesin? Bil ki, biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruzنَّظُنُّكَ
  30. 28:38Firavun: "Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilâh tanımıyorum. Ey Hâmân, haydi benim için çamur üzerine ateş yak (ve tuğla imal et), bana bir kule yap ki, Musa'nın ilâhına çıkayım; ama sanıyorum, o mutlaka yalan söyleyenlerdendir." dediلَأَظُنُّهُ

Bu kök 57 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.

Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.