Kök
بصر
Kur'an'da 148 yerde, 139 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
Güneşli bir günde, kalabalığın içinde arkadaşını uzaktan seçiyorsun. Kur’an bu kökle, ışıkta netleşeni dikkatle görüp ayırt etmeyi ve bunun içte açıklığa dönüşmesini anlatır. En sonda Allah’ın Basîr oluşu, herkesin yaptığını eksiksiz gördüğünü bildirir.
Türkçedeki izi
- basiret
- Işıkta netleşeni fark edip doğruyu seçme anlamı taşır.
- basiretli
- Durumu doğru okuyup yerinde karar veren kişi için söylenir.
Tanıdık kelimelerle kıyas
bu kökileسرع(sürat, seri, acele)
Basar, ışıkta görüleni dikkatle ayırt etmektir. Sürat ise hızla ilgilidir. Kısacası basar tanımayı, sürat zamanı öne alır.
bu kökileعمي(âmâ, âmâlık)
Basar açıklık ve ayırt etmedir. Âmâ ise bu kapının kapanmasıdır. Kısacası basar açar, âmâ kapatır.
bu kökileفاد(Fuat)
Basar dışarıdaki şeyi ışıkta seçer. Fuad içte değerlendiren merkezdir. Kısacası basar dıştan alır, fuad içte tartar.
Müfessir diliyle
Işıkla belirgin olanı yöneltilmiş dikkatle kavrayıp ayırt etme kudreti.
Kök, aydınlığın sağladığı açıklıkta fark edip seçmeye işaret eder; gündüzün ve verilen mucizenin ‘mubsirah’ oluşu ve gönderilen ‘basa’ir’ bunu gösterir (17:12; 17:59; 6:104; 28:43). Bu kudret yönlendirilir ve sınanır: bakışlar çevrilir, indirgenir, sapmaması övülür; ayrıca hesaba konu edilir (7:47; 24:31; 53:17; 17:36). Allah hakkında ‘Basîr’ ise kulların fiillerine eksiksiz tanıklığı bildirir; mahlûkun ‘absar’ı O’nu kuşatamazken O ‘absar’ı kuşatır (2:96; 4:58; 6:103; 17:96; 57:4).
Somuttan soyuta
Önce bedensel algı: organ ve gündüz gibi ışık sağlayan vasatlar (7:195; 17:12; 27:86). Buradan delile dayalı içsel açıklığa (‘basa’ir’, ‘basîra’) ve nihayet ilâhî kuşatıcılığa (‘Basîr’) yükselir (6:104; 12:108; 17:1; 57:4).
Kardeş köklerden farkı
سرعile farkı
srE hız ve aceleciliği bildirir; bSr ise idrakin açıklığı ve temyiz yönünü. srE zamanlamayı, bSr tanımayı merkeze alır.
عميile farkı
Emy, idrak kapısının kapanmasını/örtülmesini; bSr ise açık seçik kavrayışı ifade eder. İkisi zıt kutuplar olarak birlikte anılır.
فادile farkı
fAd (fu’âd), iç değerlendirme ve duygusal-merkezî idareyi; bSr dış verinin aydınlıkta fark edilmesini bildirir. Sorumlulukta birlikte zikredilirler.
Anlam alanları · 5
Duyusal algı ve yönelim
Dış dünyadaki nesne/olayları aydınlıkta fark etme; bakışın yönü ve kararlılığı.
Perde, yitirme ve sarsılma
Algının örtülmesi, silinmesi veya şiddetle sarsılması.
Delil ve içsel açıklık
Vahyin sunduğu açıklayıcı işaretler ve bunların ürettiği temyiz gücü.
İlâhî kuşatıcılık ve şahitlik
Allah’ın kulların işlerine tam tanıklığı ve kuşatıcı bilgisi.
Kıyamet ve teşhir
İnsanın hakikate zorunlu biçimde muhatap kılınması; birbirine gösterilme ve yüzlerin boyun eğmesi.
Biçimlerin kullanımı
- بَصَر
- Aydınlıkta seçip ayırt etmeye yarayan algı gücü ve onun yönelimi.
- بَصِير
- Açık-seçik tanıklık sahibi; Allah için kuşatıcı şahit, insan için idraki yerinde kimse.
- أَبْصَرَ
- Açıklığı fark etmek, net biçimde idrak etmek; bazen ‘farketmeye çağrı’ retoriği.
- بَصِيرَة
- Delille aydınlanmış içsel açıklık; temyiz kudreti.
- مُبْصِر
- Algıyı mümkün kılan/aydınlatan; yahut hatırlamayla idraki açılmış olan.
- تَبْصِرَة
- Gösterip idrak ettiren vesile; ders ve uyarı kaynağı.
Güven: Güçlü · incelenen 64 ayetin 25'i açıklandı (%39) · toplam 139 ayetten dengeli örnek
Ayetler, kökün somut ve mecazî kullanımlarını, ilâhî isim bağlamını ve sorumluluk ilişkisini yeterli sıklık ve çeşitlilikle gösteriyor.
Açık soru: bSr ile kalb-merkezli değerlendirme (fu’âd) arasındaki sınır bağlama göre kayabilir; ince ayrımı her yerde net çizmek zor olabilir.
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 61
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 2:7Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde bir de perde vardır. Ve büyük azab onlaradırأَبصَٰرِهِم
- 2:17Onların durumu, bir ateş yakanın durumu gibidir. (Ateş) çevresini aydınlatır aydınlatmaz Allah onların (gözlerinin) nurlarını giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı, artık görmezlerيُبصِرُونَ
- 2:20O şimşek nerdeyse gözlerini (n nûrunu) kapıverecek. Önlerini aydınlattımı ışığında yürürler, karanlık üzerlerine çöktümü de dikilip kalırlar. Allah dilemiş olsaydı işitmelerini, görmelerini de alıverirdi. Şüphesiz Allah her şeye kâdirdirأَبصَٰرَهُم
- 2:96Elbette onları insanların hayata en hırslı, en düşkün olanları olarak bulacak, hatta müşriklerden bile daha düşkün bulacaksın. Onların her biri bin sene ömür sürmeyi arzular, oysa uzun yaşamak kendisini azaptan kurtarıp uzaklaştıracak değildir. Allah, onların neler yaptığını görüp duruyorبَصِيرُ
- 2:110Siz namazı hakkıyle kılmaya bakın ve zekatı verin! Kendi nefsiniz için her ne hayır yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki, Allah bütün yaptıklarınızı görmektedirبَصِيرٞ
- 2:233Anneler, çocuklarını, emzirmenin tamamlanmasını isteyenler için tam iki yıl emzirirler. Çocuk kendisine ait olan babaya da emzirenlerin yiyecekleri ve giyecekleri geleneklere uygun olarak bir borçtur. Bununla beraber herkes ancak gücüne göre mükellefolur. Çocuğu sebebiyle bir anne de, çocuğu sebebiyle bir baba da zarara sokulmasın. Varise düşen de yine aynı borçtur. Eğer ana ve baba birbirleriyle istişare edip, her ikisinin de rızasıyla çocuğu memeden ayırmak isterlerse kendilerine bir günah yoktur. Eğer çocuklarınızı başkalarına emzirtmek isterseniz vereceğinizi güzel güzel verdikten sonra bunda da size bir günah yoktur. Bununla beraber Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görürبَصِيرٞ
- 2:237Eğer onları, kendilerine dokunmadan önce boşar ve mehri de kesmiş bulunursanız, o zaman borç, o kestiğiniz miktarın yarısıdır. Ancak kadınlar veya nikâh akdini elinde bulunduran kimse bağışlarsa başka. Ey erkekler! sizin bağışlamanız ise takvaya daha yakındır. Aranızdaki fazileti unutmayın şüphesiz ki Allah, her ne yaparsanız hakkiyle görürبَصِيرٌ
- 2:265Allah'ın rızasını aramak, kendilerini veya kendilerinden bir kısmını Allah yolunda sabit kılmak için mallarını Allah yolunda harcayanların hâli ise, bir tepedeki güzel bir bahçenin hâline benzer ki, ona kuvvetli bir sağnak düşmüş de yemişlerini iki kat vermiştir. Böyle bir bahçeye yağmur düşmese bile mutlaka bir çisenti vardır. Allah, yaptıklarınızı görürبَصِيرٌ
- 3:13Hiç şüphesiz karşı karşıya gelen iki toplulukta size bir âyet, bir işaret ve ibret vardır. Onlardan biri Allah yolunda savaşıyordu, öbürü de kâfirdi ve karşılarındakini göz kararıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da gönderdiği yardımla dilediğini destekliyordu. Gören gözleri olanlar için elbette bunda apaçık bir ibret vardırٱلأَبصَٰرِ
- 3:15De ki, size, o istediklerinizden daha hayırlısını haber vereyim mi? Korunan kullar için Rablerinin yanında cennetler var ki, altlarından ırmaklar akar, içlerinde ebedî kalmak üzere onlara, hem tertemiz eşler var, hem de Allah'dan bir rıza vardır. Allah, o kulları görürبَصِيرُ
- 3:20Buna karşı seninle münakayaşa kalkışırlarsa de ki: "Ben, bana uyanlarla birlikte kendi özümü Allah'a teslim etmişimdir". Kendilerine kitap verilenlere ve (kitap verilmeyen) ümmîlere de ki: "Siz de İslâm'ı kabul ettiniz mi?" Eğer İslâm'a girerlerse hidayete ermiş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen şey ancak tebliğ etmektir. Allah kulları görendirبَصِيرُ
- 3:156Ey iman edenler! Sizler inkâr edenler ve yeryüzünde sefere veya savaşa çıkan kardeşleri için: "Eğer bizim yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi." diyenler gibi olmayın. Allah bunu, onların kalplerine bir hasret (yarası) olarak koydu. Allah, diriltir ve öldürür. Allah yaptıklarınızı görmektedirبَصِيرٞ
- 3:163Onlar (insanlar) Allah katında derece derecedirler. Allah, onların yaptıklarını görmektedirبَصِيرُ
- 4:58Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla görendirبَصِيرٗا
- 4:134Kim dünya nimetini isterse, bilsin ki dünya ve ahiret nimeti Allah katındadır. Allah her şeyi çok iyi işiten ve çok iyi görendirبَصِيرٗا
- 5:71Onlar, bir fitne kopmayacak sandılar, kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah onların tevbesini kabul etti. Sonra yine onların çoğu kör, sağır kesildiler. Allah, onların yaptıklarını görüyorبَصِيرُ
- 6:46De ki: "Söyleyin bakalım, eğer Allah kulaklarınızı ve gözlerinizi alır da kalblerinize mühür vurursa, Allah'tan başka onları size getirecek tanrı kimdir?". Dikkat et, âyetlerimizi nasıl türlü türlü açıklıyoruz, sonra da onlar yüz çeviriyorlarوَأَبصَٰرَكُم
- 6:50De ki: "Size Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. Ve size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece bana vahyolunana uyuyorum." De ki: "Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmez misinizوَٱلبَصِيرُ
- 6:103Gözler onu göremez, O ise bütün gözleri görür; O, lütuf sahibidir, her şeyden haberlidirٱلأَبصَٰرُ
- 6:104Muhakkak size Rabbinizden basiretler (kalb gözleri) geldi. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de körlük ederse zararı kendisinedir. Ben sizin bekçiniz değilimبَصَآئِرُ
- 6:110Biz onların kalblerini ve gözlerini çeviririz de, onlar, ilkin iman etmedikleri gibi, gene de iman etmezler. Biz de onları taşkınlıkları içerisinde kör ve şaşkın bırakırızوَأَبصَٰرَهُم
- 7:47Gözleri cehennemlikler tarafına çevrilince de: "Rabbimiz! Bizi zalim toplulukla beraber eyleme!" derlerأَبصَٰرُهُم
- 7:179Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridirيُبصِرُونَ
- 7:195Onların yürüyecek ayakları, tutacak elleri, görecek gözleri veya işitecek kulakları mı var? De ki: "Haydi çağırın o ortaklarınızı, sonra bana istediğiniz tuzağı kurun ve elinizden gelirse göz açtırmayınيُبصِرُونَ
- 7:198Siz onları doğru yola çağıracak olsanız da duymazlar." Onların sana baktıklarını görürsün, bakarlar, ama görmezlerيُبصِرُونَ
- 7:201Allah'tan korkanlar, kendilerine şeytandan bir vesvese iliştiği zaman, durup düşünürler de derhal kendi basiretlerine sahib olurlarمُّبصِرُونَ
- 7:203Onlara (arzularına göre) bir âyet getirmediğin zaman, derleyip toplasaydın ya derler, sen de de ki; ben ancak Rabbimden bana ne vahyolunuyorsa ona uyarım, işte bütünüyle bu Kur'ân, Rabbinizden gelen basiretlerdir (kalp gözünü açacak beyanlardır), iman eden bir kavim için hidayettir, rahmettirبَصَآئِرُ
- 8:39Ortalıkta fitne kalmayıp, din tamamıyla Allah'ın dini oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse muhakkak ki, Allah yaptıklarını görürبَصِيرٞ
- 8:72Gerçekten de iman edip hicret eden, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad veren, onları barındırıp yardım edenler, işte bunlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İman ettiği halde henüz hicret etmemiş olanlar, hicret edinceye kadar onlar üzerinde herhangi bir velayet hakkınız yoktur. Bununla beraber dinde sizden yardım isterlerse, sizinle arasında antlaşma bulunanlar aleyhine bir durum olmadıkça, onlara yardım etmeniz de üzerinize borçtur. Allah bütün yaptıklarınızı görüp duruyorبَصِيرٞ
- 10:31De ki, "size gökten ve yerden kim rızık veriyor? O, kulaklara ve gözlere hükmeden kim? Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran kim? İşleri idare eden kim?" Hemen "Allah'dır" diyecekler. De ki, "O halde Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınızوَٱلأَبصَٰرَ
Bu kök 139 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.