Kök
متع
Kur'an'da 70 yerde, 65 ayette geçer.
Önerilen okuma
Kur'an içi çıkarımKısaca
Yola çıkmışsın; çantanda su, ekmek, küçük bir bıçak var. Bunlar işini görür ama belli bir yere kadar. Kur’an bu kökle hem böyle taşınan eşya ve araçları, hem de Allah’ın insana kısa süre tattırdığı faydayı anlatır; kimi yerde vermek, kimi yerde kısaca yararlanmak anlamıyla geçer.
Türkçedeki izi
- temettü
- Borsadaki kâr payı sözü; kökteki faydalanma anlamından gelir.
- metâ
- Eski Türkçede mal ve eşya; kökteki eşya ve donanım anlamıyla aynıdır.
Tanıdık kelimelerle kıyas
bu kökileدنو(dünya, dünyevî)
dnw hayatın bu tarafını adlandırır. Bu kök o hayatta elde edilen, süresi sınırlı faydayı anlatır. Kısacası dnw hayatın adı, bu kök o hayattaki geçici fayda.
bu kökileحيي(hayat, hayati)
Hyy canlılık ve yaşam sürecini söyler. Bu kök o süreçte kullanılan araçları ve geçici yararı anlatır. Kısacası Hyy yaşamın kendisi, bu kök ondan alınan kısa fayda.
bu kökileاخر(ahiret, âhir)
Axr sonraki ve kalıcı yurdu anlatır. Bu kök bu dünyadaki sınırlı kullanım ve mühleti anlatır. Kısacası Axr sonrası yurt, bu kök şimdiki geçici fayda.
Müfessir diliyle
Belirli bir vakte kadar fayda veren donanım ve bu faydadan yararlandırma ile yararlanma.
Kök önce somut eşya ve yol azığı için kullanılır: yük, ev eşyası, silah-donanım ve istenen nesneler (12:17; 12:65; 4:102; 24:29; 33:53). Buradan, insana belirli bir süre için verilen her türlü fayda ve hazza genişler; bu fayda azlığı ve süreliliği vurgulanır (3:14; 3:197; 42:36). Fiil kalıpları ya bu faydayı vermeyi (2:126; 11:3) ya da ondan geçici şekilde yararlanmayı bildirir (14:30; 47:12).
Somuttan soyuta
Somut: yük ve ev-donanımı, yolcu azığı (12:17; 4:102; 5:96), ateşin çöldeki kullanımı (56:73). Soyut: hayatın tümünün süreli fayda oluşu ve bu faydaya ilâhî mühlet/ikaz eşliği (3:185; 57:20; 2:126; 15:3).
Kardeş köklerden farkı
دنوile farkı
dnw, yakın/alt düzeydeki hayatın kendisini işaret ederken; mtE, o hayatta elde edilen süreli faydayı ve kullanılabilir donanımı anlatır.
حييile farkı
Hyy, canlılık ve hayat sürecinin adıdır; mtE, bu süreçte kullanılan araçlar ve tadılan sınırlı faydadır.
اخرile farkı
Axr, sonraki yurdu ve kalıcı sonucu bildirir; mtE, bu tarafa mahsus geçici istifadeyi ve ona tanınan mühleti belirtir.
Anlam alanları · 6
Somut eşya ve donanım
Kişinin yanında taşıdığı yük, ev içi eşya ve istenen bir nesne; yol azığı ve araç-gereç.
Yolculuk ve maişete yönelik kullanım
Deniz avı ve gıdası, çöldeki ateş, insan ve hayvanlar için sağlanan fayda; hepsi süre kayıtlıdır.
İlâhî yararlandırma ve mühlet
Allah’ın belirli bir vakte kadar fayda tattırması; çoğu kez ardından hesap/azap gelir.
Kişisel zevk ve istifade (ikaz tonlu)
İnsanın faydayı tüketmesi; kısa sürer ve aldatıcıdır, uyarılar eşlik eder.
Aile hukukunda ödenek ve bedel
Boşanan veya eşi vefat eden kadınlara sağlanan ödenek; evlilikte yararlanmaya mukabil bedel.
Hayatın süreli fayda olarak tasviri
Bu tarafın tüm nimetleri kısa ömürlü bir fayda olarak nitelenir, kalıcı olana karşı konulur.
Biçimlerin kullanımı
- مَّتَّعَ
- Birine belirli bir vakte kadar fayda tattırmak; ödenek vermek ya da mühlet tanımak.
- تَمَتَّعَ
- Sağlanan imkândan bir süre için yararlanmak; avunarak faydayı tüketmek.
- ٱسْتَمْتَعَ
- Fayda talep edip ondan yararlanmak; kimi bağlamda karşılıklı istifade.
Güven: Güçlü · incelenen 61 ayetin 31'i açıklandı (%51) · toplam 65 ayetten dengeli örnek
Kök, isim ve fiil kalıplarında çok sayıda ve tutarlı kullanımla süreli fayda/donanım eksenini açıkça kuruyor.
Açık soru: 4:24’teki istifadenin hukuki çerçevesi ayetin dışına taşmadan tam belirlenemez; sadece ‘yararlanma karşılığı bedel’ seviyesi kesindir.
Bu okuma Arapça metinden ve kökün geçtiği ayetlerden çıkarıldı; meal yalnızca yardımcı olarak kullanıldı. Ayete dayanmayan iddialar otomatik silindi. Ayetlere tıklayıp kendin tart.
Yoldaş kökler
Aynı ayetlerde bu kökle en sık birlikte geçenler. Bu bir istatistiktir, eş anlam iddiası değildir — farkı ders ortaya koyar.
Aldığı yüzler · 46
Aynı üç harf, bu kadar farklı kelime veriyor. Anlam ailesi burada görünür — sözlük anlamıdır, hüküm değildir.
Geçtiği ayetler · ilk 30
- 2:36Bunun üzerine şeytan onları(n ayağını) oradan kaydırdı, içinde bulundukları (cennet yurdu)ndan çıkardı. Biz de: "Birbirinize düşman olarak inin, orada belirli bir vakte kadar sizin için bir karar yeri ve bir nasib vardır." dedikوَمَتَٰعٌ
- 2:126Ve o vakit İbrahim "Ey Rabbim, burasını güvenli bir belde kıl, halkından Allah'a ve ahiret gününe iman edenleri çeşitli meyvalarla rızıklandır" diye yalvardı. Allah buyurdu ki: "küfredeni dahi rızıklandırır da hayattan biraz nasip aldırırım, sonra da onu ateş azabına uğratırım ki, orası ne yaman bir duraktırفَأُمَتِّعُهُ
- 2:196Hac ve umreyi de Allah için tamam yapın. Eğer bunlardan alıkonursanız, o zaman kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Bununla beraber bu kurban, kesileceği yere varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden hasta olana veya başından bir rahatsızlığı bulunana tıraş için oruç veya sadaka yahut da kurbandan ibaret bir fidye gerekir. Engellemeden kurtulduğunuz zaman da her kim hacca kadar umre ile sevab kazanmak isterse, ona da kolayına gelen bir kurban gerekir. Bunu bulamayana ise üç gün hacda, yedi de döndüğünüzde ki tam on gün oruç tutması lazım gelir. Bu hüküm, ailesi Mescidi Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah'ın azabı gerçekten çok şiddetlidirتَمَتَّعَ
- 2:236Eğer kadınları, kendilerine dokunmadan veya onlara bir mehir takdir etmeden boşarsanız (bunda) size bir vebal yoktur. Şu kadar ki onlara (mal verip) faydalandırın. Eli geniş olan hâline göre, eli dar olan da haline göre ve güzellikle faydalandırmalıdır. Bu, iyilik yapanlar üzerine bir borçturوَمَتِّعُوهُنَّ
- 2:240İçinizden hanımlarını geride bırakarak vefat edecek olanlar, eşleri için senesine kadar evlerinden çıkarılmaksızın kendilerine yetecek bir malı vasiyet ederler. Bununla birlikte eğer kendileri çıkarlarsa, kendi haklarında yaptıkları meşru bir hareketten dolayı size bir sorumluluk yoktur. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidirمَّتَٰعًا
- 2:241Boşanmış kadınlar için de meşru ve geleneğe uygun şekilde bir meta'(intifa hakkı) vardır ki verilmesi, Allah'tan korkanlar üzerine bir borçturمَتَٰعُ
- 3:14İnsanlara kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Halbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacakyerin (ebedî hayatın) bütün güzellikleri Allah katındadırمَتَٰعُ
- 3:185Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka birşey değildirمَتَٰعُ
- 3:197Bu, az bir geçimliktir. Sonra onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir yataktır orasıمَتَٰعٞ
- 4:24Bir de harb esiri olarak sahibi bulunduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlarla evlenmeniz de size haram kılındı. Bütün bunlar Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Bunların dışında kalanlar ise iffetli olarak zina etmeksizin mallarınızla mehir vermek suretiyle evlenmek istemeniz size helal kılındı. O halde onlardan nikah ile faydalanmanıza karşılık mehirlerini kendilerine verin ki, bu farzdır. O mehri takdir edip kesinleştirdikten sonra birbirinizi razı etmenizde bir mahzur yoktur. Şüphesiz ki Allah her şeyi çok iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidirٱستَمتَعتُم
- 4:77Kendilerine, "Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca hemen içlerinden bir kısmı insanlardan, Allah'tan korkar gibi, hatta daha çok korkarlar ve "Rabbimiz! Niçin bize savaş yazdın? Ne olurdu bize azıcık bir müddet daha tanımış olsaydın da biraz daha yaşasaydık?" derler. Onlara de ki: "Dünya zevki ne de olsa azdır, ahiret, Allah'a karşı gelmekten sakınan için daha hayırlıdır ve size kıl kadar haksızlık edilmezمَتَٰعُ
- 4:102Sen onların aralarında bulunup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında diğer bir kısmı arkanızda beklesin. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. Kâfirler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Eğer size yağmur gibi bir eziyet erişir veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda bir vebal yoktur. Bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın. Kuşkusuz Allah kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamıştırوَأَمتِعَتِكُم
- 5:96Size ve yolculara yiyecek olmak üzere, deniz avı ve onu yemek helal kılındı. Kara avı ise, ihramlı olduğunuz müddetçe size haram edilmiştir. Huzurunda toplanacağınız Allah'tan korkunمَتَٰعٗا
- 6:128(Allah), onların hepsini topladığı gün, cinlere: "Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız" der. İnsanlardan cinlerin dostu olanlar da şöyle derler: "Rabbimiz! Biz birbirimizden faydalandık. Nihayet bize tayin ettiğin vademize ulaştık". Allah da: "Sizin durağınız cehennemdir. Orada, Allah'ın dilemesi müstesna, ebedi olarak kalacaksınız" der. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, her şeyi bilendirٱستَمتَعَ
- 7:24(Allah) buyurdu: "Birbirinize düşman olarak inin, sizin yeryüzünde bir süreye kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedirوَمَتَٰعٌ
- 9:38Ey iman edenler! Size ne oldu ki, "Allah yolunda cihada çıkın." denilince olduğunuz yere yığılıp kaldınız. Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına razı mı oldunuz? Fakat dünya hayatının zevki ahiretin yanında ancak pek az birşeydirمَتَٰعُ
- 9:69(Ey münafıklar!) siz de tıpkı kendinizden öncekiler gibisiniz. Oysa onlar sizden daha güçlü, kuvvetli, mal ve evlatça sizden daha varlıklı idiler. Dünya nimetlerinden paylarına düşen kadar zevk sürdüler. Sizden öncekiler kısmetlerine düşen kadarıyla nasıl zevk sürmek istedilerse siz de onlar gibi kısmetinize düşen kadarıyla zevk sürmeye baktınız, siz de sizden önce batağa dalanlar gibi batağa daldınız. İşte bunların dünyada ve ahirette bütün amelleri heder olup gitti ve işte bunlar hep hüsran içinde kalanlardırفَٱستَمتَعُواْ
- 10:23Sonra Allah onları oradan kurtarır, kurtulur kurtulmaz yeryüzünde çeşitli taşkınlıklara başlarlar. Ey insanlar taşkınlığınız sırf kendi zararınızadır. Şu değersiz dünya hayatının bir süre tadını çıkarınız, sonra nasıl olsa dönüp bize geleceksiniz. Biz de bütün yaptıklarınızı tek tek size haber vereceğizمَّتَٰعَ
- 10:70Dünyadaki zevkler çabuk biter. Sonra dönüşleri bize olacaktır. Daha sonra da inkâr ettiklerinden dolayı o çetin azabı biz onlara tattıracağızمَتَٰعٞ
- 10:98Fakat o vakit iman edip de imanları kendilerine fayda vermiş bir kasaba olsaydı? Ancak Yunus'un kavmi iman ettikleri vakit, dünya hayatında o rezillik azabını üzerlerinden kaldırmış ve bir süre onları rahata kavuşturmuştukوَمَتَّعنَٰهُم
- 11:3Ve Rabbinizin mağfiretini isteyin, sonra ona tevbe edin ki sizi, belli bir süreye kadar güzel güzel yaşatsın. Ve her fazilet sahibine layık olduğu ihsanı versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin için büyük bir günün azabından korkarımيُمَتِّعكُم
- 11:48Ey Nuh!" denildi, " Bizden bir selâm sana ve seninle birlikte olanlardan gelecek ümmetlere, kutluluk dileğiyle gemiden in. İlerde kendilerini bir çok nimetten faydalandıracağımız, sonra da bu yüzden kendilerine tarafımızdan acıklı bir azap dokunacaknice ümmetler olacaktırسَنُمَتِّعُهُم
- 11:65Derken, o deveyi kestiler. Bunun üzerine Salih dedi ki: "Yurdunuzda üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalan çıkmayacak olan kesin bir vaaddirتَمَتَّعُواْ
- 12:17Dediler ki: "Ey babamız! Biz gittik, aramızda yarış yapıyorduk. Yusuf'u da eşyamızın yanına bırakmıştık. Bir de baktık ki, onu kurt yemiş. şu anda biz doğru da söylesek, yine de sen bize inanacak değilsinمَتَٰعِنَا
- 12:65Derken yüklerini açtılar ve sermayelerini kendilerine geri verilmiş olarak buldular. Dediler ki: "Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte sermayelerimiz de bize iade edilmiş. Bununla yine ailemize zahire alır getiririz, kardeşimizi de koruruz, üstelik biryük daha fazla zahire alırız. Zaten bu aldığımız pek az bir zahiredirمَتَٰعَهُم
- 12:79O dedi ki: "Eşyamızı yanında bulduğumuzdan başkasını tutuklamaktan Allah korusun. Çünkü öyle yaparsak zalimlerden oluruzمَتَٰعَنَا
- 13:17Gökten bir su indirdi de vadiler, kendi miktarlarınca sel olup aktılar. Sel de suyun yüzüne çıkan bir köpük yüklendi. Bir zinet eşyası veya bir değerli mal yapmak için, ateşte üzerini körükledikleri madenlerden de onun gibi bir köpük meydana gelir. İşte Allah hak ile batılı böyle çarpıştırır. Fakat köpük atılır gider, insanlara faydası olan ise yerde kalır. İşte Allah böyle misaller verirمَتَٰعٖ
- 13:26Allah, dilediği kimseye rızkı genişletir de, daraltır da. Onlar ise dünya hayatı ile ferahlanmaktalar. Oysa düna hayatı ahiret hayatının yanında bir yol azığından ibarettirمَتَٰعٞ
- 14:30Allah'ın yolundan saptırmak için Allah'a eşler koştular. De ki: "Şimdilik eğleniniz! Çünkü varacağınız yer ateştirتَمَتَّعُواْ
- 15:3Onları bırak yesinler, içsinler, zevk alsınlar; arzu onları oyalasın ilerde bileceklerdirوَيَتَمَتَّعُواْ
Bu kök 65 ayette geçiyor; ilk 30 tanesi gösteriliyor.
Kök ve kelime çözümlemesi Quranic Arabic Corpus'tan (GNU GPL). NÛR burada anlam yorumu yapmaz.